Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

İle Edebiyat Dergisi

AVCILIK, EDEBİYAT, PSİKOLOJİ; “Aman avcı vurma beni”

Halk türküleri, yüzyıllar içinde oluşmuştur ve her zaman halkın nabzını tutar. Konu avcılıksa,halk türkülerimiz avcılık hakkında iyi konuşmaz, avcıyı hayırla yadetmez..

Aman avcı vurma beni / Ben bu dağın maralıyam / Hem maralı hem yaralı / Avcı vurmuş yaralıyam //-/ Bir taş attım çaya düştü / Çaydan bir suna uçtu / Benim gönlüm sana düştü / Senin gönlün kime düştü // Bu dağlarda ceylan gezer / Tırnakları taşlar ezer / Ben o yara neylemişem / O yar benden kenar gezer (Iğdır Türküsü, Anonim. Kaynak Hamit Dönme, Tevfik Tükel, Derleyen Muzaffer Sarısözen).

Atmacayı Vurdular / Bir avuç Kanı İçin / Gel edelim sevdalık / Bubanın canı için // Gadırga yok deyiler / Nereye gidiyiler / Benim ufak gülümü / Ellere veriyiler (Giresun Türküsü, Anonim, Derleyen Emin Yağcı)

Bende gittim bir geyiğin avına/  GeyikçÇekti beni kendi dağına / Tövbeler tövbesi geyik avına / Siz gidin kardaşlar kaldım burada / Aman anam burada / Siz gidin avcılar kaldım burada / Aman anam burada / Ben giderken kaya başı kar idi / Yel vurdu da erim erim eridi / Ak bilekler taş üstündeçÇürüdü (Adana Türküsü, Anonim, Kaynak Yaşar Özürküt).

Türküler böyle söyler, acıyı bu sözlerle terennüm eder, avcı kötülüğü simgeler ve lanetlenir.

Halk şiirinde de durum faklı değildir. Yardan ayrılış, avcının avını vurmasıyla simgelenir; avcılık işte böylesine kötüdür. Dün mü burda idin bugün mü geldin / Ötme garip bülbül bağrımı deldin / Eşimden ayrıldım ben burda kaldım / Yad avcılar urdu telli turnamı (Pir Sultan Abdal).

Sadece halk edebiyatımız değil; Büyük Vatan Şairi Namık Kemal, Vatan Kasidesinde; avcıyı insafsız, ona hizmet edeni köpek olarak niteler. Görüp ahkâm-i asri münharif sidk u selametten / Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten // Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten / Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten // Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma / Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten // Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandir / Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten // Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir / Köpektir zevk alan sayyad-i bi-insafa hizmetten (sayyad-i bi-insaf: İnsafsız avcı). Bugün sözlerini anlamak zor olsa da her dizesi bir bütün, bir özlü söz, avcı ve ona hizmet eden iyi anılmıyor.

Hümanist, şairimiz Tevfik Fikret, 'Bir lahza-i Teehhür' (Bir gecikme anı) isimli şiirinde Ey şanlı avcı damını bihude kurmadın, Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın!" (Ey şanlı avcı, tuzağını boş yere kurmadın, attın ama yazık ki; vuramadın” dese, avcıyı “şanlı” sıfatıyla taçlandırsa da, çok geçmeden, gerçeğin bu olmadığı anlaşılır; ‘avcı şanlı değildir.

Günümüze gelirsek, şair Yusuf Alper, ‘Av’da, değişen şiir diliyle seslenir: Avcı tüfeğini doğrulttuğunda, kanadım olsun isterdim / Çalılıklardan fırlayarak göğe uzanmak isterdim / Yaralı, yalnız bir kuş olmak, ölmek yerine / Sonsuza uçan otuz kuş olmak isterdim. //Avcı tüfeğini doğrulttuğunda ona çevirmek isterdim / İçinde havai fişekler olsun isterdim / Yaralanmasın, ölmesin isterdim / Beni vurmasın isterdim // Avcı av olsun isterdim / -Diyorum ya siz inanmayın- / Sınırsız bir ülkede / Ne av ne avcı olsun isterdim. Ne ölen, ne öldüren, ne sömüren, ne sömürülen, güzel bir dünya ütopyasıdır Alper’inki, çağdaştır, uygardır. Böyle bir dünyada av ve avcılığa yer yoktur, sonuçta av iyiliğin, güzelliğin karşıtıdır, kötülüğü simgeler.

