ALKOL ve MADDE KULLANIMI İLE İLİŞKİLİ BOZUKLUKLAR
Madde bağımlılığı, toplumun her katmanında ve her ülkede
görülmektedir. İlk başta, çalışma ve eğer öğrenciyse okul performansında
düşme, kazalara neden olma ve zehirlenmeye yol açar. İşe ya da okula
gitmeme, suç işleme, hırsızlık yapma da sık görülen toplumsal
sonuçlarıdır. Özellikle gençler, alışkanlık geliştirmeye daha yatkındır.
Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür. Genellikle de,
kullanıcıların durumlarını gizlemeleri yüzünden tanınması, başlangıçta
özellikle zordur. TANIMLAR
Entoksikasyon
(Zehirlenme): Alkol ve diğer uyuşturucular, toksik (zehirleyici) maddelerdir. Alınan maddenin çeşidine, miktarına, daha önce bu maddeyi kullanma süresine başka koşullara, kişilik yapısına göre tablo değişir. Bu bakımdan alkol veya diğer uyuşturucular alındıktan hemen sonra ortaya çıkan, alınan maddenin merkezi sinir sitemine etkisiyle ortaya çıkan durumdur. Bu dönemde kişi, uygunsuz davranışlar içine girer; ruhsal değişikler olur; kendisine ve çevresine zararlı olabilir. Alınan madde dozu yükseldikçe zehirlenme belirtileri ağırlık kazanır ve ölüme kadar uzayabilir. Bunun örneklerini medyada her zaman görüyoruz.
Tolerans:
Kişi, maddeyi kullandığı sürece daha fazlasını almak ister, yoksa aldığı
madde istediği etkiyi göstermeye yeterli olmaz. Yüksek dozlara dayanma
gücü artar. Kişi, ağır bir kısır döngü içine girer Çapraz Tolerans: Bir madde kullanımı ile oluşan toleransın benzer başka bir madde için de geçerli olması durumudur.
İptila:
Psikolojik bağımlılık, madde arama davranışı, fiziksel bağımlılık ve
toleransı kapsar. Bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlıkta yıkım ile
birliktedir. Kesilme veya Yoksunluk: Uzun kullanım sonucu, tolerans ve bağımlılk geliştikten sonra, kişinin herhangi bir nedenle alkol veya başka bir uyuşturucuyu kullanmaması veya sağlayamaması durumunda ortaya çıkan fizyolojik rahatsızlık daha doğrusu kriz tablosudur. Kişi, yoksunluk belirtilerinden kurtulmak için tekrar kullanmak ister. ALKOL KULLANIM BOZUKLUKLARI
Alkol, merkezi sinir sistemi bastırıcısıdır ve toksik bir
maddedir. Ruhsal bozukluğu olanlarca ve olmayanlarca, en yaygın olarak
kullanılan psikoaktif (ruhsal yönden etkileyici) maddedir. Amerikan
vatandaşlarının üçte ikisinin alkol kullandığı bilinir. ABD ve batı
Avrupada, insanların yarısı düzenli alkol kullanmaktıadır. Az miktarda
alındığında keyif verici bir maddedir; kullanım miktarı arttıkça
sarhoşluktan komaya hatta ölüme kadar varan; başka ağır bedensel ve ruhsal
bozukluklara yol açar.
Üretiminin kolaylığı nedeniyle insanlık tarihinin
başlangıcından bu yana var olan, tüketilen bir maddedir. Bazı dinlerce
yasaklanması, yüzyılımızın başlarında ABD’de yasa ile yasaklanması dahil,
kullanımı önlenememiştir ve önlenmesi mümkün görünmemektedir.
Eğlence amacıyla ya da sosyal içici olarak alkol tüketimi
genellikle kabul görmekle birlikte bunun nerede bitttiği ve alkol kötüye
kullanımının, alkolizmin nerede başladığı, hangi durumda alkolizn deneceği
açık değildir. Ancak, her düzeyde alkol kullanımının, kullanan her kişi
için bir üst basamağa çıkma riskini artırdığı bilinmelidir. Bugünün masum
bira içicisi, yarın alkolik olmaya adaydır.
Alkollü içkilerin etken maddesi, etil alkol’dür.
