|
|
|
|
DEMEÇLER
|
Çakırkeyiflikten
Komaya
“Az az
içiyorum, bir şey olmaz” demek büyük bir risk. Günde bir şişe bira ya da
bir kadeh rakı bile karaciğerde yağlanmaya sebep olabiliyor. Bu, içen
kişinin genetik yapısıyla ilgili. Alkolizm başlı başına bir hastalık.
Üstelik birçok hastalığa yol açıyor. |
ALKOL, PANİK ATAK HASTALARI İÇİN BÜYÜK RİSK
Alkol paranoyası diye isimlendirilen beyin hasarına bağlı akıl hastalığı da
sürekli bu maddeyi tüketenlerin karşılaşabilecekleri kötü sonuçlardan sadece
biri. Alkol müptelalığı başlı başına bir depresyon sebebi. Ege Üniversitesi
Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, alkolün psikotik harici ruhsal bozukluklara zemin hazırladığına da
dikkati çekiyor: “İntihar davranışlarında, depresyondan sonra, ikinci sırayı
alkolle bağıntılı bozukluklar alıyor.”
Alkol ve diğer uyuşturucular birer (toksik madde) zehir. Yine de bunların
kullanımı insanlık tarihi kadar eski. Prof. Çelikkol’a göre günlük dilde
‘sarhoşluk’ dediğimiz olay tıp dilinde akut alkol intoksikasyonu, daha açık
deyişle zehirlenmesi. “Ben sadece bira içiyorum.” demenin bir yanılgı
olduğunu vurgulan Çelikkol, “Hâlbuki konuya birim alkol açısından
bakıldığında arada bir fark bulunmuyor. Bir şişe bira, yaklaşık bir kadeh
rakı, viski gibi sert içkiye, bir bardak şaraba eşdeğerdir. Önemli olan,
alınan alkol miktarıdır.” diyor.
Çelikkol’un şu söyledikleri ise oldukça önemli: “Alkolizmin nerede
başladığı, hangi durumda alkolizm deneceği açık değildir. Her düzeyde alkol
kullanımının, kullanan her kişi için bir üst basamağa çıkma riskini
artırdığı bilinmelidir. Bugünün masum bira içicisi yarın alkolik olmaya
adaydır.”
ADSIZ ALKOLİKLER DAYANIŞMASI
Hastalıkları sebebiyle mecburen ‘yalnızlık’ sendromu içine giren alkolikler
çıkış yolunu, 1935’te kendi aralarında kurdukları dayanışmada aramışlar.
Başlangıç yeri ABD. Prof. Ahmet Çelikkol’un verdiği bilgiler ‘Neden ABD?’
sorusuna açıklık kazandırıyor: ABD halkının üçte ikisi alkol kullanıyor,
yarısı da düzenli içici. Bu ülkede bir ara yasayla alkol yasaklanıyor ama
nafile. Kendilerini Adsız Alkolikler (A.A.) olarak adlandıranlar da hızla
bütün dünyada örgütleniyor. 1980’lerde Türkiye’de de A.A. grupları oluşuyor.
|
8 Ocak 2007, Hürriyet Ege
Dehşet çocukları
GÖRDÜKLERİNİ YANSITIYORLAR
İzmir ve Aydın’da yaşanan dehşet olaylarını değerlendiren Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim
üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, toplumun referans noktalarının
kaybolduğunu söyledi. Çelikkol, "Her toplumun gerek hukuk, gerek bilim
ve gerekse edebiyat gibi belli referans noktaları olur. Bunlar bizim
ülkemizde gün geçtikce kayboldu. Çocuklar, kendilerine geldikleri
andan itibaren gaspla, hırsızlıkla, dayakla karşılaşıyor. Bunlar
istatistiklere yeterince yansımasa da ülkemizde olan şeyler.
Çocuklarda bu hayattan etkileniyor. Bunun yanında bazıları ailelerince
nasıl olsa ceza almayacak mantığıyla suça yönlendiriliyor. İşlediği
suçun ardından ailesinin dediği gibi cezasız kaldığını gören çocuklar,
bir sonraki seferde daha fazla şiddete yöneliyor" dedi.
GELİR DAĞILIMI TETİKLİYOR
Ülkedeki gelir dağılımında yaşanan adaletsizliğin de şiddetin
artmasında önemli bir faktör olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çelikkol,
"Milli gelir artıyor, ancak belli kesimin elinde toplanan bu servet,
gelir dağlımında büyük farklara neden oluyor. Bu farkı küçük yaşlardan
itibaren, televizyonlarda gören çocuklar da o hayatın özlemiyle
şiddete yöneliyorlar" dedi. Çocukların toplumun aynası olarak
gördüklerini, yaşadıklarını kendi hayatlarına uyarladıklarını da
sözlerine ekleyen Ahmet Çelikkol, "Hergün bir öncekinden korkunç
cinayet olaylarını okuyoruz. Televizyonlar, yeni yeni şiddet yollarını
iyi bir öğretmen gibi çocuklarımıza öğretiyor. Ama önümüzdeki dönemde
bu gidişin biteceğine inanıyorum. Toplum bunu sağlamaya yönelik adım
atmak içinde çaba göstermelidir" dedi.
24 Aralık
2006
'Aşk madde
bağımlılığı gibidir'
Prof.
Dr. Çelikkol, “aşk hastalığının” ise kişiyi mutsuzluğa sürüklediğini
kaydetti.
Aşkı “iki
karşı cinsiyetten birinin diğerini, şanslıysalar her ikisinin
birbirini ömür boyu ayrılmamayı isteyecek kadar sevmesi ve koşulsuz
sevmesi” olarak tanımlayan Ege Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol,
aşkın insanı mutlu eden ve saygı gösterilmesi gereken bir duygu
olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Çelikkol, aşık olunan kişiye bağımlılık olarak tanımlanan
“aşk hastalığının” ise kişiyi mutsuzluğa sürüklediğini kaydetti.
Prof. Dr. Çelikkol, aşkın insanı yaşamının her döneminde mutlu
ettiğini belirterek, “Aşk, küllendikten on yıllar sonra bile insanları
mutlu etmeye devam eder” dedi ve aşkı değerli kılan en önemli
unsurların başında “ulaşılmazlık ve meşakkatin” geldiğini söyledi.
“Doğa gereği, her sürecin bir ömrü olmalıdır” diyen Prof. Dr.
Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aşkın başlıca üç komponenti, ruhsal, tensel ve toplumsal uyuşma
yeterliyse aşkın süresi, bir insan ömrü süresine ulaşmış olur. Bu
durumda, aşk ölümsüzlüğe ulaşmış demektir ve elbette bu bir şans
meselesidir. Aşk, küçümsenecek bir duygu değildir ve elbette riskleri
de barındırır. Aşkın bir biyokimyası olduğuna göre, hastalığı da
vardır ve aşk hastalığının hekimlikteki adı, ilişki bağımlılığıdır.”
“AŞKTA BAĞIMLILIK MADDE BAĞIMLILIĞI GİBİDİR”
Aşkta bağımlılığın madde bağımlılığı gibi olduğunu ifade eden Prof.
Dr. Çelikkol, uyuşturucu yerine bağlanılan kişinin geçtiğini ve
bireyin bir süre sonra istese de bırakamadığını, zorunlu ayrılma
durumunda kişide birtakım yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığını
kaydetti.
Prof. Dr. Çelikkol, bağımlı kişi ve bağlandığı partnerinin, bir
tahterevallinin iki ucuna oturmuş gibi olduğunu ve bağımlı kişinin,
yoğun duygular yaşarken partnerinin bu duyguları yaşamadığını
belirterek, şöyle dedi:
“Kişi partnerini önemserken, partneri sadece kendini önemser. Kişi
partnerine aşırı değer verirken, partneri aşırı değer görür. Kişi
partnerine yaklaşmaya çalışır, partneri ise o kişiden uzaklaşır.
Sonuçta son derece asimetrik bir ilişki söz konusu olur.”
İlişki bağımlılığı içindeki kişinin kendisini tükenmiş hissettiğini,
benlik sınırlarının net olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çelikol,
bağımlı kişinin sado-mazoşist davranışlar sergilediğini, olayları
akışına bırakmaktan korktuğunu, bireysel gelişimlerinin sınırlı
kaldığını, partnerini değiştirmeye çalışıp ancak başarısız olduğunu
söyledi.