*

Tarih kitapları, Sultan Vahdettin’in iyi bir nişancı olduğunu yazar. Bu kitapta anlatıldığına göre, Vahdettin’in sürgün yaşantısında altı, evet altı güvercin havaya salınır, eski sultan tabancasını çeker, hiç sektirmeden üst üste atışla hepsini vurur yani öldürür. Eğer bu bilgi doğruysa ve bugünün penceresinden bakarsak çok acıklı bir tablodur. Atıcılığını kanıtlamak istiyorsa, aynı anda altı tabağı havaya fırlatabilen teknolojiden 80 yıl önce de yararlanabilirdi.

Yakın zamanda bir yerel politikacı, av yasağı döneminde ve üstelik yasadışı bir silahla öldürdüğü ayı cesedini çiğneyerek poz verirken, hayvancağızın adının aslında kendisine çok iyi bir sıfat oluşturduğunun farkında bile değildir. Basın üzerine gelince eveleyip gevelese de, içine düştüğü bataklıktan kurtulmaya çalışırken daha derine batar. Bu örnekte de kimse avcıyı sevmemiş, aksine ayıyı sevmiş ve üzülmüştür.

Avcının biraz akıllısı, yaban domuzu dışında hiçbir canlıyı av olarak hedeflememiş olmakla övünür, kısmen haklıdır da. Bırakalım insanlığı, hayvan sevgisini, avlaya avlaya birçok av hayvanının nesli tükenmek üzeredir.

Dahası, Güzel İzmir’in güzel kuş cennetini oluşturmak ve korumak için devlet binlerce lira harcarken, köy delikanlıları, kuş cennetini kolay av alanı sanıp çakaralmaz tüfekleriyle turnaları, ördekleri vurur, savaş madalyası gibi göğüslerine takıp köylerine dönerler. Silahsız kuş cenneti görevlileri engel olmaya çalışırsa, silahlarıyla bir güzel tehdit ederler. En insaflı eleştiri ile cahillik, sonrası ise vahşet, ne derseniz…

Nobel ödüllü büyük yazar Hemingway, aynı zamanda ünlü bir avcıdır, bu özelliği kendi zamanında ününe ün katmış olsa da günümüzün insanı artık öyle düşünmez. Bugün öldürdüğü avının önünde, elinde silahı zafer işareti yapan Nobel ödüllü yazarı tasavvur bile edemezsiniz.

İlkokul kitapları, bedeni bir avcının kirli torbasında soğuyan güzel annelerini gözleyen, aslında ölümü bekleyen kuş yavrularının göz yaşartıcı ötüşleri ile doludur.

Bizim medya da, avcılığa, hele avcıya iyi gözle bakmaz, avcı kendinden biri olursa, o avcıya karşı daha acımasız olur.

İngiliz aristokrasisi, önde gelen bir asilzadenin av köşkünde bir araya gelir, bir ordu koluyla karşılaştırılabilecek kalabalık, donanım, kılık kıyafet, seyisler ve av köpekleriyle ava çıkar. Tozu dumana katar, bu sırada uşaklar helak olur ama kimsenin umurunda değildir; avlar da kurtulmak için ne kadar çabalarsa çabalasın, can verir. Ama artık bu bilgi de tarih olmuştur, günümüzde böyle bir manzaraya tahammül edilemez.

