Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Anksiyete (Bunaltı) Bozuklukları

  • Panik Bozukluğu ve Agorafobi

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu

  • Özgül Fobi

  • Sosyal Fobi

  • Obsesif Kompülsif Bozukluk

  • Posttravmatik (Travma Sonrası) Stres Bozukluğu

ANKSİYETE (BUNALTI) BOZUKLUKLARI

Anksiyete, bedensel belirtilerle birlikte ortaya çıkan şiddetli korku ve dehşet hissini tanımlar. Bu sırada, otonom sinir sistemi işlevleri artar. Bilinen korkuda, bilinen bir nedene, yaşamı tehdit eden bir dış tehlikeye verilen duygusal yanıt söz konusudur. Otomobilde hızla giderken, çok riskli bir durumda duyduğumuz kötü hisler olağan korkuya örnektir. Bunaltıda ise, bir benzetme ile, hiçbir görünür neden olmadan, benzer duygunun hissedilmesi söz konusudur. Bunaltıdaki nedensiz korku hissi, ölümcül bir trafik kazasına uğramak üzere hissedeceğimiz korku ile eşdeğer görülmelidir. Gerçekte, anksiyetede de bir tehlike algısı vardır; ancak bu dışarıdan gelen, yaşamı tehdit eden bir tehlike değildir. Tehlike algısı, hedef olarak benliğe yönelmiştir. Anksiyeteyi, gerçeklik ilkesine göre çalışmakta olan benliğimiz yaşamaktadır. Benlik, bu bunaltıdan kurtulabilmek için savunma düzeneklerine başvurur. Bu savunma düzenekleri sorunu çözemediğinde, yetersiz kaldığında, anksiyete bozukluklarından biri ya da birden fazlası ortaya çıkar.

Anksiyete bozuklukları’nda, bir neden olmaksızın korku hissi, konsantrasyon güçlüğü, aşırı uyanıklık söz konusudur. Doğaldır ki bu belirtileri gösteren kişi uyuyamaz. Libido azalmıştır. Göğsün üzerinde bir ağırlık ve altüst olmuş bir mide hissi diğer psikolojik belirtileridir.

Titreme, sarsılma, güçsüz hissetme, sırt ağrısı, başağrısı, adale gerginliği, kısa ve sık nefes alma, kolay yorulma, uyuşukluk ve karıncalanma hissi, yutma güçlüğü gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Bunların yanında, otonomik aktivitede artma söz konusudur. Buna bağlı olarak, yüzde kızarma, solgunluk, kalp atım hızının ve şiddetinin artması, terleme, ellerde soğukluk hissi, ishal gibi belirtiler ortaya çıkar.

 

Dinamik açıdan anksiyete, her türlü ruhsal bozukluğun birincil kaynağıdır. Bunaltı, engellenme ya da stres tarafından ortaya çıkarılır. Anksiyete bozuklukları, anksiyeteye karşı savunma mekanizmalarının kullanılmasıyla ortaya çıkan, fakat anksiyete belirtilerinin yaygın görüldüğü ruhsal bozukluklardır. Diğer ruhsal bozukluklar, bunaltıya ikincildir

Anksiyete bozuklulukları başlığı altında 6 hastalık incelenmektedir. Bu bozukluklar, nevrotik bozukluklardır.

  • PANİK BOZUKLUĞU VE AGORAFOBİ

    Kendiliğinden gelen panik atakları ile karakterizedir. Panik atağı, birkaç dakikada en yüksek düzeye çıkan yoğun korku ya da rahatsızlık hissinin, anksiyete duygusunun yaşanmasıdır. Panik atağı hiç beklenmedik bir zamanda ve hiç beklenmedik bir yerde ortaya çıkar. Nöbet 5-10 dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Bu yaşanan şiddetli bir anksiyete, yakın bir ölüm duygusudur. Panik atakları belirli aralıklarla tekrarlayabilir. Aynı zamanda kişide, bu ölümcül korkuyu tekrar yaşama endişesi ortaya çıkar. Bu hastalar, genellikle atak sırasında acil sağlık kurumlarına başvururlar. Hatta atak dışında da yardım ararlar. Her an tekrar nöbet gelebilir endişesiyle, sağlık kurumlarından uzak yerlere seyahat edemezler. Sağlık kurumlarına yakın yerlerde ikamet etmeyi, bir güvence saydıkları için, bir hekim ya da sağlıkçı yanında bulunmayı tercih edebilirler. Evlenmemiş, genç bir hastamın “acaba bir doktor hanımla evlensem, bu sıkıntıdan kurtulur muyum?” diye soruşunu hatırlıyorum.