Endüstriyel alkollü madde üretimlerinde, etken maddenin etil alkol olduğu
varsayılsa bile, niteliksiz üretimlerde, etil alkolle birlikte metil alkol
de alkollü içkide bulunabilmektedir. Etil alkol de zararsız olmamakla
birlikte, metil alkol özellikle zararlıdır; körlük dahil birçok
rahatsızlığa neden olur. Benzer durum, içme amaçlı üretilmemiş alkollerde,
örneğin ispirtoda bulunur. Bazı alkoliklerin alkollü içki bulamadığı ya da
aradaki farkın -sarhoşluk nedeniyle- ayırdında bulunamadığı durumlarda,
ispirto içmesi, ağır zararlara yol açmaktadır.
Bazılarımız, alkol kullanma konusunda, söz gelimi, “ben
sadece bira içiyorum, hafif bir içki” mantığıyla hareket etmektedirler.
Halbuki, konuya birim alkol açısından bakıldığında, arada bir fark
bulunmamaktadır. Bira büyük bardaklarla, diyelim viski küçük kadehlerle
içilir. Bir şişe bira, yaklaşık bir kadeh rakı, viski gibi sert içkiye,
bir bardak şaraba eşdeğerdir. Önemli olan alınan alkol miktarıdır. Aslında
günlük dilde “sarhoşluk” dediğimiz olay tıp diline “akut alkol
intoksikasyonu” daha açık deyişle zehirlenmesidir. Kontrolsuz hareket ve
konuşmalardan, kusmaya, sallanarak yürümekten yerlerde sürünmeye, sızıp
kalmaktan komaya girmeye hatta ölüme kadar uzanan sonuçları hepimizce
bilinir. Bu tablo, toplumsal açıdan o kişi için saygınlık kaybıdır.
Alkol kötüye kullanımı, alkolizm ya da alkol bağımlığı
düzeyi söz konusu olmadan bile, bir kez biraz aşırıca alkol kullanımının
çok kötü sonuçlarını hepimiz biliriz. Trafik canavarının büyük oranda
nedeni alkoldür ve birçoğu birkaç kadeh içmek sonucu oluşur. Her türlü
yaralama (kendisini veya başkasını), aşka gelip hayava ateş ederken birini
öldürme, her türlü saldırganlık örnek verilebilir.
Alkolün bedensel sağlık üzerine olumsuz etkileri ve tıbbi komplikasyonları
sayılamayacak kadar çoktur.
Alkol tüketimi çeşitli biçimlerde olabilmektedir:
1/ Sosyal içiciler: Ciddi ve uzun süreli sağlık sorunu veya
toplumsal sorun oluşmaz. Alkol alınmadığında kesilme belirtileri görülmez.
Ancak, devam edildiğinde alkolik olmaya adaydırlar. Diğer önemli konu da,
alkolle ilişkili kaza, suç vb. riski taşımalarıdır.
2/ Alkol kötüye kullananlar (bağımlı olmayan sosyal
içiciler): Birinciye ek olarak, birçok bedensel, ruhsal ve toplumsal
sorunlar yaşarlar. Alkol kullanımı ile ortaya çıkan yargı bozuklukları ve
alkol kullanımının beden sağlığı üzerine olumsuz etkileri ile karşı
karşıyadırlar.
3/ Alkolizm (alkol bağımlılığı): Birinci ve ikinciye ek olarak, içme
davranışını kontrol etmede yetersizlik ile alkolün bedensel ve ruhsal
bağımlılığını yaşarlar. İçme davranışı üzerindeki kontrol kaybı, alkol
kötüye kullanımı ile alkol bağımlılığı arasındaki kritik sınırı
oluşturmaktadır. Gene de bu sınırın kesin olmadığı belirtilmelidir. Çoğu
alkol kullanan hastamın “canım benimkisi alkolizm değil” dediklerini
duyarım. Hodri meydan dendiğinde, “istesem bırakırım ya, öyleyse mesele
yok” diye kendilerini avuturlar.
A:B:D:’de yşamları boyunca kadınların % 10’u, erkeklerin %
20’si, “alkol kötüye kullanımı” tanısı alabilmektedir. Alkol bağımlılığı
oranı, kadınlarda % 3-5, erkeklerde % 10 civarındadır. Yaşam boyu
yaygınlık (prevalans) oranı ABD’de % 14’dür. Alkol kullanımının en yaygın
olduğu yaşlar, 20-30 yaşlarıdır.