Prof. Dr. Çelikkol, ilişki bağımlısı kişinin kendini gereğinden çok
fazla ortaya koyduğuna, çok fazla verici olduğuna dikkati çekerek,
şunları söyledi:
“Bağımlı ilişki dışındaki sosyal hayatını tamamen bitirmiştir, en
azından çok aza indirmiştir. İlişkisi dışında hiçbir ilgi alanı
kalmamıştır. Tüm zamanını, hayatını, partneri ya da ondan gelecek bir
haberi bekleyerek geçirir olmuştur. Riskleri almasanız, yaşamanız da
mümkün değildir. Bu nedenle aşk bağımlığını dikkate alın, ama aşka hak
ettiği değeri de verin.”
A.A.
|
|
Şiddet Neden Artıyor?
'Ego gücü gelişmemiş kişilerin, kendilerinde bulunmayan
özgüven ve özsaygıyı, şiddete başvurarak kazanmaya
çalışıyorlar.'
25 Temmuz 2006 Salı 09:16 |
|
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, Türkiye'de şiddetin
hızla arttığına dikkati çekerek, 'Şiddetin içinde yaşıyoruz.
İlköğrenim öğrencileri arasında bile çeteleşme özentileri,
gasp, lise öğrencileri arasında da aşk cinayetleri yaşanıyor'
dedi.
Çelikkol, ego gücü iyi gelişmemiş kişilerin, sahip olmadığı
özgüveni ve özsaygıyı, şiddete başvurarak kazanmaya
çalıştığını belirterek, şunları söyledi: 'Özünden alamadığı
gücünü otomobilinin markasından alır, trafikte etrafını
rahatsız ederek alır. Özünden alamadığı gücünü bir futbol
takımının fanatiği olarak, olay çıkararak kazanmaya çalışır.
Sonuçta özünden alamadığı kişilik gücünü, şiddet kullanarak
sağlamaya çalışır, elbette sahte bir cennete kavuşmuş olur.
Eğitimsizlik, cehalet tırmanmayı artırır. İşsizlik, şiddete
başvurması için yeterli zaman kazandırmıştır.'
Şiddet olaylarının nedenlerinin iyi analiz edilmesi
gerektiğini vurgulayan Çelikkol, bu sorunun, tek nedeni
olamayacağını, toplumsal, ekonomik, sosyal psikolojik ve
psikolojik nedenlerin birbiriyle etkileşim içinde şiddeti
doğurduğunu kaydetti.
'Eğitimsizlik...'
Çelikkol, çocukların, anne ve babalarının aşırı meşguliyeti,
eğitimsizlikten gelen ilgisizlikler, yoksulluktan gelen
çaresizlikler nedeniyle şiddete yöneldiğini kaydederek, 'Bazı
aileler, bakamayacakları kadar çocuk sahibi oluyorlar.
Çocuklarıyla tek tek ilgilenip sevgi gösteremiyorlar, bu da
çocukları şiddete yönlendiriyor' dedi.
Görsel medya sayesinde şatafatlı yaşamın her gün gözler önüne
serildiğini ifade eden Çelikkol, 'Bunun yanında değer
yargılarında çürüme söz konusu. (Para kazan, nasıl kazanırsan
kazan) kavrayışı öne çıkıyor' dedi. Bu ortamın, henüz değer
yargılarını muhafaza eden, dürüst çaresizleri de önce çileden,
sonra baştan çıkardığını iddia eden Çelikkol, şunları söyledi:
'Medya şiddeti körüklüyor'
'Böyle olunca sosyo psikolojik ortam, lüks yaşamı teşvik
etmekte, özentili davranış içinde kişi, böyle yaşayabilmek
için her türlü şiddete başvurabilmektedir. Görsel medyada
gördüğü şatafatlı yaşamı uygulamak istemekte, şartları izin
vermeyince de şiddet uygulamaktadır.'
Her toplumda önderlerin bulunduğuna dikkati çeken Çelikkol,
örnek alınması gereken kişilerin, bu görevlerini yanlış
yapması halinde, toplumun da yanlış yapmaya başlayacağını
söyledi. Çelikkol, insanların bir 'ego gücü'ne sahip olduğunu
belirterek, ego gücünün herhangi nedenle zayıflaması halinde,
kişinin dengesiz yaşam sürmeye yöneleceğini ve öfkesine sahip
olamayarak şiddete yöneleceğini kaydetti. Şiddetin şiddeti
doğurduğunu da vurgulayan Çelikkol, toplumdaki şiddet
olaylarının bu nedenle arttığını belirtti. |
|
|
|
|
|
|
Erkekler neden aldatır?
Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Çelikkol bir diğer unsurun da erkekteki
"özgüven eksikliği" olduğunu vurguladı.
İnsanların uzun yıllardır cevabını aradığı 'erkekler neden aldatır'
sorusunun altında; biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenlerin olduğu iddia
edildi. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, insanın biyolojik, psikolojik ve
sosyal bir canlı olduğu belirterek, "Aldatma söz konusu olunca, bu üç
nedenden biri, ikisi, hatta üçü bir arada olabilir'' diye konuştu. Prof.
Çelikkol, erkeklerin büyük bölümünün aldattığında, bunu ballandıra
ballandıra çevresine anlattığını ve bundan haz duyduğunu
da ifade etti.
İnsan davranışını önemli ölçüde belirleyen üç niteliğin "benlik kavramı,
özsaygı ve özgüven" olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çelikkol, bazı kişilerde
bunlarda önemli eksiklik söz konusu olduğunda aşağılık kompleksi içinde
boğulduklarını söyledi. Prof. Dr. Çelikkol, bu durumdaki kişilerin, farkında
olsa da olmasa da, kendini başkalarıyla kıyasladığını, dahası eşini,
çocuklarını da başkasının eşleriyle, çocuklarıyla karşılaştırdığını, bu tür
bilinçli veya bilinçdışı karşılaştırmaların zihninde şekillenip, benlik
kavramının gelişme düzeyini belirlediğini söyledi.
'ERKEK YAPINCA ÇAPKIN...'
Toplumsal değer yargılarının veya erkekten yana peşin hükümlerin de bu tür
davranışları beslediğini belirten Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, "Aldatma, erkek
tarafından yapılıyorsa adı 'çapkınlık' olur. Genel anlamda erkek
çapkınlığının mağduru hatta bazen kurbanı olan kadın da büyümekte olan
oğluna 'çapkın' diye, bir anlamda yüceltici sıfatlarla hitap etmekte
zorlanmaz, hatta haz duyar'' diye konuştu.
Gençler yarınından endişeli
Olumsuz ülke koşullarında sorunlu yetişen gençlik, boşluğa
düşüyor, günübirlik yaşıyor ve motavisyonunu kaybediyor.
İzmir
AA
24 Eylül 2003 — Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, gelecek şokuna giren
gençlerin, aile içinde çatışmaya yolaçtığını belirterek, anne
babanın dünyayı doğru kavrayarak, gençle aralarındaki çatışmada
doğruları yakalamaya çalışmasını önerdi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, hızlı nüfus artışı ve göçler sonucu oluşan
metropolleşmenin, yeni uyumlar gerektirdiğini, aynı zamanda yeni
sorunları ortaya çıkardığını söyledi.
GELECEK ŞOKUNA GİRİYORLAR
Anne ve babanın değer yargılarıyla yetişen gencin, çevreden
edindiği yargılar, hayat anlayışı ve yaşama biçiminin de aynı olmadığını
belirten Prof. Dr. Çelikkol, şunları kaydetti:
“Anne-baba, çocuğunun her alanda çalışıp çabalayıp geleceğe
hazırlanmasını istiyor. Genç ise çevrede gördüğü ve kendi ailesinde de
sahip olmak istediği yaşam tarzıyla, geleceği düşünmeden gününü geçirmek
istiyor. Diğer yandan eğitimin veya öğrenilen mesleğin ileride yaşamını
kazanması için yeterli olmadığını ve nitelikli kişilerin bile işsiz
kaldığını gören gençler, bir şok yaşamaya başlıyor. Gelecek şokuna giren
gençler, (çalışsam da olmayacak) görüşünü taşıyor. Bu da aile içinde
çatışmaya yol açıyor.” Küreselleşme, gelir dağılımındaki dengesizlik ve
“televole kültürü”nün de gençleri olumsuz etkilediğine işaret eden Prof.
Dr. Çelikkol, boşluktaki gençliğin motivasyonunu kaybettiğini söyledi.
