Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı

ÖNSÖZ

               Bu kitabın konusu, iş psikiyatrisi’dir (endüstri psikiyatrisi, sınaî psikiyatri, sanayi psikiyatrisi, İngilizce “occupational psychiatry, industrial psychiatry”). İş psikiyatrisi ya da endüstriyel psikiyatri, psikiyatrinin bir dalıdır. Endüstriyel çalışma düzeninin getirdiği ruhsal problemleri ele alır, endüstrinin getirdiği ruhsal bozukluk yapan nedenleri araştırır ve bu araştırma bulguları ışığında koruyucu yöntemlere başvurur; ortaya çıkan ruhsal bozuklukları da ortadan kaldırmaya (tedavi etmeye) çalışır. Bunu yaparken endüstriyel organizasyonun yönetiminde psikiyatrik görüşleri uygulamak görevini de üzerine almıştır.

            Klasik anlamda endüstri psikiyatrisi, adından da anlaşılacağı üzere, endüstri çalışanları ile ilgilenir. Bunda, ilk adından söz edilmeye başladığı yıllardaki endüstriyel çalışmanın acıklı zorluğu etkili olmuştur. İş yaşamındaki gelişmelere paralel olarak, ilgi alanları da genişlemiştir. 40 yıl önceki yazılarda, “fabrika” sözü edilirken, bugün daha çok “işyeri” sözcüğü kullanılmaktadır. Bunun nedeni açıktır. Günümüzde, 3-5 kişinin çalıştığı atölyelerden, yüzlerce kişinin çalıştığı süpermarketlere, daha fazla kişinin çalıştığı ihracat şirketlerine kadar, hepsi işyeridir. Bu örneklemeye, iki kardeşin işlettiği büfeyi de ekleyebiliriz. Bu durumda, çalışan kişi, hangi işi yapıyor olursa olsun, hangi sektörde (devlet veya özel teşebbüs; üretim veya hizmet) çalışıyor olursa olsun, işyerindeki hiyerarşide nerede olursa olsun, iş psikiyatrisinin ilgi alanında durmaktadır. Buna, devlete ait işyerlerini de ekleyebiliriz. Sözgelimi, yüzlerce hekimin çalıştığı, yüzlerce memur ve hizmetlinin görev yaptığı, binlerce hastanın yattığı bir hastaneyi de ekleyebiliriz. Bu anlamlar için “toplu” işyeri sözcüklerini kullanabiliriz.

Öyleyse, en uygun adlandırma “iş psikiyatrisi” olmalıdır. Bu kitabın başlığı olan “Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı” da, bu kavrayışa uygun görünmektedir..

Bu kitapta, iş yaşamımızdaki ruh sağlığı sorunlarımız ele alınmaktadır. Konu özellikle, ikinci dünya savaşından sonra, endüstriyel kurumların hızla artmasıyla birlikte gündeme gelmiştir. Çalışanları psikolojik yönden değerlendirerek üretimi artırmayı hedefleyen endüstri psikolojisi uygulamalarına paralel olarak ortaya çıkan endüstri psikiyatrisi, bugün çalışma alanını daha da genişletmiştir. Bu gelişmelerle, ana başlık onyıllar içinde değişme göstermiş, endüstriyel psikiyatri, occupational psychiatry (oküpasyonel psikiyatri), ya da “mental health in workplace (işyerinde ruh sağlığı) gibi başlıklarla ele alınır olmuştur. Bu nedenlerle kitabın konusu, klasik söyleyişle endüstri psikiyatrisidir. Ancak, sanayi alanı dışında kalan işyerleri de gözönüne alınarak ve koruyucu hekimlik ilkelerine vurgu yapmak üzere, “Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı” başlığı tercih edilmiştir.

Birbirlerine yakın olmakla birlikte, endüstri psikolojisi (industrial psychology) ya da örgüt psikolojisi (organization psychology), psikolojinin verilerini kullanarak, personel seçimi ve eğitimi, çalışma koşullarının iyileştirilip iş veriminin artırılması, işkazalarının önlenmesi, iş tatmini gibi endüstri ortamının getirdiği problemlere çözüm arayan psikoloji disiplinidir. Endüstri psikiyatrisi ise, konuya tıp bakış açısıyla yaklaşır. Amacı, endüstriyi iyileştirmek, üretimi artırmak kadar, hatta ilk önce insanı iyileştirmeyi amaçlar. Çağdaş bir uygulama olan koruyucu hekimlik ilkeleriyle hareket eder.

