Anksiyete (Bunaltı) Bozuklukları
Panik Bozukluğu ve Agorafobi
Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Özgül Fobi
Sosyal Fobi
Obsesif Kompülsif Bozukluk
Posttravmatik (Travma Sonrası) Stres
Bozukluğu
ANKSİYETE (BUNALTI) BOZUKLUKLARI
Anksiyete, bedensel belirtilerle birlikte ortaya çıkan şiddetli korku ve
dehşet hissini tanımlar. Bu sırada, otonom sinir sistemi işlevleri artar.
Bilinen korkuda, bilinen bir nedene, yaşamı tehdit eden bir dış tehlikeye
verilen duygusal yanıt söz konusudur. Otomobilde hızla giderken, çok
riskli bir durumda duyduğumuz kötü hisler olağan korkuya örnektir.
Bunaltıda ise, bir benzetme ile, hiçbir görünür neden olmadan, benzer
duygunun hissedilmesi söz konusudur. Bunaltıdaki nedensiz korku hissi,
ölümcül bir trafik kazasına uğramak üzere hissedeceğimiz korku ile eşdeğer
görülmelidir. Gerçekte, anksiyetede de bir tehlike algısı vardır; ancak bu
dışarıdan gelen, yaşamı tehdit eden bir tehlike değildir. Tehlike algısı,
hedef olarak benliğe yönelmiştir. Anksiyeteyi, gerçeklik ilkesine göre
çalışmakta olan benliğimiz yaşamaktadır. Benlik, bu bunaltıdan
kurtulabilmek için savunma düzeneklerine başvurur. Bu savunma düzenekleri
sorunu çözemediğinde, yetersiz kaldığında, anksiyete bozukluklarından biri
ya da birden fazlası ortaya çıkar.
Anksiyete bozuklukları’nda, bir neden olmaksızın korku hissi,
konsantrasyon güçlüğü, aşırı uyanıklık söz konusudur. Doğaldır ki bu
belirtileri gösteren kişi uyuyamaz. Libido azalmıştır. Göğsün üzerinde bir
ağırlık ve altüst olmuş bir mide hissi diğer psikolojik belirtileridir.
Titreme, sarsılma, güçsüz hissetme, sırt ağrısı, başağrısı, adale
gerginliği, kısa ve sık nefes alma, kolay yorulma, uyuşukluk ve
karıncalanma hissi, yutma güçlüğü gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar.
Bunların yanında, otonomik aktivitede artma söz konusudur. Buna bağlı
olarak, yüzde kızarma, solgunluk, kalp atım hızının ve şiddetinin artması,
terleme, ellerde soğukluk hissi, ishal gibi belirtiler ortaya çıkar.
Dinamik açıdan anksiyete, her türlü ruhsal bozukluğun birincil kaynağıdır.
Bunaltı, engellenme ya da stres tarafından ortaya çıkarılır. Anksiyete
bozuklukları, anksiyeteye karşı savunma mekanizmalarının kullanılmasıyla
ortaya çıkan, fakat anksiyete belirtilerinin yaygın görüldüğü ruhsal
bozukluklardır. Diğer ruhsal bozukluklar, bunaltıya ikincildir
Anksiyete bozuklulukları başlığı altında 6 hastalık incelenmektedir. Bu
bozukluklar, nevrotik bozukluklardır.
PANİK BOZUKLUĞU VE
AGORAFOBİ
Kendiliğinden gelen panik atakları ile karakterizedir. Panik atağı, birkaç
dakikada en yüksek düzeye çıkan yoğun korku ya da rahatsızlık hissinin,
anksiyete duygusunun yaşanmasıdır. Panik atağı hiç beklenmedik bir zamanda
ve hiç beklenmedik bir yerde ortaya çıkar. Nöbet 5-10 dakikadan birkaç
saate kadar uzayabilir. Bu yaşanan şiddetli bir anksiyete, yakın bir ölüm
duygusudur. Panik atakları belirli aralıklarla tekrarlayabilir. Aynı
zamanda kişide, bu ölümcül korkuyu tekrar yaşama endişesi ortaya çıkar. Bu
hastalar, genellikle atak sırasında acil sağlık kurumlarına başvururlar.
Hatta atak dışında da yardım ararlar. Her an tekrar nöbet gelebilir
endişesiyle, sağlık kurumlarından uzak yerlere seyahat edemezler. Sağlık
kurumlarına yakın yerlerde ikamet etmeyi, bir güvence saydıkları için, bir
hekim ya da sağlıkçı yanında bulunmayı tercih edebilirler. Evlenmemiş,
genç bir hastamın “acaba bir doktor hanımla evlensem, bu sıkıntıdan
kurtulur muyum?” diye soruşunu hatırlıyorum.