KUŞAK ÇATIŞMASI
Prof. Dr. Çelikkol, olumsuz ülke koşulları içinde sorunlu bir
gençliğin yetiştiğini savundu. Bazen anne ve babaların da çocuklarını
kendi yaşadıkları şartlarda yetiştirmek istediklerine, bunun hatalı bir
tutum olduğuna işaret eden Prof. Dr. Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olağan koşullarda 15 yaşındaki genç ile kendisinden ortalama 30
yaş büyük anne-babanın aynı dünya görüşünde, yaşama biçiminde olması
mümkün değil. Üstelik dünya, günümüzde eskisinden çok daha hızlı
değişiyor. Bu açıdan bakılırsa, kuşak çatışması, ilerleme ve değişim
için beklenen ve genç açısından istenilen bir durumdur. Eğer kuşak
çatışması yoksa, genç, ilişki bağımlılığı içinde, özgüveni yetersiz
demektir. Ama bunun da bir dozu vardır. Bal yemek iyidir, ancak çok bal
yenilirse bu kez zehirlenme olur.”
‘REHBERİNİZ GERÇEKLER OLSUN’
Prof. Dr. Çelikkol, çocuklarına özgüven sağlama konusunda anne ve
babanın, gerekirse profesyonellere başvurarak çaba harcamaları
gerektiğini bildirdi. Çocuğun her istediği, her düşündüğünün ve
davranışının doğru demek olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Çelikkol,
“Burada anne ve babanın rehberi, gerçekler olmalıdır. Dünyayı doğru
kavrayarak, gençle aralarındaki çatışmada doğruları yakalamaya
çalışmalıdır. Bunu yapmazsa, gençle kuşak çatışması iyice artar ve bunun
sonucu topluma uyumsuz bir genç kazandırmak olur” dedi.
Prof. Dr. Çelikkol, üniversiteye giren gençlere de ülke ve aile
koşulları ne olursa olsun çok çalışarak bu imkanı değerlendirmeleri
çağrısında bulundu.
|
Unutkanlık gençlerin de sorunu |
|
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol,
unutkanlık sorununun, disiplinli, programlı yaşam tarzını benimseyerek ve
entelektüel faaliyetlere ağırlık verip, bazı bilgileri not ederek
aşılabileceğini söyledi.Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, unutkanlık şikayetiyle doktora başvuran gençlerin
sayısında dikkat çekici bir artışın olduğunu söyledi.
Çelikkol, genelde yaşlılar için büyük bir sorun oluşturan unutkanlığın artık
gençlerde de görülmeye başladığını belirterek, günlük yaşamı olumsuz yönde
etkileyen bu durumun gençleri rahatsız ettiğini kaydetti. Gençlerin
kendileri için birinci derecede önem taşıyan bilgilerden ziyade pek de
önemli olmayan ancak yine de yerine göre bilinmesinde fayda olan konuları
unuttuklarını dile getiren Çelikkol gelecek kaygısı ve yaşam mücadelesi
yüzünden gençlerin unutkan olduğunu vurguladı. Günümüzde yaşamın, geçmişteki
gibi kolay olmadığını, kişiye ağır sorumluluklar yüklediğini bu nedenle de
insanların kafasının sürekli birşeylerle meşgul olduğunu kaydeden
Ahmet Çelikkol, gençlerin yalnızca
kendileri için lazım olan bilgileri hafızalarına kaydettiklerini anlattı.
Ahmet Çelikkol, “Maalesef gençler
arasında da unutkanlık yaygınlaşıyor. Unutkanlık şikayetiyle doktora
başvuran gençlerin sayısında dikkat çekici bir artış var” diye konuştu.
Çelikkol, disiplinli ve programlı yaşam tarzını benimseyerek ve entelektüel
faaliyetlere ağırlık vererek duruma göre de bazı bilgileri not ederek
unutkanlık sorunun aşılabileceğini söyledi.
Evde
çocuğunuz için hayvan besleyin
Evde hayvan besleyen çocuklar, hem sorumluluk alıyor hem de sevmeyi ve
paylaşmayı öğreniyor.
Ege
Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, evde hayvan besleyen çocukların, hem sorumluluk aldıklarını hem de
sevmeyi ve paylaşmayı öğrendiklerini söyledi.
Prof. Dr. Çelikkol, yaptığı açıklamada, evde hayvanbeslemenin yetişkinler
kadar çocuklar için de güzel bir uğraş olduğunu ancak bazı ailelerin
çocukların bu yöndeki isteklerine pek sıcak bakmadıklarını ifade etti.
Çocukların kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanlarla yakın iletişim kurmayı
sevdiğini dile getiren Prof. Dr. Çelikkol, bunun içingünümüzde en elverişli
ortamın da ev olduğunu anımsattı.
Prof. Dr. Çelikkol, evde hayvan beslemenin, yetişkinlere oranla çocuklara
çok daha fazla avantaj sağladığını, bu eğilimdeki çocuklarıntakdirle
karşılanmasının gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
``Evde besledikleri kedi, köpek ve kuş gibi hayvanlarla yakın arkadaşlık ve
dostluk ilişkisine giren çocuklar yaşıtlarına oranla çokdaha hızlı bir
şekilde sosyalleşmektedirler. Çünkü bu çocuklar hayvanlarla kurdukları sıcak
ve sevecen iletişim sayesinde paylaşmayı,sevmeyi kendilerine güvenmeyi,
dostluğu ve yardım etmeyi öğreniyorlar.Ayrıca bu çocuklarda yiyecek ve
içeceğini verdiği, sağlığıyla yakındanilgilendiği hayvan sayesinde
sorumluluk duygusu gelişiyor``
Prof. Dr. Çelikkol, ailelerin tüm bu avantajları dikkate alarak çocuklarının
evde hayvan beslemeye ilişkin isteklerini reddetmemelerini, aksine onları
teşvik edici bir yaklaşım içine girmelerini önerdi
İZMİR/İZMİT
Lise öğrencisi Lara Falay'ın intihar etmesiyle gündeme gelen öğrenci
intiharları, aile içi ilişkilerin ve çocuklarla kurulan diyaloğun çok önemli
olduğunu bir kez daha gösterdi. Anne ve babaların bilinçli girişimleri,
çocukların yanlış ilişkilere yönelmelerini engelleyebilir.
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol,
gençlerin bunalıma girme ve "satanist" türü gruplara yönelmelerinin
nedenlerinin araştırılması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
"İntihar sebeplerinin köküne inerek, alternatif çözümler geliştirilmesi
gerekir. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal şartlar nedeniyle,
iş bulma bunalımına girerek gelecek şoku yaşıyorlar. Bu koşullar, gençleri
alternatif arayışlara sürüklüyor."
Ailelere önemli görevler düştüğünü belirten Çelikkol, şöyle devam etti:
"Ailelerin çocuklarına sahip çıkması, sevgilerini paylaşması gerekir. Kavga
edip ayrılan aileler ya da çocuklarına sadece maddi imkanlar sağlayan
aileler, çocuklarının intihara kadar sürükleyecek eğilimlere yönelmelerine,
bilmeden katkıda bulunuyorlar."
PRESTİJ MESELESİ...
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, cep telefonunun
çocuklar için bir ihtiyaç olmadığını ancak, gerek çocuğun gerekse ailelerin
cep telefonunun olup olmamasını bir prestij meselesi haline getirebildiğini
anlattı.
Arkadaşlarının cep telefonu kullandığını
gören çocuğun bir eksiklik duygusuna kapılmamak ve çevresiyle olan uyumunu
bozmamak için ailesinden cep telefonu istediğini dile getiren Prof. Dr.
Çelikkol, şunları kaydetti: “Çocuklar kadar aileler de bu konuyu prestij
meselesi yapabilmekte ve ekonomik güçlerini zorlayarak çocuğa cep telefonu
alabilmektedirler. Bu yüzden çocukları da aileleri de çok fazla suçlamamak
gerekir. Çünkü küçük yaşlarda cep telefonu kullananların sayısı artıyor.
Haliyle bu koşullar kişileri cep telefonu alımına yönlendirmektedir.”
Prof. Dr. Çelikkol, her şeye karşın anne ve
babaların sorumluluk duygusuyla hareket ederek, çocuk için en doğru olanı
tercih etmesinin önemli olduğunu belirtti.
|
Çocuğunuzu yaşıtlarıyla kıyaslamayın |
Türkiye, 17.08.2001 |
Başarısı yaşıtlarıyla kıyaslanarak ailesi tarafından küçük düşürülen
çocuğun kendine güveninin gelişemediği bildirildi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikaytri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, yaptığı açıklamada, anne ve babaların,
çocuklarının dersteki başarısını ve başka yeteneklerini
değerlendirirken, başkalarının çocuklarıyla karşılaştırmalarının sık
rastlanan bir durum olduğunu belirtti.