*

Psikoloji/psikiyatri kitapları, giderek artan yaşam stresleri ile baş edebilmek amacıyla, sportif faaliyetlerde bulunmanızı, hobiler edinmenizi önerir. Avcılık, hem bir sportif faaliyet, hem bir hobi olarak iyi bir yol gibi görünür. Gerçekten öyle midir?

Uygarlık, kişinin sahip olduğu imkânlardan, zevklerden, insanlık adına kendi iradesiyle vazgeçebilmesidir. Uygarlık, kimse görmüyorsa bile kırmızı ışıkta durmaktır. Gelenekler dört kadınla evlenmeyi meşru hatta uygun sayarken, erkekler bu “haklarından” vazgeçtilerse bu uygar bir davranıştır; başka deyişle medeniyettir.

Çoğu zaman uygarlığın basamağı olarak görünse de, teknoloji, günümüzde uygarlık ile savaş halindedir. Teknoloji en kalifiye av silahlarını bir bir geliştirirken, uygarlık avcıya iyi gözle bakmaz olmuştur.

Avcılar da iyi bilirler ki, avcılık her gün yasalarla dar zamana ve dar coğrafyaya sıkıştırılmaktadır, kuşkunuz olmasın, kısa süre sonra tümüyle yasaklanacaktır. Bu hem uygarlığın gereği, hem tükenen coğrafyaların getirdiği zorunluluktur.

Nedensellik, bilimin önde gelen ilkesidir. Psikoloji bilimine göre de kişinin her davranışının bir nedeni vardır. Birimiz avcılığı seviyorsa, diğerimiz avların yasını tutuyorsa iki zıt kutup söz konusudur ve analiz edilmesi gereken bir durumdur.

Psikoloji ve psikiyatri, sevmeyi yaşamın temel harcı sayar. Seviyorsanız mutlusunuzdur; aşk, tanrı, insan, doğa, hayvan sevgisi. Birini gerçekten seven diğerini de sever, biri diğerini tamamlar. Sevmemek eksikliktir.

Avınızı kanlar içinde yere indirdiğinizde keyiflenirsiniz; egonuzu tatmin edersiniz. Kısa süre mutlu olursunuz belki ama aynı zamanda uyuşturucu benzeri bir tuzağın da içine düşersiniz; bir tür kısır döngüye. Av, keyiflenme; tekrar keyiflenmek için tekrar av; yaşam ise uzun koşudur.

İnsanın gene de dürtüleri vardır, hepsi her zaman yapıcı değildir ve hatta önemli bölümü yıkıcıdır. Sağlıklı kişi de istenmeyen dürtülere sahiptir ama bu dürtülerini yapıcı, en azından uygunsuz olmayan davranışlara yönlendirebilir. Teknoloji de bu konuda kendisine yardımcı olur. Atıcılıkta iddialı mısınız? Nişancılık size keyif mi veriyor? Buyurun atıcılık poligonuna, en hassas dürbünlü tüfekle yüz metre ilerideki on santimlik hedefi vurun. Yoksa tabancalı şehir magandasından ne farkınız kalır?

Medyatik ya da medya mensubu musunuz, kamusal bir mevkiye mi sahipsiniz? Öyleyse ister istemez kanaat önderisiniz demektir? Öyleyse uygar olun, dürtülerinize hâkim olun; laf kalabalığı yapmak yerine dürtülerinizi yapıcı uğraşılara yönlendirin; av tüfeği teknolojisini katlayan bir fotoğraf makinesi alın, fotoğraf avcılığına çıkın, çantalarınız kanlı kurban ölüleri yerine, güzelim kuş, ceylan, tavşan resimleriyle dolsun. Duvarlarınızı ayı postları, geyik boynuzları yerine, sanat eseri, güzel doğa resimleriyle süsleyin.

İşte uygarlık, işte uygar insan. Gerçekte, insansanız uygar sıfatını eklemek bile gereksizdir. “Medeniyet adam olmak demektir.