            Psikiyatri, ruh hekimliği demektir. Ruh sağlığı ise, daha çok koruyucu hekimlik ilkeleriyle hareket eden koruyucucu psikiyatriyi ifade etmek üzere kullanılır. İş yaşamı da, sadece endüstriyel iş alanını değil, tüm iş alanlarını kapsar. Örneğin, üniversite ortamı niçin böyle bir çalışmanın dışında kalsın? Üniversite bir toplu iş yeri değil midir; burada da bir organizasyon, hiyerarşi yok mudur? Burada da vardiyalı çalışma, kaza riski yok mudur? Başka işyerleri de örnek gösterilebilir. Bütün bunlar dikkate alınırsa, iş yaşamı kapsamıyla konuyu ele almak daha mantıklı görünmektedir.

            Biz hekimlerin hasta muayenelerinin kayıtlı bulunduğu dosyalarda, işyeri stresinin ortaya çıkardığı ruhsal sorunlar önemli yer tutar. Bunların önemli bölümü de, toplu işyerlerindeki her kademeden çalışan grubunun birbiriyle olan ilişkilerinden, daha doğru ifade ile birbirleriyle olan ilişkilerinin bozukluğundan kaynaklanan stres öyküleri ve bunun psikiyatrik sonuçları ile doludur.

            Hekimlikle ilgili birçok kitapta, vaka örnekleri bulunur. Bir hastalık anlatılır ve hem o hastalığı anlamayı kolaylaştıracak, hem okuyucunun dikkatini yoğunlaştırmasına yardımcı olacak vaka öyküleri eklenir. Bu kitapta da, birçok konu, yazarın deneyimlerini yansıtan kısa öykülerle süslenmeye çalışılmıştır. Bu örneklerde, işyeri olarak genellikle banka sözü edilmesine rağmen doğaldır ki banka burada sadece bir semboldür.

Böyle bir kitabın, tıp mensupları yanında, hatta tıp mensuplarından daha çok toplu işyerlerinde çalışan her kademeden bireyin (işveren, yönetici ve işçi ya da memur tüm çalışanlar) ilgisini çekeceğini umuyorum. Bu nedenle, tıp mensubu olmayan okuyucular için açıklamalar ekledim.

            Doğrusunu söylemek gerekirse, endüstri psikiyatrisine ilgi duymaya başladığım 70’li yılların başlangıcında, işyerlerinde, özellikle organizasyon konularında, ülkemizdeki ve hatta dünyadaki bilgi birikimi bugünkü boyutta değildi. Artık ülkemizde de profesyonel yöneticiler var. Bugün, ülkemizin en iyi beyinleri, işletme, endüstri mühendisliği, iş idaresi vb. konusunda eğitim almaya aday olmaktadır. Bu bakımdan, endüstri yönetimi profesyonellerinin konularında daha yetkin, işyerlerinde ruh sağlığı konusunda daha bilinçli duruma geldiği kuşku götürmez. Bunun yanında, iş yönetimi eğitimi almamış kişilerin, bir şekilde toplu işyerlerinde yönetici olduklarında daha doğrudan deyişle oluverdiklerinde ya da liyakatleri bulunmadığı halde, hatır, torpil, partizanlık vb. nedenlerle böyle bir göreve getirildiklerinde, sorun iyice büyümektedir.