Ailelerin, bu tutumlarıyla, çocuklarının başarısını gölgeledikleri gibi
onun kişisel gelişimini de olumsuz yönde etkilediklerini kaydeden
Çelikkol, şunları kaydetti:
“Anne ve babalar çoğunlukla okulda başarısız olan çocuğunun sorunlarını
öğrenmek yerine, arkadaşlarıyla karşılaştırma yoluna gidiyorlar.
Diğerleriyle aynı başarıyı göstermediği için çocuğunu eleştiren, hatta
onu küçük düşürücü ifadelerle yeren anne ve babalar, çok büyük bir
yanlış içinde olduklarını anlayamıyorlar. Böyle tatsız durumla
karşılaşan çocukların başarısında azalma görülüyor.’’
Çocuğun kendisine olan güveninin gelişmesinde anne ve babanın önemli
role sahip olduğunun altını çizen Çelikkol, yaşıtlarıyla kıyaslanan
çocuğun, içine kapandığını ve öz güveninin gelişemediğini söyledi.
Çelikkol, anne ve babalara düşen görevin, çocuğun başarısız yanlarının
değil başarılı olduğu yanlarının ve yeteneklerinin keşfedilmesine
yardımcı olmak olduğunu söyledi
|
|
|
|
Sigara Tüketimi
Artıyor
Tiryakiler Yabancı Marka Sigaralardan Uzaklaşıyor.
Gerçek Çözüm: Sigaradan Vazgeçmek, Sağlığı Seçmek |
|
|
Tek
Gıda-İş Sendikası Ege Bölge Başkanı Doğan Karayılan; krizden önce
Tekel'in sigara tüketimindeki oranının yüzde 70, yabancı sigaraların da
yüzde 30 olduğunu, kriz sonrasında ise tüketilen Tekel sigaralarının
oranının yüzde 78'e ulaşırken yabancı sigaraların düzeyinin yüzde 22'ye
gerilediğini açıkladı. Tekel sigaralarına olan talebin yüzde 8 arttığını
belirten Karayılan; tiryakilerin hızla yabancı sigaradan uzaklaştığını
belirterek; krizin bu hızla sürmesi durumunda yerli tütüne yönelimin de
artacağını öne sürdü. Doğan Karayılan; ekonomik krizle birlikte sigara
tüketiminde artış olduğunu vurguluyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol da, ekonomik krizle birlikte ortaya çıkan hayat
pahalılığı ve işsizliğin insanları karamsarlığa ittiğini belirtti.
Geleceğe umutla bakamayan ve çıkış yolu bulmakta zorlananların
yaşadıkları stres ve kaygıdan kurtulmak için sigaradan medet umduklarını
kaydeden Çelikkol, son dönemde sigara tüketiminin hızlandığını
belirterek sigara tüketimindeki bu artışın üzücü olduğunu dile getirdi.
|
|
Bu çocuklara sahip çıkın
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol, yaşıtlarının aksine, yaşam mücadelesine erken yaşta
atılan çocuk işçilerin, yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde ruhsal
sorunlarla karşılaşabildiklerini söyledi.
Çelikkol, Türkiye'de çocuk işçilerin, çoğunlukla fiziksel ve psikolojik
açıdan kaldıramayacakları alanlarda istihdam edildiklerini belirtti. Sanayi
ve tarım işkolunda ağır koşullarda çalışan çocukların kişilik gelişiminde
bocalamalar yaşadıklarına işaret eden Çelikkol, şunları söyledi:
"Okula gidip eğitim görmesi gerekirken ya da yaşıtları gibi oyun çağındayken
kendisini bir atölyede bulan ve çoğunlukla da emeklerinin karşılığını
alamayan bu çocuklar mutsuz oluyorlar. Hayatın acımasız koşullarıyla çok
erken yaşta yüz yüze gelen çocuk bunalıma girebiliyor. Bu çocukların
çalıştıkları dönemde karşı karşıya kaldıkları psikolojik sorunları
yaşamlarının daha sonraki dönemlerine de taşıdıkları oluyor."
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş İzmir Grup Başkanlığı İş
Müfettişi Ramazan Ekici de şunları kaydetti: "Çocuk işçiler fiziksel ve
ruhsal sorunlarla karşılaşıyorlar. Yorgun oluyorlar ve stresten uzak
kalamıyorlar. Her şeye rağmen bu çocuklarda eğitime karşı yoğun bir istek
var. Bu çocukların yüzde 95'i öğrenim görmek istiyor."
Çocuk işçilerin psikolojisi bozuluyor Çocuk işçilerin psikolojisi bozuluyor
|
Çocuk işçilerin psikolojisi bozuluyor |
|
Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol, yaşam mücadelesine erken yaşta atılan çocuk işçilerin,
yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde ruhsal sorunlarla
karşılaşabildiklerini söyledi.
Sanayi ve tarım işkolunda ağır koşullarda çalışan çocukların kişilik
gelişiminde bocalamalar yaşadıklarına işaret eden Çelikkol, şöyle dedi:
''Okula gidip eğitim görmesi gerekirken ya da yaşıtları gibi oyun
çağındayken kendisini bir atölyede bulan ve çoğunlukla da emeklerinin
karşılığını alamayan çocuklar mutsuz oluyorlar. Hayatın acımasız
koşullarıyla çok erken yaşta yüz yüze gelen çocuk bunalıma girebiliyor. Bu
çocukların çalıştıkları dönemde karşı karşıya kaldıkları psikolojik
sorunları yaşamlarının daha sonraki dönemlerine de taşıdıkları oluyor.''
Çelikkol, kendilerine yeterince güvenemeyen bu çocukların bağımsız bir
kişilik geliştirmekte güçlük çektiklerini anlattı
Nedeni karamsarlık
Ege
Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol da, ekonomik krizle başlayan süreçte ortaya çıkan hayat
pahalılığı ve işsizliğin insanları karamsarlığa ittiğini belirtti. Geleceğe
umutla bakamayan ve çıkış yolu bulmakta zorlananların yaşadıkları stres ve
kaygıdan kurtulmak için sigaradan medet umduklarını kaydeden Çelikkol, son
dönemde sigara tüketiminin hızlandığını anlattı. Çelikkol, sigara
tüketimindeki bu artışın üzücü olduğunu dile getirerek, insanların her şeye
rağmen sağlıklarını tehlikeye atmamalarını istedi.
Anne-baba çocukları
hayata hazırlar
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol da çocukların anne ve babalarıyla aralarındaki 30-35 yaş
farkın, anneanne ve babaanne ile 60-70 yaşa çıktığı düşünüldüğünde, kuşak
farkından kaynaklanan çatışmaların kaçınılmaz olacağını kaydetti.
|
|
Sınav stresi ile nasıl baş edilir? |
|
|
|
İzmir Özel Türk Koleji Fen Lisesi Okul Aile Birliği’nce düzenlenen
konferansta konuşan Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, sınav stresini
yenmenin yollarını anlattı. |
|
|
|
İzmir
AA |
|
|
|
25 Şubat —
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, “Stresten korkmayın. Doğaya,
bilime, topluma ve zamana güvenin” dedi. |
|
|
|
|
|
Üniversite sınavı nedeniyle karar verme aşamasında bulunan öğrencilerin,
stresle karşı karşıya geldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Çelikkol, “Karar
vermek gibi bir yükünüz var ve bu, sizde zorlama, yani stres yaratır.
Aslında stressiz hayatın anlamı yoktur. Önemli olan strese ve
değişikliğe dayanabilmektir” dedi.
Stresin baş ve sırt ağrısı, uykusuzluk,
geçmeyen yorgunluk, ağlama, gerginlik, mutsuzluk, aile ilişkilerinde
sorun, konsantrasyon zorluğu, sinirlilik, insanlardan kaçma gibi
belirtileri olduğuna dikkati çeken Çelikkol, aşırı zorlanma karşısında
depresyon, madde kullanımı, yüksek tansiyon, ülser gibi ruhsal kaynaklı
hastalıkların ortaya çıkabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Çelikkol, stresten korunma ve
baş etme yollarını ise şöyle sıraladı: “Hayatınızı düzene sokup, bazı
olumlu alışkanlıklar edinin. Beslenme, diyet ve kilo kontrolüne dikkat
edin. Mutlaka fiziksel aktivite ve egzersiz yapın. Kişisel hijyen ve
bakımınıza önem verin, kendinizi bırakmayın. Kendinize ayrılmış zaman
yaratın. Hobiler edinin. Dinlenme ve uyku düzeninizi gözden geçirin.
