|
|
Radikal
Gazetesi
Antipsikiyatri yeniden mi ?
Psikiyatri tartışılmalı, iki tarafın argümanları tartılarak
bir sonuca varılmalı. O zaman psikiyatri bilimine güveni daha da artacak
Son
haftalarda, ciddi gazetelerimizde, psikiyatri ve psikiyatrik bozuklukların
tedavisinde kullanılan ilaçlarla ilgili, çoğu ciddi dünya popüler bilim
dergilerinden alınma yazılar sıkça görülür oldu. Olasıdır ki son aylarda
vizyona giren etkileyici film "A Beautiful Mind/ Akıl Oyunları" filminin
de bunda etkisi oldu. Bu filmde açıkça belirtilmese de, çağımızın büyük
dehalardan birisinin yıllar önce şizofreni geçirdiği ve psikiyatrik ilaç
kullanmadan, kendiliğinden iyileştiği ve dehasına tekrar kavuştuğu
savlanıyor. Dolaylı olarak, en ağır psikiyatrik bozukluklarda bile ilaca
gerek olmadığı savunulmuş oluyor.
Bu filmin dışında medyamızda yer alan ilgili yazıların başlıca argümanları
şunlar:
1- Depresyonların tedavisinde kullanılan ilaçlardan özellikle Seçici
Serotonin Geri Alım Engelleyicisi (SSRI) grubundan ilaçların özellikle
birkaçı, homisid (başkasını öldürme), suisid (kendini öldürme) hatta her
iki davranışa birden yol açabilir.
2- Psikiyatrik ilaçlar, beyinde kalıcı hasara, kansere neden oluyor.
3- Psikiyatrik ilaçlar, beyin biyokimyasını etkileyerek, daha doğrudan
deyişle değiştirerek psikiyatrik bozuklukları tedavi ediyor. Mesela
yukarıda anılan SSRI ilaçlar, beyindeki serotonin adlı biyoamin'in akışını
hızlandırıcı etkiye sahiptir. Başka ilaçlar da dikkate alınırsa,
psikiyatrik ilaçlar, dopamin, noradrenalin üzerinden beyinde biyokimyasal
değişmelere yol açarak sonuca ulaşıyor. Halbuki söz konusu ruhsal
bozuklukların, beyindeki biyokimyasal değişmeler sonucu ortaya çıktığı
konusunda kesin kanıt yok.
4- Psikiyatrik ilaçlar, alışkanlık yapan ve tabii uyuşturucu olan alkol,
hatta esrar gibi etki ediyor. Psikiyatrik yakınmaları olan kişiler,
bugünün legal ilaçlarını kullandıklarında iyileşme belirtileri gösterseler
bile, ilacı bıraktıklarında, belirtiler geri geliyor. Başka ifadeyle, bu
ilaçların etkisi geçici, sadece kullanıldığı sürede ve anılan
uyuşturuculardan çok farklı değil.
Eğer gerçekten bilim yapıyorsak ve bilimsel düşünüyorsak bu tartışmalara
her zaman hazır olmalıyız. Bu tür iddialar, günümüz psikiyatrisisinin
içinde alternatif düşünce modelleri olarak her zaman vardır. Benzer
yayınlar, popüler dergi ve gazeteler yanında bilimsel dergilerde de yer
alabiliyor. Dahası, bizzat psikiyatrinin içinde
"antipsikiyatri (karşı psikiyatri)" görüşü, 40 yıl öncesine göre ateşi
azalmış olsa da varlığını sürdürüyor. Aslında David Cooper'ın isim
babalığını yaptığı antipsikiyatri hareketi, 1960'lı yıllarda ortaya
çıkmış; psikiyatriyi ve onun hizmet ettiği ideolojiyi eleştiren bir
düşünce akımı. Gerçekte psikiyatri, bu düşüncelerden etkilendi ve sonuçta
yararlandı. Daha sonra bu akım, psikiyatri de bu eleştiriler
ışığında yeni adımlar attıktan sonra önemini kaybetti. Ancak hâlâ, önemli
psikiyatri kongrelerinin yapıldığı kongre saraylarının çevresinde
antipsikiyatri görüşlerinin sonucu olduğu anlaşılan pankartlı gösteriler
yapılıyor. "Beni sev ama bana ilaç verme", "Psikiyatri çocuk tacizidir",
"Ruh hekimliği ırkçılıktır", "Psikiyatri suçtur",
"Psikiyatri öldürür, çocuklarınıza ilaç verilmesine izin vermeyin" yazılı
pankartları
kendi gözlerimle gördüm. Anlaşılan, yıllardır
oldukça küllenmiş olan antipiskiyatri akımı ısıtılıp tekrar gündeme
getiriliyor. Bilimsel düşünce, bu gündeme gelişin nedenini de tartışmayı
gerektirir.
Ene'l-hak
Bu yazılanlar yanlış mıdır? Bu sorunun yanıtı, sözgelimi bir fili
betimlerken neresini görüyor ya da elinizde tutuyor olmanıza bağlıdır.