Burada değinmek istediğim diğer konu, dil, daha uygun deyişle güzel Türkçe’mizle ilgilidir. Konu oldukça yeni olduğu için, yeni kavramlar kullandığımda, anlatım netliği sağlamak amacıyla, İngilizce karşılıklarını da parantez içinde gösterdim. Bazen, eski Türkçe karşılıklarını da ekledim. Bunu yapmaktan amacım, kavram kargaşasına yol açmamak, en azından yanlış anlaşılmaktan uzak durmaktır. Bilimsel netliğin bu olduğunu düşünüyorum. Örneklemek gerekirse, çok kullanılan “İngilizce “organization” sözcüğü için, teşkilat, örgüt, bünye gibi karşılıklardan hangisini kullanmalıydım? Örgüt desem, kiminin aklına gizli örgüt gelir. Teşkilat desem, herkesin aklına parti teşkilatı gelir. Olduğu gibi kullanmayı tercih ettim. Ayrıca, organizasyon sözcüğü, dilimize zaten girmiş durumdadır; bu karşılığı tercih ettim. Çoğu yerde “occupational” sözcüğünü, dilimizdeki ifadesi ile “oküpasyonel” olarak aynen kullanmayı benimsedim. Gramer olarak, Türk Dil Kurumu’nun 1980’den sonra benimsediği kurallardan çok, önceki TDK’nun kurallarını dikkate aldım; mesela “iş kazası” değil, “işkazası” biçiminde yazmayı yeğledim. Yeri geldikçe, yeni Türkçe sözcükleri kullanmakla birlikte zaman zaman günlük dilimize yerleşmiş eski karşılıklarını da kullandım. Çoğu zaman ‘örnek’ sözcüğünü tercih etmekle birlikte, ‘mesela’yı görmezlikten gelmedim. Bunun dil zenginliğini besleyeği kanısındayım.

            Kitapta, bazı konuların birkaç yerde ele alındığı, daha açık deyişle yinelemeler bulunduğu görülecektir. Bir anlamda bunun kaçınılmaz olduğunu belirtmeliyim. Konuya değişik açılardan bakılan bölümlerde, bu tür yinelemeler zorunlu olmaktadır.

            Bir kitap iki türlü yazılabilir. Birincisi, mevcut bilgileri toplarsınız, düzenli bir şekilde yazarsınız. Başka deyişle bilgi aktarırsınız. Kendi birikiminizden bir şey eklemezsiniz. Böylece, eleştirilme riskinden de uzak kalmış olursunuz. İkincisi, mevcut bilgileri aktarma yanında, yeri geldikçe kendi düşüncelerinizi de ortaya koyarsınız. Bu daha uygun yöntemdir fakat eleştiriye açık duruma gelirsiniz. Fikirlerinizi herkes kabul etmeyebilir. Bu kitapta, ikinci yol yeğlenmiştir.

Son olarak değinmek istediğim konu, yazdıklarımın en azından bir bölümünün “yoksulluk edebiyatı” olarak değerlendirilebileceği endişesi taşımamdır. Tabii ki böyle bir niyetim olamaz. Ancak, yazdıklarıma bu açıdan baktığımda, bazı bölümlerin bu çerçevede görülebileceğini farkettim. Burada amacımım yoksulluk edebiyatı yapmak olmadığını, eğer böyle görünüm veren bölümler varsa, bu durumun konunun niteliğinden kaynaklandığını belirtmeliyim.

İş Psikiyatrisi, sonuçta, konuya mültidisipliner yaklaşımın bir ürünüdür. Sevk ve idarecilik, ekonomi, sosyoloji, psikoloji, özellikle endüstriyel psikoloji, mühendislik, ergonomi, mimarlık, tıp ve psikiyatri, özellikle sosyal ve koruyucu psikiyatri ancak birlikte konunun üstesinden gelebilir. Birden çok bilimin işbirliği yapmasını gerektiren böyle bir konuda, kuşkusuz eksiklikler hatta kusurlar bulunacaktır. Bunun yanında, konuya değişik bakış açılarıyla da yaklaşılabilecektir. Bütün bunlar dikkate alındığında, bu kitapta görülebilecek kusurların olağan karşılanması ve hataları konusuna toleranslı yaklaşılması yazarın dileğidir. Özetle tüm eksik, kusur ve hatalarım için de bağışlanma diliyorum.

 

HAKKINDA:

İşyerinde stresli misiniz yoksa?

Kitapta, küreselleşme süreci ve bunun getirdiği sorunlar işleniyor. Bireylerin bu sorunlardan soyutlanamayacağı vurgulanıyor.

'Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı' iş yaşamıyla ilgili birçok sorunu kapsıyor, işyeri stresleri ve bu stresin yarattığı ruhsal bozuklukları ele alıyor

YUSUF ALPER, Radikal, 27.07.2001

Çağcıl psikiyatrinin geçmişi yüzyıl öncesine dayanıyor. İnsan ilişkileri, birey - toplum ilişkileri, insanın doğumundan ölümüne yaşadığı psikoseksüel gelişmeler, psikodinamik süreçler ve kendini gerçekleştirme süreçleri... Bütün bunlar Freud'dan başlayarak Sullivan, Erikson, Kohut, Kernberg gibi önemli adlarla günümüze kadar gelmiştir.
İnsan ilişkilerinin bilimi olan psikiyatrinin, insanların yaşamlarının yaklaşık yarısını geçirdikleri işleri, işyerleri ve onlarla bağlantılı alanlara ilgi duymaması olanaksız. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse bu alana yeterince ilgi duyulmamış, işyeri psikiyatrisinin gelişmesi endüstriyel gelişmelerle paralel gitmemiştir.
Bu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de geç olmuştur. Ayrıca ülkemizde, her şeyde olduğu gibi bu alanda da ciddi bir gecikme yaşanmıştır.
Bu alandaki boşluğu doldurma girişimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümünden Prof. Dr. Ahmet Çelikkol tarafından 'Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı' başlıklı kitapla olmuştur. Bundan önce bu alanla ilgili çok az çalışma yapılmış ve bunların epey bir kısmı da Çelikkol'un araştırmaları, makaleleri. Çelikkol yaklaşık 30 yıllık birikimini bir araya getirmiş ve bu kitabı ülkemiz toplumuna ve bilim dünyasına sunmuş.
Kitap; iş yaşamıyla ilgili hemen her türlü sorunu kapsıyor. Altı bölüm ve onlarca arabaşlıktan oluşan kitap doğal olarak işyeri stresleri ve bu stresin insanları ne gibi ruhsal bozukluklara yönlendirdiği konusunu ele alıyor. "İşyerlerinde, stres yaratan faktörlerin pek çoğu araştırılmış olmasına rağmen, bir kişide ortaya çıkacak stres yanıtını öngörme imkanı, halen çok zor görünmektedir. İş stresinin kontrolü, özel klinik veya davranışla ilgili belirtiler kadar stres durumlarını tanıma ile koruyucu bir yolla en iyi biçimde başarılmış olur. Kişisel durumlardaki stresi tedavi etmek, klinik belirtilere bağlıdır ve rehabilitasyon mutlaka yapılmalıdır. Rehabilitasyon da, kişinin başa çıkma mekanizmalar ve iş çevresi birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır" düşüncesi Çelikkol'un temel yaklaşımını oluşturuyor.
Ayrıca yazarın iş dünyasındaki ruhsal sorunlara bakışı dış dünyadan soyutlanmış bir bakış değildir. İnsanı biyopsikososyal boyutuyla ele alırken onun aynı zamanda politik bir varlık olduğunu da unutmuyor. Kitap, küreselleşme süreci ve onun getirdiği sorunları işliyor. Doğal olarak işyerleri, dünyayla ilişki içindedir ve iş yaşamındaki bireyler de o sorunlardan soyutlanamaz. Çelikkol, bütün sorunların çözümüne ilişkin pratik yaklaşımlar öneriyor.
Kitabın bazı ara başlıklarını sunmak, kitabın içerik zenginliğini gösterebilir: Endüstri psikiyatrisinin ortaya çıkışı ve gelişmesi; iş yaşamında ruh sağlığı uygulamaları; endüstrileşmenin sosyo - psikiyatrik sonuçları, stres kavramı ve modelleri; organizasyon e organizasyonel ilişkiler; iş kazaları; ruhsal bozukluklar; stresten korunma ve stresle başetme, kadınların mesleki sorunları, cinsel taciz...
Kitap yolın ve akıcı anlatımıyla hem iş yaşamındaki tüm insanlarımız için, hem de alanında ilk kitap olması özelliğiyle meslek çevresi için önemli bir kaynak kitap niteliğinde. Zengin kaynakları ve işlevsel diziniyle de yararlı olacağı kesin.
Ülkemizde geç kalınmış bir alana ışık tuttuğu ve gelecek kuşaklara zemin oluşturduğu için, Çelikkol kutlanmaya değer bir iş yapmış.