Hayır demesini bilin. Öfkenizi yenin. Devamlı kendinizi tartın.
Başarınızı fark etmeyi ve herşeyi daha az ciddiye almayı öğrenin.
Stresten korkmayın. Doğaya, bilime, topluma ve zamana güvenin.”
|
|
Unutkanlık Gençlerin De Sorunu |
|
|
|
|
|
|
NTV, 27.12.2001 |
|
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, unutkanlık sorununun, disiplinli,
programlı yaşam tarzını benimseyerek ve entelektüel
faaliyetlere ağırlık verip, bazı bilgileri not ederek
aşılabileceğini söyledi.Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, unutkanlık şikayetiyle doktora başvuran gençlerin
sayısında dikkat çekici bir artışın olduğunu söyledi.
Çelikkol, genelde yaşlılar için büyük bir sorun oluşturan
unutkanlığın artık gençlerde de görülmeye başladığını
belirterek, günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyen bu durumun
gençleri rahatsız ettiğini kaydetti. Gençlerin kendileri
için birinci derecede önem taşıyan bilgilerden ziyade pek de
önemli olmayan ancak yine de yerine göre bilinmesinde fayda
olan konuları unuttuklarını dile getiren Çelikkol gelecek
kaygısı ve yaşam mücadelesi yüzünden gençlerin unutkan
olduğunu vurguladı. Günümüzde yaşamın, geçmişteki gibi kolay
olmadığını, kişiye ağır sorumluluklar yüklediğini bu nedenle
de insanların kafasının sürekli birşeylerle meşgul olduğunu
kaydeden Ahmet Çelikkol, gençlerin yalnızca kendileri için
lazım olan bilgileri hafızalarına kaydettiklerini anlattı.
Ahmet Çelikkol, “Maalesef gençler arasında da unutkanlık
yaygınlaşıyor. Unutkanlık şikayetiyle doktora başvuran
gençlerin sayısında dikkat çekici bir artış var” diye
konuştu. Çelikkol, disiplinli ve programlı yaşam tarzını
benimseyerek ve entelektüel faaliyetlere ağırlık vererek
duruma göre de bazı bilgileri not ederek unutkanlık sorunun
aşılabileceğini söyledi.
CEP BİLGİSAYARI KOLAYCILIĞA İTİYOR
Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Levent Ermete,
gençlerdeki unutkanlığa çoğu kez aşırı bilgi bombardımanı ve
teknolojik kolaylıkların zemin hazırladığını belirtti.
İletişim kaynaklarının hızla geliştiğini ve neredeyse
yaşamın tümüne hakim olduğunu dile getiren Ermete,
televizyon, radyo, cep telefonu ve internet ağıyla kuşatılan
insanın, belleğini zorladığını ve bazı bilgileri unuttuğunu
kaydetti. Ermete, adres, telefon numaraları gibi bilgilerin
yer aldığı cep bilgisayarlarının da kişiyi kolaycılığa
ittiğine belirterek, unutkanlığın günlük yaşamı etkilemesi
halinde bir psikiyatriste başvurmanın doğru olacağını
söyledi. |
|
|
İnternet uyumsuzluk yaratabilir
Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol, “Chat ve bilgisayar oyunlarına gereğinden fazla zaman ayıran
çocuklar toplumla uyumsuz hale gelebilir” dedi.
Çelikkol,
bilgisayar teknolojisinin sunduğu olanaklardan herkesin yararlanması
gerektiğini belirterek, bilgisayar ve internet sisteminin doğru
kullanımının, bireyin özellikle okul ve iş yaşamında büyük kolaylıklar
sağladığına dikkati çekti.
Çocukların
bilgisayara olan ilgisinin sevindirici olduğunu dile getiren Çelikkol, bu
ilginin doğru yöne kanalize edilmesi konusunda anne ve babalara önemli
görevler düştüğünü söyledi. Bilgisayarın eğitici özelliğinin yanı sıra
eğlenmeye ve arkadaşlık kurmaya yönelik bir işlevi bulunduğuna da işaret
eden Çelikkol, internette yapılan chatlerle bilgisayar oyunlarının bu amaca
hizmet ettiğini kaydetti.
Yetenekleri
geliştiriyor
Chat
ve bilgisayar oyunlarının belli bir dozda olmak koşuluyla çocukların karar
verme ve uygulama yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunduğunu belirten
Çelikkol, internet kafelere ayrılacak zamanın çok iyi ayarlanması
gerektiğini söyledi. Çelikkol, zamanının büyük bir bölümünü bu kafelere
ayıran çocukların derslerinde gerilediklerini ve toplumla uyumsuz hale
gelerek içlerine kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını dile
getirdi. Görgü kurallarını unuttuk
bencil insanlar
Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, bencil insanların
bildikleri halde bu kurallara uymadığını söyledi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol, toplumda dayanışmayı güçlendirerek sevgi ve saygının
yerleşmesini sağlayan görgü kurallarının, sosyal hayatın vazgeçilmez parçası
olduğunu ifade etti. İnsanlar arasındaki ilişkilerin görgü kuralları
çerçevesinde geliştiğini anlatan Çelikkol, yaşamın her alanında görgü
kurallarının devreye girdiğini kaydetti.
Çelikkol, şöyle dedi: "Örneğin telefonla konuşurken, alışveriş yaparken, bir
restoranda yemek yerken ya da otobüse binerken görgü kuralları hemen
varlığını gösterir. Gerek ikili ilişkilerde gerekse bir topluluk içinde
sergilenen davranışların özünde görgü kuralları yer alır. Görgü kurallarının
temelinde sevgi ve saygı yatar. Başkalarının haklarına saygı gösterip, nazik
ve hoşgörülü olmak bu kuralların bir göstergesidir."
Saygısızlık ve kabalığın insan ilişkilerini zedeleyerek dayanışmayı
engelleyeceğini dile getiren Çelikkol, "Maalesef günümüzde görgü kurallarına
uymayan davranış örneklerine çokça rastlıyoruz. Telefonla konuşurken karşı
taraftan kaba bir ses tonuyla gelen hitap ya da bir restoranda yemek yerken
özensiz tavırlar insanı rahatsız etmeye yetiyor" diye konuştu.
BİLDİKLERİ HALDE UYMAYANLAR ÇOK
Çelikkol, aile, okul ve çevrenin katkısıyla öğrenilen görgü kurallarını
bilmeyenlerin, yerine ve duruma göre belki anlayışla karşılanabileceğini,
ancak bildiği halde bu kuralları uygulamayanların haklı bir savunmasının
olamayacağını söyledi.
Bazı kişilerin söz konusu kuralları bilmelerine karşın sırf kendilerini
düşünerek sorumluluktan kaçtığını kaydeden Ahmet Çelikkol, böyle kişilerin
de birgün bu kurallara ihtiyaç duyacaklarını unutmamalarını istedi.
''DİZİLER, YETİŞKİNLERİ DE ETKİLİYOR''
Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol da, birkaç yıl önce moda olan Brezilya dizilerinin yerini, şimdi de
ağalık dizilerinin aldığını söyledi. ''TV dizilerinden sadece çocuklar ve
gençler değil, yetişkinler de etkilenebiliyor'' diyen Prof. Dr. Çelikkol,
şunları söyledi:
''İnsanlar strese girdikleri zaman, daha ilkel düzeylere geriler. Bu
toplumda da böyledir. Ağalık dizilerine ilginin nedeni de toplumun strese
girmesidir. Yoğun strese giren toplum, hayatın ilkel dönemlerine döner. Bunu
da izledikleri diziler ile belli ederler. Toplumda strese, yoksulluk,
kentleşme gibi faktörler neden olur. Örneğin, İstanbul'a göç eden bir köylü
kent yaşamına adapte olamıyor. Köy hayatına olan özlemini de 'ağalık
dizileri' yoluyla gideriyor.''
KAYNAK: Anadolu Ajansı
Bu çocuklara sahip çıkın
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol, yaşıtlarının aksine, yaşam mücadelesine erken yaşta
atılan çocuk işçilerin, yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde ruhsal
sorunlarla karşılaşabildiklerini söyledi.