    Panik Bozukluğu, agorafobi ile birlikte olabilir. Agorafobi, açık alanlarda, evin dışında yalnız kalınca veya bir kalabalık içinde ortaya çıkan korkuların yaşanması durumudur. Anksiyete, panik, çaresizlik veya zor durumda kalacağı hissi ile karakterizedir. Genellikle panik atakları ile birlikte görülmesine rağmen, agorafobi tek başına da görülebilir. Agorafobikler, evden hiç çıkmayabilirler ya da ancak yanında güvendiği birisi olduğunda evden dışarı çıkabilirler. Hasta, “ya sokakta düşüp bayılırsam, zor durumda kalırsam, utanılacak duruma düşersem“ ya da, “ya çıldırıp delice şeyler yaparsam, bana ne derler” gibi düşüncelerle sokağa yalnız çıkamayabilir. Aynı şekilde, “yalnız iken bayılırsam, ölürsem” gibi korkularla, evde de yalnız kalamazlar.

    Panik bozukluğunda, yaşam boyu yaygınlık % 1.5-4’tür. Agorofobili panik bozukluğu kadınlarda daha fazla görülür; erkek kadın oranı 1/2’dir. Yirmili yaşlarda ortaya çıkar. Birinci dereceden akrabalarında agorofobi olan kişilerde, aynı rahatsızlığın görülmesi riski %20’dir. Tek yumurta ikizlerindeki, eşhastalanma oranı, çift yumurta ikizlerinden daha yüksektir.

    Panik bozukluğu olan hastalar kriz sırasında en yakın sağlık kurumuna başvurdukları kadar, genellikle beden sağlığı ile ilgili uzmanlık dallarına, mesela iç hastalıkları uzmanına başvururlar. Hekimin, “bir şeyin yok” açıklaması, bu hastaları tatmin etmez. Yakın zamanlarda, özellikle birinci basamak hekimlerine, alkol kullanım bozuklukları ya da depresyon eğitim paketi’nde olduğu gibi, bu tür bozukluklar konusunda da eğitim verilmektedir.

    YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

    En az bir ay süren, kronik, yaygın anksiyete söz konusudur. Bu hastalar, sürekli kötü bir şey olacak duygu ve korkusunu yaşarlar. Karşılaştığı bir arkadaşı, “dur sana bir söyleyeceğim” dese, kötü bir haber verecek endişesiyle yürekleri cız eder. Sürekli sıkıntı içindedirler. Anksiyetenin tüm bedensel ve ruhsal belirtilerini yaşarlar.

    Yaşam boyu yaygınlık, % 3-8’dir. Kadınlarda, erkeklerin iki katı görülür. Başlangıç yaşı değişmekle birlikte, erken erişkinlik’te ortaya çıkar. Hastanın yakın akrabalarında görülme riski % 25’tir. Tek yumurta ikizlerinde eşhastalanma oranı % 80-90, çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15’dir.

     

    ÖZGÜL FOBİ

    Bir objeye karşı anlamsız bir korkudur. Mesela, atlara, böceklere duyulan korkular bu türdendir. Ya da, yüksek yerler, uçakla seyahat etmek gibi özel durumlarda ortaya çıkar. Hasta fobi yaratan nesne ya da durumlardan kaçınmaya çalışır. Yüksek yerlere çıkmaz, asansöre binmez, böceklere değil dokunmak, hatta bakamaz. Bazen böceğe dokunma düşüncesi bile ürküntü verir. En yaygın anksiyete bozukluğudur. Nüfusun %2-3’ünde görülür. Kadınlarda erkeklerin iki katı görülür. Geç çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle, kan görme ve iğne yaptırma fobisi yaygındır

    SOSYAL FOBİ

    Kişinin toplum içinde bulunduğu durumlarda gösterdiği mantıksız korkudur. Toplum içinde söz alıp konuşamaz. Kendisine söz düşecek diye korkar. Bu korkuların altında, başkalarının yanında küçük düşeceği, utanç duyacağı bir duruma düşeceği korkusu yatar. Böyle bir rahatsızlıkta, kişi, başkalarıyla etkileşimde bulunmasını gerektiren her türlü durumdan kaçar ve bunun sonucu olarak  toplumsal etkinlikleri de zorunlu olarak azalır.

    Sosyal fobi, sanılandan daha yaygındır. Yaşam boyu yaygınlığı, %3-13 arasında değişmektedir. Çoğunlukla ergenlik döneminde başlar.

    Sosyal fobisi olan kişilerin birinci dereceden akrabalarında, aynı rahatsızlığı gösterme riski, sosyal fobisi olamayanlara oranla daha yüksektir. Başka ifadeyle, sosyal fobi bazı ailelerde daha fazla görülmektedir. Burada, sosyal fobinin oluşumunda, kalıtımsal etkenler yanında çevresel etmenlerin de önem taşıdığı vurgulanmalıdır. Aşırı anksiyeteli, aşırı koruyucu ve kollayıcı anne-babaların çocukları, yeterli özgüven kazanamaz; sosyal fobi göstermeye yatkın olurlar.

