Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Cumhuriyet Bilim Teknik

Anabilim Dalı Başkanı ve Yetkileri

"Çok iyi yönetilen anabilim dalları vardır, ancak, olumsuz örneklere katlanmak zorunda değiliz"

Anlaşılan, üniversitelerimizdeki sorunlar ve tartışmalar devam edecek. Bu sayfalardaki yazısında değerli meslekdaşım Pöğün, farklı görüşler dile getirdi.

1) "Üniversitelerde esas amaç, öğretim üyesi kalitesini yükseltmektir. Bu konu dururken, anabilim dalı (AD) başkanı konusunu ele almak, yanılgıdır; ayrıntıda boğulmaktır". Amaç konusundaki saptama kuşkusuz doğru ve tartışılamaz. Ancak bu amaca nasıl ulaşacağız? "Bu ülkede işkence var, bunu önlemeye çalışalım" diyen kimseye, "önemli olan kişi başına düşen milli geliri artırmaktır, kalanı ayrıntıdır" diyemeyiz. Dersek, bu bir peşin hükümdür; dayanağı yoktur ve dolaylı da olsa sansür anlamını taşır. Bunun yanında üniversite için hedefler belirlemek yapıcıdır; ancak hedef belirlerken bu hedefe nasıl ulaşılacağını da düşünmek, fikir üretmek gerekir.

2) Önceki yazımdaki "mesela kimin kariyere kalacağı akademik kurul'ca (AK) kararlaştırılmalıdır" cümlesinin önemli yanlış olarak görülmesine gelince.. Bu ifade biçimi, yazıyı kısa tutma endişesinden ortaya çıkmış ve cümle amacını aşmıştır. Gerçekte söylemek istediğim, "öğretim üyesi alınacaksa.." idi. Ancak bu ifade dil sürçmesi olduğu kadar bir lapsus'tur ve ne yazık ki bu biçimiyle de doğrudur. Ülkemizde, her şeyin kitabına uydurulduğunu, başka deyişle her şeyin kağıt üzerinde doğru olduğunu bilmiyor muyuz?

3) "Zaten AD başkanının yetkileri sınırlıdır" da diyemeyiz. "Mahalle bekçisinin yetkileri zaten sınırlıdır, bırakalım ne yaparsa yapsın" diyemeyeceğimiz gibi. AD başkanı, bir uzmanı bir birimden alıyor, diğer birime veriyor yani dama taşı gibi oynuyor. İtiraz edildiğinde yetkisini hatırlatıyor. Eğer AD başkanının yaptırımı yoksa ya da çok sınırlıysa, bu uygulama, yaptırım değilse, nedir?

4) "AD başkanlığında maddi ve manevi rant yoktur" düşüncesine gelince. Yetkiler açıkça belirlenmedikçe vardır diyorum ve bu konuda ayrıntıya şimdilik girmiyorum.

5) "AD başkanı, tarafsız davranmalı, ayrım yapmamalı.." görüşü çok güzel, fakat bunu nasıl sağlayacağız; demokratik denetim ve katılımdan daha iyi yolu var mı?

6) AD başkanının seçimle belirlenmesinin nedeni, önemli yaptırımı olmayışı değildir. 1980 darbe yönetimi, başlangıçta, rektörlük dahil üniversite içindeki her kurumu atama ile getiriyordu. Sonraları rektörlük ­kısmen- seçime bağlandı; bu arada AD başkanı da seçimle belirlenmeye başlandı. Görülüyor ki, AD başkanının seçimle gelmesi önemsizliğinden değil, demokratikleşme sonucudur.

7) "Her konuda AK gerekmez" düşüncesi doğrudur, ancak hangi konunun görüşüleceği kararı kimin olacaktır? AK toplantısında, bir kurul üyesi, görüşülmesini istediği bir konuyu gündeme getirmiştir. AD başkanı da karşılık olarak, kurula getirilmesini istediği konuyu yazılı olarak kürsü başkanlığına yazmasını, durumun kendisi tarafından incelenerek gündeme getirip getirmemeye karar vereceğini bildirmiştir. İki öğretim üyesi arasındaki bu diyalog, çağdaş dünyaya, çağdaş üniversiteye, yönetim ilkelerine aykırıdır ve AK gündemine sansür uygulamaktır.

8) "AD başkanlığı için gerekli nitelikler saptanmalı, bu niteliklere sahip olmayanların aday olmaları önlenmelidir" düşüncesi, tipik bir oligarşi taraftarlığıdır.

9) "AD başkanının daha büyük gruplarca seçilmesinin sonuçlarını görebilme" konusuna gelince. Bu satırların yazarı, 1980 öncesi, öğretim üyesi olarak bu durumu yaşamıştır ve şimdikinden daha az sakıncalı olduğu kanaatini korumaktadır.

Görülüyor ki Pöğün'ün düşünceleri, farklı bir bakış açısını yansıtıyor. Tabii ki ülkemizde çok sayıda ve çok iyi örnekler vardır. Böyle olunca, olumsuz örneklere katlanmak zorunda mı kalacağız? Yönetim açısından, yasa ya da yönetmeliklerin verdiği yetki kullanılacaksa, bu tasarruf da hukuk ilkelerine uygun, gerekçeye dayandırılarak yapılır. Yoksa, yetki sahibi, yetkisini öne sürüp istediği gibi davranabilir anlamına gelmez. Herkes tarafından bilindiği üzere, demokrasi, katılımcılık, desantralizasyon (ademi merkeziyetçilik), her işyerinin uyum içinde çalışması için ve herkes için gereklidir. Aksi durumda, her düzeyde çalışanın motivasyonunun kırıldığı, sorunların devam etmesi durumunda, Burnout (tükenme) Sendromu ya da benzeri yılgınlık durumlarının ortaya çıkabileceği dikkate alınmalıdır.