Çelikkol, Türkiye'de çocuk işçilerin, çoğunlukla fiziksel ve psikolojik
açıdan kaldıramayacakları alanlarda istihdam edildiklerini belirtti. Sanayi
ve tarım işkolunda ağır koşullarda çalışan çocukların kişilik gelişiminde
bocalamalar yaşadıklarına işaret eden Çelikkol, şunları söyledi:
"Okula gidip eğitim görmesi gerekirken ya da yaşıtları gibi oyun çağındayken
kendisini bir atölyede bulan ve çoğunlukla da emeklerinin karşılığını
alamayan bu çocuklar mutsuz oluyorlar. Hayatın acımasız koşullarıyla çok
erken yaşta yüz yüze gelen çocuk bunalıma girebiliyor. Bu çocukların
çalıştıkları dönemde karşı karşıya kaldıkları psikolojik sorunları
yaşamlarının daha sonraki dönemlerine de taşıdıkları oluyor."
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş İzmir Grup Başkanlığı İş
Müfettişi Ramazan Ekici de şunları kaydetti: "Çocuk işçiler fiziksel ve
ruhsal sorunlarla karşılaşıyorlar. Yorgun oluyorlar ve stresten uzak
kalamıyorlar. Her şeye rağmen bu çocuklarda eğitime karşı yoğun bir istek
var. Bu çocukların yüzde 95'i öğrenim görmek istiyor."
Çocuğu kıyaslamayın
Çocukların yaşıtlarıyla kıyaslanması, onları içine kapanık yapıyor. Başarısı
yaşıtlarıyla kıyaslanarak ailesi tarafından küçük düşürülen çocuğun kendine
güveninin gelişemediği bildirildi.
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikaytri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, anne ve babaların, çocuklarının dersteki başka
yeteneklerini değerlendirirken, başkalarının çocuklarıyla
karşılaştırmalarının sık rastlanan bir durum olduğunu belirtti. Çocuğun
kendisine olan güveninin gelişmesinde anne ve babanın önemli role sahip
olduğunun altını çizen Çelikkol, yaşıtlarıyla kıyaslanan çocuğun, içine
kapandığını ve öz güveninin gelişemediğini söyledi. Çelikkol, anne ve
babalara düşen görevin, çocuğun başarısız yanlarının değil başarılı olduğu
yanların ve yeteneklerinin keşfedilmesine yardımcı olma noktasında
odaklandığını dile getirdi. İZMİR
Nedeni karamsarlık
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol da, ekonomik krizle başlayan süreçte ortaya
çıkan hayat pahalılığı ve işsizliğin insanları karamsarlığa ittiğini
belirtti. Geleceğe umutla bakamayan ve çıkış yolu bulmakta zorlananların
yaşadıkları stres ve kaygıdan kurtulmak için sigaradan medet umduklarını
kaydeden Çelikkol, son dönemde sigara tüketiminin hızlandığını anlattı.
Çelikkol, sigara tüketimindeki bu artışın üzücü olduğunu dile getirerek,
insanların her şeye rağmen sağlıklarını tehlikeye atmamalarını istedi.
|
Çocuğunuzu Yaşıtlarıyla Kıyaslamayın |
|
|
|
|
|
|
Türkiye, 17.08.2001 |
|
Başarısı yaşıtlarıyla kıyaslanarak ailesi tarafından küçük
düşürülen çocuğun kendine güveninin gelişemediği
bildirildi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikaytri Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, yaptığı
açıklamada, anne ve babaların, çocuklarının dersteki
başarısını ve başka yeteneklerini değerlendirirken,
başkalarının çocuklarıyla karşılaştırmalarının sık
rastlanan bir durum olduğunu belirtti.
Ailelerin, bu tutumlarıyla, çocuklarının başarısını
gölgeledikleri gibi onun kişisel gelişimini de olumsuz
yönde etkilediklerini kaydeden Çelikkol, şunları kaydetti:
“Anne ve babalar çoğunlukla okulda başarısız olan
çocuğunun sorunlarını öğrenmek yerine, arkadaşlarıyla
karşılaştırma yoluna gidiyorlar. Diğerleriyle aynı
başarıyı göstermediği için çocuğunu eleştiren, hatta onu
küçük düşürücü ifadelerle yeren anne ve babalar, çok büyük
bir yanlış içinde olduklarını anlayamıyorlar. Böyle tatsız
durumla karşılaşan çocukların başarısında azalma
görülüyor.’’
Çocuğun kendisine olan güveninin gelişmesinde anne ve
babanın önemli role sahip olduğunun altını çizen Çelikkol,
yaşıtlarıyla kıyaslanan çocuğun, içine kapandığını ve öz
güveninin gelişemediğini söyledi. Çelikkol, anne ve
babalara düşen görevin, çocuğun başarısız yanlarının değil
başarılı olduğu yanlarının ve yeteneklerinin
keşfedilmesine yardımcı olmak olduğunu söyledi |
|
|
|
|
|
|
|
Ailesinden baskı gören çocuk dersten soğuyabilir |
|
Ailesi tarafından ders çalışmaya zorlanan çocuğun başarısız
olabileceği belirtildi.
Çocuğun okuldaki başarısının her aile için önemli olduğunu ancak bu
başarıda anne ve babaya düşen görevler de bulunduğunu belirten İzmir
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, çocuğun ders çalışması için evde
elverişli şartlar oluşturulması gerektiğini söyledi. Ev içinde anne
ile babanın sürekli kavga etmesi ve uyumlu bir birliktelik
olmamasının, çocuğu ders çalışmak konusunda yeterince istekli
yapmayacağının altını çizen Prof. Dr. Çelikkol, “Ayrıca çocuğa
durmadan komutlar vererek ders çalışması sağlanmaz.” dedi. İzmir |
|
|
‘Marka prestij sembolü oldu’ |
|
|
|
Ebeveynlerin marka bağımlısı olduğu ailelerdeki çocukların da
markaya önem verdikleri bildirildi. |
|
|
|
İzmir
AA |
|
|
|
|
|
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
Psikiyatri Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol,
marka talebi karşılanmayan çocuğun, aşağılık duygusu hissedebileceğini
dile getirerek, “Ekonomik durumu zayıf olan aileler, çocuklarının marka
taleplerini karşılamakta güçlük çektikleri için arka planda bir
yetersizlik duygusu yaşamaktadırlar. Anne, baba ve çocuk arasında çıkar
çatışmaları, iletişim sorunları oluşturmaktadır” dedi.
|
|
Sigara Tüketimi
Artıyor
Tiryakiler Yabancı Marka Sigaralardan Uzaklaşıyor.
Gerçek Çözüm: Sigaradan Vazgeçmek, Sağlığı Seçmek |
|
Çocuğunuzla arkadaş
olun
Nedeni
tam tespit edilemeyen öğrenci intiharları, dikkatleri anne babalarla
çocukları arasındaki ilişkinin önemine çekti. Uzmanlar ebeveynlere,
çocukları üzerinde otorite kurmak yerine onlarla arkadaş olmalarını
öneriyorlar.
İZMİR/İZMİT
Lise öğrencisi Lara Falay'ın intihar etmesiyle gündeme gelen öğrenci
intiharları, aile içi ilişkilerin ve çocuklarla kurulan diyaloğun çok
önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Anne ve babaların bilinçli
girişimleri, çocukların yanlış ilişkilere yönelmelerini engelleyebilir.
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, gençlerin bunalıma girme ve "satanist" türü gruplara
yönelmelerinin nedenlerinin araştırılması gerektiğini belirterek,
şunları söyledi:
"İntihar sebeplerinin köküne inerek, alternatif çözümler geliştirilmesi
gerekir. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal şartlar
nedeniyle, iş bulma bunalımına girerek gelecek şoku yaşıyorlar. Bu
koşullar, gençleri alternatif arayışlara sürüklüyor."
Ailelere önemli görevler düştüğünü belirten Çelikkol, şöyle devam etti:
"Ailelerin çocuklarına sahip çıkması, sevgilerini paylaşması gerekir.
Kavga edip ayrılan aileler ya da çocuklarına sadece maddi imkanlar
sağlayan aileler, çocuklarının intihara kadar sürükleyecek eğilimlere
yönelmelerine, bilmeden katkıda bulunuyorlar."
Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol da, ekonomik krizle
birlikte ortaya çıkan hayat pahalılığı ve işsizliğin insanları
karamsarlığa ittiğini belirtti. Geleceğe umutla bakamayan ve çıkış yolu
bulmakta zorlananların yaşadıkları stres ve kaygıdan kurtulmak için
sigaradan medet umduklarını kaydeden Çelikkol, son dönemde sigara
tüketiminin hızlandığını belirterek sigara tüketimindeki bu artışın
üzücü olduğunu dile getirdi. |
|
En stresli meslekler |
|
|
|
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, ''maden işçiliği'', ''hekimlik'',
''öğretmenlik'', ''hava kontrolörlüğü'', ''polislik'' ve ''şoförlüğün'',
stresli meslekler sıralamasında önlerde yer aldığını söyledi.