Panik Bozukluğu, agorafobi ile birlikte olabilir. Agorafobi, açık
alanlarda, evin dışında yalnız kalınca veya bir kalabalık içinde ortaya
çıkan korkuların yaşanması durumudur. Anksiyete, panik, çaresizlik veya
zor durumda kalacağı hissi ile karakterizedir. Genellikle panik atakları
ile birlikte görülmesine rağmen, agorafobi tek başına da görülebilir.
Agorafobikler, evden hiç çıkmayabilirler ya da ancak yanında güvendiği
birisi olduğunda evden dışarı çıkabilirler. Hasta, “ya sokakta düşüp
bayılırsam, zor durumda kalırsam, utanılacak duruma düşersem“ ya da, “ya
çıldırıp delice şeyler yaparsam, bana ne derler” gibi düşüncelerle sokağa
yalnız çıkamayabilir. Aynı şekilde, “yalnız iken bayılırsam, ölürsem” gibi
korkularla, evde de yalnız kalamazlar.
Panik bozukluğunda, yaşam boyu yaygınlık % 1.5-4’tür. Agorofobili panik
bozukluğu kadınlarda daha fazla görülür; erkek kadın oranı 1/2’dir.
Yirmili yaşlarda ortaya çıkar. Birinci dereceden akrabalarında agorofobi
olan kişilerde, aynı rahatsızlığın görülmesi riski %20’dir. Tek yumurta
ikizlerindeki, eşhastalanma oranı, çift yumurta ikizlerinden daha
yüksektir.
Panik bozukluğu olan hastalar kriz sırasında en yakın sağlık kurumuna
başvurdukları kadar, genellikle beden sağlığı ile ilgili uzmanlık
dallarına, mesela iç hastalıkları uzmanına başvururlar. Hekimin, “bir
şeyin yok” açıklaması, bu hastaları tatmin etmez. Yakın zamanlarda,
özellikle birinci basamak hekimlerine, alkol kullanım bozuklukları ya da
depresyon eğitim paketi’nde olduğu gibi, bu tür bozukluklar konusunda da
eğitim verilmektedir.
YAYGIN ANKSİYETE
BOZUKLUĞU
En
az bir ay süren, kronik, yaygın anksiyete söz konusudur. Bu hastalar,
sürekli kötü bir şey olacak duygu ve korkusunu yaşarlar. Karşılaştığı bir
arkadaşı, “dur sana bir söyleyeceğim” dese, kötü bir haber verecek
endişesiyle yürekleri cız eder. Sürekli sıkıntı içindedirler. Anksiyetenin
tüm bedensel ve ruhsal belirtilerini yaşarlar.
Yaşam boyu yaygınlık, % 3-8’dir. Kadınlarda, erkeklerin iki
katı görülür. Başlangıç yaşı değişmekle birlikte, erken erişkinlik’te
ortaya çıkar. Hastanın yakın akrabalarında görülme riski % 25’tir. Tek
yumurta ikizlerinde eşhastalanma oranı % 80-90, çift yumurta ikizlerinde
ise % 10-15’dir.
ÖZGÜL FOBİ
Bir
objeye karşı anlamsız bir korkudur. Mesela, atlara, böceklere duyulan
korkular bu türdendir. Ya da, yüksek yerler, uçakla seyahat etmek gibi
özel durumlarda ortaya çıkar. Hasta fobi yaratan nesne ya da durumlardan
kaçınmaya çalışır. Yüksek yerlere çıkmaz, asansöre binmez, böceklere değil
dokunmak, hatta bakamaz. Bazen böceğe dokunma düşüncesi bile ürküntü
verir. En yaygın anksiyete bozukluğudur. Nüfusun %2-3’ünde görülür.
Kadınlarda erkeklerin iki katı görülür. Geç çocukluk yaşlarında ortaya
çıkar. Özellikle, kan görme ve iğne yaptırma fobisi yaygındır
SOSYAL FOBİ
Kişinin toplum içinde bulunduğu durumlarda gösterdiği mantıksız korkudur.
Toplum içinde söz alıp konuşamaz. Kendisine söz düşecek diye korkar. Bu
korkuların altında, başkalarının yanında küçük düşeceği, utanç duyacağı
bir duruma düşeceği korkusu yatar. Böyle bir rahatsızlıkta, kişi,
başkalarıyla etkileşimde bulunmasını gerektiren her türlü durumdan kaçar
ve bunun sonucu olarak
toplumsal etkinlikleri de zorunlu olarak azalır.
Sosyal fobi, sanılandan daha yaygındır. Yaşam boyu yaygınlığı, %3-13
arasında değişmektedir. Çoğunlukla ergenlik döneminde başlar.
Sosyal fobisi olan kişilerin birinci dereceden akrabalarında, aynı
rahatsızlığı gösterme riski, sosyal fobisi olamayanlara oranla daha
yüksektir. Başka ifadeyle, sosyal fobi bazı ailelerde daha fazla
görülmektedir. Burada, sosyal fobinin oluşumunda, kalıtımsal etkenler
yanında çevresel etmenlerin de önem taşıdığı vurgulanmalıdır. Aşırı
anksiyeteli, aşırı koruyucu ve kollayıcı anne-babaların çocukları, yeterli
özgüven kazanamaz; sosyal fobi göstermeye yatkın olurlar.