    OBSESİF KOMPÜLSİF BOZUKLUK

    Obsesyon saplantı demektir. Saplantı, kişinin ısrarlı, yineleyici, zihninden uzaklaştıramadığı parazit düşüncelerdir. Kişiyi rahatsız eden duygulardır. Gece yatağa girdiğinde, “kapıyı kilitledim mi?” düşüncesine takılma, bunu bir türlü kafasından atamama; “abdestimi tam aldım mı, su değmesi gerektiği halde su değmeyen bir nokta kalmış olabilir mi?” gibi ısrarlı, rahatsız edici düşünce uğraşıları obsesyon örnekleridir. Gene ısrarlı, tekrarlayıcı, bir amaca yönelikmiş gibi görünen tekrarlayıcı davranışlar ya da zihin uğraşları, kompulsiyon (zorlantı) olarak adlandırılır. Sürekli el yıkama, acaba kilitlemedim mi obsesyonuyla defalarca kapı kilidini kontrol etme kompulsif davranış örnekleridir. Sayı sayma, otomobil plakalarını izleme, zihinsel kompulsiyon örnekleridir. Kompulsiyonlar, sıkıntıdan kurtulmaya ya da azaltmaya yönelik davranışlardır. Obsesyonun oluşturduğu gerilim, kompulsiyonun yerine getirilmesi ile kısa süre hafifletilmiş olur. Ancak kalıcı bir yararı olmaz; hastayı yorgun düşürür. Bir hastam delirdiği konusunda obsesyonlara sahipti; muayeneye geldiğinde “deli olmadığına dair” yazılı belge isterdi. Sonraları, kapı kapı dolaşıp deli olup olmadığını sormaya başladı.

    Yaşam boyu yaygınlığı, % 2-3’tür. Kadın ve erkeklerde eşit oranda rastlanır. Hastanın yakın akrabalarında yüksek oranda görülür. Tek yumurta ikizlerinde eşhastalanma oranı, çift yumurta ikizlerine oranla daha yüksektir.

    Sosyokültürel düzeyi yüksek gruplarda daha fazla görülmektedir. Bunun yanında, utanç ve günah kavramlarının yoğun ele alındığı gruplarda özellikle temizlik obsesyonu ve kompulsiyonu daha fazla görülmektedir. Kültürümüzde, özellikle aşırı, korkutucu din eğitimi alan ailelerde, “gusül abdesti aldım, ya iğne deliği kadar yere su değmemmişse...” gibi durumlar sık görülmektedir.

    POSTRAVMATİK (TRAVMA SONRASI) STRES BOZUKLUĞU

    Burada, olağanüstü önemli bir yaşam stresinin kişide anksiyete ortaya çıkarması söz konusudur. Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehlikesi yaşamıştır. Ağır bir yaralanma geçirmiştir ya da başkalarının yaralandığına tanık olmuştur. Kendisinin ya da başkasının hayati tehlike geçirdiğine tanık olmuştur. Bu hastalıkta aşırı korku, çaresizlik ya da dehşet duyguları yaşanır. Olay, kişinin rüyalarında ya da rüya benzeri durumlarla tekrar tekrar sıkıntı verici bir biçimde yaşanır. Olayı anımsatan her türlü olaydan, konuşmadan şiddetle kaçınırlar. Olayı yeniden yaşama ve sakınma belirtileri bir aydan fazla sürer. Eğer hastalık, bir aydan daha kısa bir süre içinde çıkarsa, “akut stres bozukluğu” tanısı alabilir.

    Bu hastalığın oluşması için, öncelikle travmatik bir olayın varlığı gerekmektedir. Trafik kazaları, savaşlar, ölümlü ya da yaralanmalı kavgalara tanık olma, işkence görme, tecavüze uğrama, doğal felaketler, hastalık oluşturan travma örnekleridir.

    Yaşamboyu yaygınlık, %1-3’tür. Vietnamda bulunmuş askerlerde bu oran %30’a yükselir ki bu da hastalığın psikososyal yönünü açıkça ortaya koymaktadır. Erkek/kadın oranı 1/2’dir. Çocukluk dahil, her yaşta başlayabilir.

    Tıbbi tedavi yanında, bu hastalık için önlemler alınması söz konusudur. Bir işçi, işkazası geçirdiğinde ya da iş kazalarına tanık olduğunda böyle bir hastalık geçirebilir. Endüstri psikiyatrisinde bu tür bozukluğa “kaza nevrozu” adı verilmiştir. Bu işçilerin, kaza yerinden ya da kazayı anımsatan olaylardan uzak tutulmaları, tedavinin önemli koşullarından biridir.