Alkol kullanımı ile ilgili bozukluğu bulunan kişilerde başka psikiyatrik
hastalık bulunması (komorbidite) çok görülür. Alkol kullanım bozukluğu
tanısı alan hastaların %30-40’ının, yaşamlarının bir döneminde major
depresyon tanısı aldıkları bilinmektedir. Ayrıca, alkol kullanım bozukluğu
olan kişlerde, antisosyal kişilik bozukluğu ve diğer madde kullanım
bozuklukları sıklıkla birlikte bulunmaktadır. Bunaltılı kişilerin, sosyal
fobisi olan kişilerin, gerek bunaltılarını bastırmak, gerek sosyal
fobilerini yenmek için alkole başvurdukları bilinir.
Alkol kullanımını etkileyen toplumsal ve kültürel etmenler
de vardır. Bazı meslekler, iş adamlığı, turizmcilik gibi, kişiyi alkol
kullanımına daha yatkın hale getirir. Bazı dinlerde alkol yasaklanmıştır.
ABD’de alkol tüketimi bazı ülkelerden daha fazladır. Örnekleri
artırılabilir. Alkol kullanımında kalıtımsal etmenler de rol oynamaktadır.
Öz ailesinde alkol kullanma öyküsü bulunan evlat edinilmiş ve alkolden
uzak büyütülmüş kişilerde, alkol kullanma riski fazla bulunmaktadır. Öz
anne-babasında alkol kullanımı bulunmayan, fakat evlat edinildikleri
ailede alkol öyküsü bulunan kişilerde ise alkol riski artmamaktadır. İkiz
çalışmaları da bu bulguyu desteklemektedir. Birinci dereceden
akrabalarında alkol öyküsü bulunan kişilerde alkol kullanım riski 3-4 kat
artmaktadır. Evlat edinme çalışmalarında, çevresel etmenlerin etkisi
önemli bulunmamıştır. Bu durumda, alkol kullanım bozuklukları için
kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Bulgular, hastalığın sonraki kuşaklara
geçişinin heterojenik olduğunu göstermekte; poligenik etiyolojiyi
desteklemektedir. ALKOL KULLANIMININ YOL AÇTIĞI BOZUKLUKLAR Alkol İntoksikasyonu
Alkol alımı sırasında ya da hemen sonrasında ortaya çıkar. Uygunsuz
davranışlar (saldırganlık, uygun düşmeyen cinsel davranışlar), psikolojik
değişiklikler (mizaç değişikliği, yargılama bozukluğu, kahkahalar atma,
ağlama) görülür. Toplumsal işlevler bozulmuştur. Peltek konuşma, denge
bozukluğu, sendeleyerek yürüme, dikkat ve bellek bozukluğu görülür. Hasta
durumunun farkında değildir. Sarhoş olmadığını kanıtlamak için, düz bir
çizgide yürüme denemesine girer ve yürüdüğünü iddia eder. Bulantı, kusma,
bilinç kaybı, stupor (çok derin uyku hali) ve koma gelişebilir.
Alkol Yoksunluğu
Birkaç saatten bir kaç güne kadar uzayabilen, terleme, nabız hızının
100’ün üzerine çıkması, ellerde aşırı titreme, uykusuzluk, bulantı ya da
kusma, bunaltı, ruhsal bedensel huzursuzluk, sanrılar, kısa süreli
dokunsal ya da işitsel varsanılar ve yanılsamalar, sara nöbetleri görülür.
Doğaldır ki bu tablo içindeki kişi, günlük yaşamını sürdüremez; toplumsal
işlevleri bozulur. Alkol Yoksunluğu Deliryumu
Deliryum başlığı altında anlatılan rahatsızlığın aynıdır. Ölümle
sonuçlanabilir. 30 yıl kadar önce uzmanlık eğitimine başladığım zaman ilk
nöbetimde, bir “alkol yoksunluğu deliryumu” vakasını deliryum tablosu,
epilepsi(sara) nöbetleri sonucu kaybetmiştik. Alkolik Demans
Alkolün yol açtığı, kalıcı bunama durumudur. Bunama başlığı
altında anlatılan tablo yaşanır.
Bunların dışında, alkol, başka psikotik bozukluklara,
psikotik olmayan başka ruhsal bozukluklara da yol açmaktadır. İntihar
davranışlarında, depresyondan sonra, ikinci sırayı alkol ile bağıntılı
bozukluklar almaktadır. Alkolle Savaş
Tarihle yaşıt alkolle eradike edici (tümden ortadan
kaldırıcı) savaş mümkün görünmemektedir. ABD yüzyılımızın başında bunu
denemiş; sadece mafyanın daha da güçlenmesi sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca,
gerçekçi olmak gerekirse, alkolün tümden yasaklanmasının çok mantıklı
olmayacağı da söylenmelidir.Öyleyse ne yapmalıdır?