Çelikkol, hangi mesleğin daha zor ve stresli olduğu sorusuna cevap
olarak, herkesin yaptığı mesleği örnek vereceğini kaydetti.
Yalnızca işindeki sıkıntıları bilen bir kişinin bu cevabı vermesinin
doğal olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çelikkol, her mesleğin belli
ölçülerde zorluk ve sıkıntılarının bulunduğunu, ancak bu zorluğun
oranının bazı mesleklerde ''daha yüksek'' olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, özellikle ''hayati sorumluluk'' taşıyan
meslekleri icra edenlerin, stresi yoğun bir biçimde yaşadığını
kaydederek, araştırmaların ''öğretmenlik'', ''polislik'', ''hekimlik'',
''hava kontrolörlüğü'', ''hukuk'' ve ''maden işçiliğinin'', en
stresli meslekler olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.
Hekimlerin, hastanın, hava kontrolörleri ile şoförlerin, yolcunun
hayatına karşı duydukları sorumluluğa bağlı olarak strese girdiklerini
belirten Prof. Dr. Çelikkol şöyle dedi:
''Öğretmenler geleceğe hazırlanan öğrencilere iyi eğitim verme kaygısı
taşırken, polisler hayatlarını da tehlikeye atarak sürekli
koşuşturuyorlar. Maden işçileri de, yine aynı şekilde, zorlu bir işi
icra ediyor. Hayati sorumluluğu bulunan bu mesleklerin icrasında,
çoğuzaman hataların telafisi mümkün olmadığı için stres ortaya çıkıyor''
Prof. Dr. Çelikkol, söz konusu mesleklerin koşullarının kişide
''sıkıntı'', ''gerginlik'', ''öfke'', ''moral ve konsantrasyon
bozuklukluklarına'' neden olabildiği gibi bireyin aile ve çevresiyle
olan ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyebildiğini anlattı.
|
|
|
"İlkel döneme dönüş"
Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol ise konuyu biraz daha genişleterek; strese giren toplumların
'ilkel' dönemlerine döndüğünü, bunu da seçtikleri dizilerle belli
ettiklerini söylüyor. Yani toplumsal travma, haber bültenleri, magazin
basını derken kendisini bu kez de diziler de gösterdi.
Pembe dizi yerine
Ev kadınları dışında kimseye bir zararı olmayan ezeli ve edebi
mevzularıyla, Brezilya patentli pembe dizilerimiz yerini artık orijinal
Türk dizilerine bıraktı. Yani yapımcılar ve senaristler başarılarını,
yoğun stresten sebep ilkel dönemlerine dönen yüce izleyiciye borçlular.
Bu stres ne kadar sürer bilinmez ama hem ekranlarda hem de gündelik
yaşamda son bulması en azından gelecek nesillerin daha az travmatik
yetişmesini sağlayacak. Aksi halde evdeki, çoluk çocuğunuz elinde
tespihle karşınıza dikilirse şaşırmayın. Çünkü vereceği cevap belli;
'Anne bak, Seymen Ağa oldum..." |
|
|
|
|
|
|
|
Cumhuriyet 10.08.2003 |
|
Büyük kentlerde kapkaç korkusu
1.Sayfa'da
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol , gelir dağılımındaki adaletsizliğin
insan psikolojisini olumsuz etkilediğine değiniyor. Çelikkol,
eşitsizliği tüm yoğunluğuyla yaşayan bireyin ruhsal mekanizmasının
çöktüğünü ve içinde bulunduğu duruma isyan eder hale geldiğini söylüyor.
Toplumları ayakta tutan en önemli gücün, değer yargıları olduğuna dikkat
çeken Çelikkol, konuyla ilgili şu görüşlere yer veriyor: ''Bizim
toplumumuzda çalışılarak elde edilen gelir saygı değerdir. Ancak bu
konuda ciddi bir değer kaybı yaşanıyor. Para hayatımızda daha önemli bir
değer haline geldi. Yurttaşların her an yüz yüze kaldığı olumsuzluklar,
sonuçlanmayan yolsuzluklar ve bunlara bağlı bir dizi problem insan ruhu
üzerinde oldukça etkili. Özellikle ekonomik krizler yüzünden açmaz
yaşayan bireyin aşırı stresi gerginlik, huzursuzluk ve toplumun diğer
bireylerine karşı güvensizlik yaratıyor. Özellikle, dar gelirli
ailelerin yaşı küçük çocuklarından madde bağımlısı olanların karıştığı
kapkaç olayları toplumsal bir ayıptır. Alınacak en etkili önlem, bu tür
olaylarla karşılaşmadan önce izlenecek tutumu belirlemektir.''
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Toplumsal psikoloji bozuldu, sigara ve alkol tüketimi yükseldi
Oynatmaya az kaldı
*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol, psikosomatik ve ruhsal bozuklukların yanı sıra alkol ve
sigara gibi madde tüketiminin de arttığını belirtti.
ASUMAN ABACIOĞLU
İZMİR - Ekonomik kriz, toplumu oluşturan bireylerin tüm değerlerini yok
ediyor; yılgınlık, tükenmişlik duygusunu, depresyonu ve psikosomatik
hastalıkları yaygınlaştırıyor. Toplum şiddete yönelirken, ''uygar insan''
olma özelliğini yitirerek evrimsel gelişimde geriye gidiyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol ; yoksulluk, gelecek belirsizliği, işten atılma gibi
etkenlerin ''ruhsal stres'' yarattığını, stresin de depresyon ve benzer
ruhsal bozuklukların yanı sıra tansiyon, alerji, enfarktüs gibi psikosomatik
bozuklukların artmasına yol açtığını söyledi. Psikosomatik hastalıkların
aslında bedensel hastalıklar olduğunu, ancak ortaya çıkışına veya
alevlenmesine, kişiyi üzen, sıkan, gerginlik yapan olayların katkıda
bulunduğunu kaydeden Çelikkol, ''Bir insanın canı sıkıldığında tansiyonu
yükselir, başka birinin alerjisi çıkar ya da damar spazmı olur; damar spazmı
demek, damarlarda daralma varsa enfarktüs, felç demektir. Nefes darlığı,
gastrit ve ülser de bunların arasındadır. Bunlar en çok stres altında olan
insanlarda görülür'' diye konuştu. İnsanlarda, ''yoğun ruhsal stres''
gözlediğini kaydeden Çelikkol, psikosomatik ve ruhsal bozuklukların yanı
sıra alkol ve sigara gibi madde tüketiminin de arttığını belirtti.
Prof. Dr. Çelikkol, ''Bir toplum düşünün ki, kaybedeceği bir şey yok. Zaten
yol, sigara ve iki ekmek parasını ancak karşılayan bir insan için işten
atılmak o kadar korkutucu gelmiyor artık. O zaman ne oluyor; insanlar bir
takım kitle hareketlerine daha kolay yönelebilir duruma geliyor ve maalesef
Türkiye'de toplumsal psikoloji kısmen şiddete açık'' diye konuştu. Toplumun,
patlama noktasına gelmeyeceğini umduğunu, ancak Türkiye'de şu anki durum
değerlendirildiğinde bir yönelişin söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr.
Çelikkol, ''Sosyal patlama şu anda var zaten.. inşallah daha büyüğü olmaz;
sadece bir şekilde erteleniyor. Bankası kapatılanların, işten atılanların,
devlet memurlarının sokağa çıkıp neler yaptığını biliyoruz, eğer frenleme
biraz gevşetilse korkarım bunların daha fazlası olacak'' görüşünü savundu.
Prof. Dr. Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bir insan acıya kolay
katlanır, bir insan gerektiğinde yoksulluğa da kolay katlanır, ama bu
yoksulluk adil paylaşılmadıysa, bir yoksul karnını zor doyururken diğeri
televolelere çıkıyorsa her gün, işte buna insan çok zor dayanır. Özellikle
bizim halkımız gururuna çok düşkündür. Toplumda adaletsizlikler olduğunda,
kişiler için katlanılması zor bir durum ortaya çıkar. Hayat standardı
düşmüş, kirasını ödeyemeyen insanlara 'Yılgınlığa kapılma, dayan' diyemeyiz.
Bu, kişiyle alay etmek, küfretmek gibi olur.''