Obsesyon saplantı demektir. Saplantı, kişinin ısrarlı, yineleyici,
zihninden uzaklaştıramadığı parazit düşüncelerdir. Kişiyi rahatsız eden
duygulardır. Gece yatağa girdiğinde, “kapıyı kilitledim mi?” düşüncesine
takılma, bunu bir türlü kafasından atamama; “abdestimi tam aldım mı, su
değmesi gerektiği halde su değmeyen bir nokta kalmış olabilir mi?” gibi
ısrarlı, rahatsız edici düşünce uğraşıları obsesyon örnekleridir. Gene
ısrarlı, tekrarlayıcı, bir amaca yönelikmiş gibi görünen tekrarlayıcı
davranışlar ya da zihin uğraşları, kompulsiyon (zorlantı) olarak
adlandırılır. Sürekli el yıkama, acaba kilitlemedim mi obsesyonuyla
defalarca kapı kilidini kontrol etme kompulsif davranış örnekleridir. Sayı
sayma, otomobil plakalarını izleme, zihinsel kompulsiyon örnekleridir.
Kompulsiyonlar, sıkıntıdan kurtulmaya ya da azaltmaya yönelik
davranışlardır. Obsesyonun oluşturduğu gerilim, kompulsiyonun yerine
getirilmesi ile kısa süre hafifletilmiş olur. Ancak kalıcı bir yararı
olmaz; hastayı yorgun düşürür. Bir hastam delirdiği konusunda obsesyonlara
sahipti; muayeneye geldiğinde “deli olmadığına dair” yazılı belge isterdi.
Sonraları, kapı kapı dolaşıp deli olup olmadığını sormaya başladı.
Yaşam boyu yaygınlığı, % 2-3’tür. Kadın ve erkeklerde eşit oranda
rastlanır. Hastanın yakın akrabalarında yüksek oranda görülür. Tek yumurta
ikizlerinde eşhastalanma oranı, çift yumurta ikizlerine oranla daha
yüksektir.
Sosyokültürel düzeyi yüksek gruplarda daha fazla
görülmektedir. Bunun yanında, utanç ve günah kavramlarının yoğun ele
alındığı gruplarda özellikle temizlik obsesyonu ve kompulsiyonu daha fazla
görülmektedir. Kültürümüzde, özellikle aşırı, korkutucu din eğitimi alan
ailelerde, “gusül abdesti aldım, ya iğne deliği kadar yere su
değmemmişse...” gibi durumlar sık görülmektedir.
POSTRAVMATİK (TRAVMA SONRASI) STRES BOZUKLUĞU
Burada, olağanüstü önemli bir yaşam stresinin kişide anksiyete ortaya
çıkarması söz konusudur. Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehlikesi
yaşamıştır. Ağır bir yaralanma geçirmiştir ya da başkalarının
yaralandığına tanık olmuştur. Kendisinin ya da başkasının hayati tehlike
geçirdiğine tanık olmuştur. Bu hastalıkta aşırı korku, çaresizlik ya da
dehşet duyguları yaşanır. Olay, kişinin rüyalarında ya da rüya benzeri
durumlarla tekrar tekrar sıkıntı verici bir biçimde yaşanır. Olayı
anımsatan her türlü olaydan, konuşmadan şiddetle kaçınırlar. Olayı yeniden
yaşama ve sakınma belirtileri bir aydan fazla sürer. Eğer hastalık, bir
aydan daha kısa bir süre içinde çıkarsa, “akut stres bozukluğu” tanısı
alabilir.
Bu
hastalığın oluşması için, öncelikle travmatik bir olayın varlığı
gerekmektedir. Trafik kazaları, savaşlar, ölümlü ya da yaralanmalı
kavgalara tanık olma, işkence görme, tecavüze uğrama, doğal felaketler,
hastalık oluşturan travma örnekleridir.
Yaşamboyu yaygınlık, %1-3’tür. Vietnamda bulunmuş askerlerde bu oran %30’a
yükselir ki bu da hastalığın psikososyal yönünü açıkça ortaya koymaktadır.
Erkek/kadın oranı 1/2’dir. Çocukluk dahil, her yaşta başlayabilir.
Tıbbi tedavi yanında, bu hastalık için önlemler alınması söz konusudur.
Bir işçi, işkazası geçirdiğinde ya da iş kazalarına tanık olduğunda böyle
bir hastalık geçirebilir. Endüstri psikiyatrisinde bu tür bozukluğa “kaza
nevrozu” adı verilmiştir. Bu işçilerin, kaza yerinden ya da kazayı
anımsatan olaylardan uzak tutulmaları, tedavinin önemli koşullarından
biridir.
|