Alkolün elde edilebilirliği, mümkün olduğunca
kısıtlanmalıdır. Üretim denetim altında tutulmalı, vergi konusu gözden
geçirilmelidir. “Gözden geçirilmeli” ifadesinin nedeni, alkol satışının
zaten vergiye tabi olduğunu vurgulamak içindir. Vergi artırılması yoluna
gidilebilir. Bunun yanında, kalitesiz alkol üretimi engellenmelidir.
Kalitesiz şarap ya da başka alkollü içkilerin daha ağır bedensel ve ruhsal
bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Alkollü içkiler arasında fark
olmadığı konusu işlenmelidir. Sözgelimi, birayı küçümsememelidir. On yıl
kadar önce, bira’nın neredeyse alkollü içki olduğu inkar edilmiş,
satımının ruhsata tabi olması koşulu kaldırılmıştı. Neyse ki bu büyük
yanlış bir süre sonra düzeltilmiş, bira da doğru olarak alkollü içki
sınıfına alınmış, satımı ve kullanımı diğer alkollü içkilerle
eşitlenmiştir. Yasalarımızca, 18 yaşın altındaki çocuklara alkol satımı
(mesela marketlerde) ve servis yapılması (mesela birahanelerde) yasaktır.
Ancak, bu kuralın ne derece uygulandığı belirsizdir. Gecenin belli
saatlerinden sonra alkol satışı ve alkol alınan yerlerde servis yapılması
yasaklanabilir. Çünkü, aşırı alkol kullanımının gece geç saatlerde arttığı
bilinmektedir.
İnsanlarımız, alkol bağıntılı suç işlediklerinde, bunu bir
savunma gibi kullanabileceklerini sanmaktadır. “o sırada alkol almıştım,
ne yaptığımı bilmiyordum, zaten hatırlamıyorum.” Halbuki, işlenen suçun
alkol bağıntılı olduğu durumlarda ceza azalmak bir yana artmaktadır. Bu
konudaki en yaygın suç, çoğu ölümlü trafik kazalarına yol açmak, öldürme
ve yaralama fiilleridir. Alkollü sürücülerin marifetleri, “trafik
canavarı” adıyla her gün medyadadır ve çok dramatik bazen trajikomiktir.
Alkollü iken aşka gelip silaha sarılma, havaya ateş ediyorum diye adam
öldürme, alkollü “boğaz köprüsü intihar davranışları” vb.
Alkol satım ve kullanımı konusundaki reklamlar gözden
geçirilmelidir. Aksine, alkolün bedensel ve ruhsal zararları konusunda
bilgilendirme zaten yapılmakta fakat bunun yeterli olmadığı görülmektedir.
Bu bir bilinç meselesidir ve bu sağlanmaya çalışılmalıdır. Doğaldır ki bu
konunun bir yanı, bazı risk grupları için yaşama koşullarının
düzeltilmesine varmaktadır.
Halkın alkol ve sonuçları konusunda, özellikle birinci
basamak hekimlerinin bilgilerinin artırılması, güncelleştirilmesi gerekir.
Tabii ki tıp fakültelerinde hekim adaylarına yani tıp öğrencilerine
psikiyatri bilgisi verilmektedir. Ancak psikiyatriye ayrılan eğitim zamanı
tartışılabilir. Bu tartışma açıldığında da, psikiyatrinin bugün ulaştığı
boyut; psikiyatrik hastaların topluma maddi ve manevi maliyeti dikkate
alındığında, en azından “küçük staj” olmaktan çıkarılıp “büyük staj”
grubuna alınması sonucuna varılabilir.
Alkol bağıntılı ruhsal bozuklukların en fazla birinci
basamak hekimlerine başvurduğu bilinir. Başka deyişle, alkol sorunlu kişi,
psikiyatriye ulaştığında çoğu zaman erken teşhis ve tedavi şansı kaçmış
olmaktadır. Bu amaçla, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de birinci
basamak hekimlerine yönelik alkollle bağıntılı ruhsal bozukluklar
konusunda programlar geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Alkolle savaş
konusundaki uygulamalara, bölüm sonunda, diğer uyuşturularla savaş
bölümünde değinilecektir. ADSIZ ALKOLİKLER (A.A.)
A.A. (adsız alkolikler), 1935’de ABD’de örgütlenmeye
başlamış, hızla bütün dünyada benimsenmiş, ülkemize 1980’lı yıllarda
ulaşmıştır. Adsız (anonim) olması, üyeleri deşifre etmeme ve grup içinde
eşit olmayı amaçlamaktadır.