Örnekleyecek olursak, yakın zamanlarda -kolesterol açısından- yumurtanın
masum olduğu konusunda haberler yayımlandı. Eğer kolesterol ya da kan
yağları konusunda sorunları olan bir kişiyseniz ve bu habere inanıp bolca
yumurta yemeye başlarsanız sağlığınız tehlikeye girdi demektir. Çünkü
yumurta ve kolesterol bağıntısı ile ilgili yazılanlar sadece bir bakış
açısını yansıtıyor. Dünyanın günümüzdeki sorunları, küreselleşme, terör,
ekonomi sorunları, iletişim olanaklarının olağanüstü artması, internet
iletişimi, nüfus artışı, kentleşme, bir yandan ruhsal stresleri artırıyor
diğer yandan her sorunun her ortamda tartışılmasına olanak hazırlıyor.
Medya her şeyin tartışılması için zemin oluşturuyor. Yoğunlaşan bu
tartışmaları açıklamak için aşağıdaki nedenler üzerinde durulmalı:
1- Psikiyatrik ilaç endüstrisinin aşırı rekabeti: İlaç endüstrisinin
gelişimiyle, birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisinde kullanılan çok
sayıda ilaç üretiliyor, bunlar yüksek sayılacak fiyatlarla satılıyor.
Artık psikiyatri de elli yıl öncesinin psikiyatrisi değil; tanı ve tedavi
konusunda dünya ölçüsünde standartlara ulaştı. Artık psikiyatri, bir tıp
dalı olarak kendisini kabul ettirdi ve bunların sonucu olarak psikiyatrik
tedavi arayan kişi sayısı çok arttı. Bu gelişme, giderek artan ilaç çeşidi
ve firma sayısı temelinde kıyasıya rekabete yol açıyor. Bu ortamda ilaç
endüstrisi; kongre destekleri, psikiyatri profesyonellerini kongrelere
davet etme, ilaç mümessillerinin hekimleri ziyaretinde promosyonlar
sunmaları, dahası mesela bir tıp örgütü mensubunun rastgele sarfettiği bir
söz yüzünden, bu promosyonlar içinde "nataşa"ların bile bulunduğu iddiası,
dikkatlerin psikiyatri uygulamaları üzerinde daha çok odaklanmasına yol
açıyor.
2- Psikiyatrik rahatsızlıkların daha iyi tanınması ve psikiyatrik yardıma
ihtiyaç duyanların artması, bilgi açlığı doğuruyor ve bu konudaki yazılar
-hatta filmler- ilgi görüyor ve medya bu konulara daha çok eğiliyor.
3- Psikiyatri bilimindeki hızlı gelişmeler: Bilim, doğası gereği, zamanla
temposunu artıran bir hızla ileriye gidiyor. Mesela, psikiyatrik
bozuklukların, beyindeki birtakım beyin biyoaminlerinin dengesinin
bozulması sonucu ortaya çıktığı konusunda kesin bilimsel veri bulunmadığı
iddia edilse de, birçok ruhsal bozuklukta, ileri teknoloji görüntüleme
yöntemleri ile beyin biyokimyasındaki sapmalar gösterilebiliyor. Sorun
burada değil; sadece bu bulguların henüz tam netlik kazanmaması ile
ilgili. Bir benzetme yapmak gerekirse, bugün evren, makrokozmos konusunda
nihai sonuca ulaşılmadı ve kolay ulaşılır görünmüyor. Benzer biçimde,
düşünce davranış ve duygularımızı belirleyen beyin işleyişimizi
mikrokozmos olarak görürsek, bu konuda da nihai sonuca ulaşmak kolay
görünmüyor. Bilimin doğası da budur. Nihai sonuca ulaştığımızı varsaysak,
o zaman bilim de son bulmuş olur ve böyle bir şey düşünülemez.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, bu tür popüler bilim haberleri, zaman
zaman yanıltıcı da olsa her zaman var olacak; hatta olmalı da. Ancak tüm
dünyada yayımlanmış bilimsel çalışmaları gözden geçiren metaanalizler,
psikiyatriyi eleştiren bu iddiaları desteklemiyor. Gene örneklemek
gerekirse, Hallacı Mansur, "ene'l-hak (ben Tanrıyım)" dediğinde, demek
istediği Tanrı'yı inkar etmek değildi. Bu söz, tasavvuf meclisinde
söylendiğinde, bir fikir tartışması olurdu. Ancak çıplak olarak medya
önüne geldiğinde, yanlış anlaşılabilirdi. Bu açıdan bakıldığında, bilimsel
yayınlardaki bu tür tartışmalar konunun profesyonellerince
değerlendirilir. Popüler bilim olarak karşımıza geldiğinde ise, bilimsel
bir tartışma, nihai bir sonuç gibi algılanabilir; bu da yanıltıcı olur.
Sonuçta iyi oluyor demeliyiz. Okurlar, psikiyatrik tedavi görenler, bu
kişilerin yakınları, her şeyin tartışıldığını görmeli, iki tarafın
argümanlarını tartmalı, kendisi bir sonuca varmalı. O zaman psikiyatri
bilimine güveni daha da artacak. Eğer psikiyatri, ayakları yere değen bir
tıp bilimi ise, bunda gocunacak bir yön görmez; öyledir.
|
|