“Adsız alkolikler, ortak
sorunlarının çözümlerinde birbirlerine yardımcı olmak üzere,
deneyimlerini, güçlerini ve ümitlerini paylaşan, başka alkoliklerin
sorunlarından kurtulmalarında yardımcı olmak için bir araya gelmiş erkek
ve kadın topluluğudur.” A.A. programlarına katılan alkol bağımlısı
hastalarımdan dinlediklerim, bu örgütlenmenin son derece iyi niyetli,
özgeci, üyelerine eşit davranan bir örgütlenme olduğudur.Söz gelimi, alkol
kullanmaktan her tarafı titreyen hastam bu kuruma başvurduğunu anlattı.
Alkolü bırakmış, bu nedenle hastamın gözünde yücelmiş kişiler, hastama
beklediğinin aksine tepeden bakmayıp son derece yakın davranmışlar; alkolü
bırakmış olmayı bir üstünlük gibi görmemişler. Sonra hastam, A.A.
programına tabi tutulmıuş, gerek bire bir ilişkilerle ve gerek grup
toplantılarına katılarak A.A:’dan nasıl yardım aldığını, kendi ifadesiyle
“kardeşçe” ilişkilerden ne derece yararlandığını anlatmıştı. Şimdiye kadar
ülkemizin sadece büyük kentlerinde örgütlenmiş olan A.A., biz
profesyonellerin teşviki ile ülke çapında yaygınlaştırılmalı ve
güçlendirilmelidir. MADDE KULLANIM BOZUKLUKLAR
1/ Birincil koruyucu çalışma: Alkol ve madde kulllanmamış
kişilerin bu maddeleri kullanmasını engellemek,
2/ İkincil koruyucu çalışma: Alkol veya madde kullanan,
ancak bağımlı hale gelmemiş kişileri erken tanımak, erken tedavi ile
bağımlı olmasını önlemek,
3/ Üçüncül koruyucu çalışma: Bağımlı kişilerin kendilerine
ve çevrelerine verdikleri zararları azaltmak. (Siroz, AIDS vb gelişimini
önlemek)
Bilgilendirme ve caydırma, kişisel becerileri artırma
(kişinin kendine olan güvenini, hayır diyebilme ve sorunlarla başa çıkma
yetisini artırma), sosyal becerileri artırma (Kişilerarası ilişkileri
düzenleme, boş zamanları iyi değerlendirmeyi sağlama), bu çalışmaların
özünü oluşturur.
AMATEM’in geliştirdiği “Uyuşturucuya karşı Toplumsal Yaygın Mücadele, UTOPYA”
projesi, Mart 1998 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Programda, sadece
hekimlere yönelik eğitimin yeterli olmayacağı düşünülerek üç hedef
belirlenmiştir:
1/ Okullara yönelik eğitim programı (Uyuşturucu
Maddeler ve Bağımlılık Eğitim Programı)
2/ Hekimler için alkol ve madde eğitim programı,
3/ Sivil toplum örgütleri eğitim programı. Görüldüğü gibi
program yaygın bir kitle eğitimini amaçlamaktadır ve çağdaş bir
uygulamadır. Bu ve benzeri programların kamu oyunca desteklenmesi gerekir. Bu satırların yazıldığı günlerde, 1998 yılı mayıs sonlarında, gazetelerde küçük fakat önemli bir haber yer aldı. “Kötü alışkanlıklara karşı yayın zorunluluğu” başlığını taşıyordu. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle yayın kuruluşlarının, sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara karşı haftalık yayın süresinin % 5’ten az olmamak üzere caydırıcı nitelikte programlar yayımlama zorunluluğu geliştirilmişti. Aynı zamanda, bu yayınların yasak savmak kabilinden, mesela sabah saat 6’da yapılmasını vb. önlemek için, bu caydırıcı, eğitici yayınların saat 09-21 arasında yapılması kurala bağlanmıştı. Gönül isterdi ki, değerli yayıncılarımız, tek amacın reyting olmadığını düşünsünler ve böyle bir yönetmelik olmadan yapmış olsunlardı. Eğer yönetmelik zoruyla olacaksa, gene gönül isterdi ki bu yönetmelik yıllar önce getirilmiş olsaydı. Ve de ümidedelim ki, yönetmelik zoruyla yapılacak bu programlar, iyi niyetle yapılsın, yasak savmak kabilinden ya da göstermelik olarak yapılmasın.
|