'İnsanlar güçlü olmalı'
İstanbul Haber Servisi'nin görüştüğü Prof. Dr. Özcan Köknel de insanların
sosyal, siyasal, ekonomik ve doğa sorunlarıyla karşılaştığı zaman endişe,
kaygı, korku, kızgınlık ve öfke gibi duygulara kapılabileceğini söyledi.
Yurttaşların, yaşadıkları sorunlara karşı kendi güçlerini iyi
değerlendirmeleri gerektiğini belirten Köknel, ''Kişi her şeyden önce kendi
özgücünü de harekete geçirebilmelidir. İnsanlar motivasyon duygusunu
kendilerinde barındırmalılar. Sorunlar böyle aşılabilir'' dedi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Psikiyatri Ana bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.
M. Kerem Doksat , yurttaşların birbirine ve devlete olan güvenlerini
kaybettiğini belirterek intihar olaylarında belirgin bir artış olduğunu
vurguladı. Prof. Doksat, halkın devlete olan güvenini kaybettiğini, bunun da
''bir çocuğun babasını kaybetmesi gibi'' bir etki yaptığını dile getirdi.
Sıcak daha da artacak
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi
Prof. Ahmet Çelikkol , sıcakların insanlarda sinirlilik, yorgunluk,
tahammülsüzlük ve dikkat azlığı gibi depresyon belirtilerini ortaya
çıkardığını belirterek, sıcakların etkisiyle öfkelenen biri karşısında
toleranslı davranılması gerektiğini söyledi.
Yoğun sıcakların bir anlamda hastalıklara davetiye çıkardığını dile getiren
Çelikkol, fiziksel olarak görülen en önemli rahatsızlıkların beyin ödemi ve
cilt yanıkları olduğunu bildirdi.
'Öğretmen isteyen tebrik edilmeli'
ASUMAN ABACIOĞLU
İZMİR - Medyada son günlerde arka arkaya yayımlanan haberler, Türk
toplumunun gençlere yönelik hoşgörüsüzlüğünü yansıtıyor. ''Öğretmen
istedikleri için yargılanan çocuklar, tişört çaldıkları için toplam 77 yıl
hapis cezası verilen gençler, dersi bilemediği için dövülerek hastanelik
edilenler, arkadaşlarına 'altıokka şakası' yaptıkları için okuldan
uzaklaştırılanlar.'' Psikiyatristler, bu çocukların gelecekteki ruh
sağlıklarıyla oynandığını belirterek, ''Aslında öğretmenlerini isteyen
çocukları tebrik etmek lazım, keşke gençlerimiz hep böyle haklarını
arasalar'' dediler.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol, ''Okuldan atılma, istikbalin kararması, polisle karşı
karşıya kalma, yargılanma gibi ağır stres yaratan olgularla karşılaşan bu
çocuklarda, uzun vadede 'Post Travmatik Stres Bozukluğu' nun temelinin
atıldığını, şu anda da ruhsal durumlarının iyi olduğunu sanmadığını''
söyledi. Genel olarak bakıldığında ise, ''Biz bu ülkede fikri hür, irfanı
hür, vicdanı hür insanlar mı yetiştireceğiz; hakkını arayamayan, sinmiş
pusmuş insanlar mı'' sorusunun sorulması gerektiğini belirten Prof.Dr.
Çelikkol, ''Bu çocuklar, içinde yetiştikleri aile ortamının da etkisiyle
haklarını arayabilmişler; pankartlar hazırlamışlar, öğretmenimizi istiyoruz
demişler. Bu tebrik edilecek bir davranış, bizim gençlerimizin böyle olması
lazım'' diye konuştu.
Ancak, gençlerin 'hakkını aramaları' yerine, 'uydu kişiler, boyun eğen
bireyler' olmalarının istendiğini vurgulayan Prof.Dr. Çelikkol, ''Gençler
hakkını aramasın, hakkı yendiğinde adalete başvurmasın, gerekli yerlere
şikâyet etmesin isteniyor. Sanki bu, master planın bir parçası, Türk
gençliği böyle yetiştirilmek isteniyor'' dedi. Çelikkol, gençliğe yönelik bu
baskının özellikle 12 Eylül'den sonra daha belirgin hale geldiğini kaydetti.
Ruh sağlığı üfürükçüye teslim
İZMİR (AA) - Yapılan bir araştırma, Türkiye'de psikiyatri hastalarının yüzde
60'ının doktorlardan önce üfürükçülere başvurduğunu ortaya koydu.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bu oran yüzde 70'lere kadar çıkarken, psikolog
ve psikiyatristler, yanlış bilgilenmeden şikâyetçi. Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol
tarafından yapılan bir araştırma, Türkiye'de ruh sağlığı konusunda halkın
tutumunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, kadın, yaşlı ve doğup büyüdüğü
çevreyi bırakıp büyük kentlere göç edenlerde depresyona daha sık
rastlanırken, psikiyatriste başvuran hastaların yüzde 60'ı doktordan önce
üfürükçülere başvuruyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bu oran yüzde 70'lere
çıkarken, medya, bu alandaki tutum ve davranışlarda önemli rol oynuyor.
Düzenli bir aile hayatının ruh sağlığı için her türlü değerin üzerinde
olduğunu savunan Ahmet Çelikkol, ''ruhsal bozukluklar azalıyor''
değerlendirmesinin kısmen doğru olduğunu belirtti. Hasta sayısının artmasına
karşılık, tedavideki yeniliklerin bunda etkili olduğunu dile getirdi.
Ruh sağlığı konusundaki örgütlenmede, risk gruplarına yaklaşımın önemini
vurgulayan Çelikkol, ''En önemlisi psikiyatriyi doğru tanıtmaktır. Çünkü
halkın büyük bölümü, yanlış bilgi sahibi'' dedi. Medyanın, ruh sağlığı ile
ilgili sorunlarda etkili olduğuna işaret eden Çelikkol, özellikle şiddet,
medyatik intiharlar, medyum ve cinli-perili programların zararlı olduğunu
söyledi.
Kapkaç olaylarının nedeni af
* Büyük kentlerde son günlerde artış gösteren kapkaç olaylarının birinci
nedeninin af, ikinci nedeninin de ekonomik kriz olduğu belirtildi. Uzmanlar,
''kapkaç'' suçunun ağır cezalık bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini
söylediler.
İZMİR (AA) - Büyükşehirlerde son günlerde artan ''Kapkaç'' olaylarının
ardında ''af'' ve ''ekonomik kriz'' in etkilerinin bulunduğu öne sürüldü.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahri
Öztürk , İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde son günlerde artış
gösteren kapkaç olaylarının birinci nedeninin af, ikinci nedeninin de
ekonomik kriz olduğunu söyledi. Öztürk, üniversitenin yaptığı ''İnsanları
kriminolojik suça iten nedenler'' konulu araştırmada, çocuk ve gençlerin
yağma, gasp ve hırsızlık suçlarına yönelmesinde artış olduğunu tespit
ettiklerini belirtti. Çocuk ve gençlerin, çeşitli sosyal nedenlerden dolayı
bu gibi suçlara yöneldiğini söyleyen Öztürk, ''Ailenin ilgisizliği, öğrenim
durumlarının yetersizliği, okullarda gerekli ilginin gösterilmemesi gibi
faktörler de saptadık'' dedi. Öztürk, kapkaç suçunun yağma kapsamında
değerlendirilmesi gerektiğini, bu suçun da 15 yıl cezayı gerektirdiğini
söyledi. ''Kapkaç'' suçunun ağır cezalık bir suç olduğunu belirten Öztürk,
''Ancak yargılama sistemimiz sağlıklı çalışamadığı, somut delillere kolay
ulaşılmadığı için adil bir yargılama mümkün olmuyor. Küçük, basit hırsızlık
olarak nitelendiriliyor'' diye konuştu.
Hızlı kentleşme
Ege Üniversitesi (EÜ) Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol da, yoksulluk, hızlı kentleşme, toplumsal çürüme, kapkaç ve
hırsızlığın, köşe dönücülüğü beraberinde getirdiğini belirtti.
Çelikkol, Türkiye'de son 20 yılda değer yargılarının önemli ölçüde erozyona
uğradığını vurgulayarak şöyle konuştu:
''Köylerinden iş bulma umuduyla büyük kentlere göçen ve ekonomik kriz
nedeniyle iş bulamayan, işinden atılan çocuklar, gençler, görsel medyada
yüksek yaşantıyı görerek 'Ben açım, işsizim, ama bu insanlar nasıl böyle
yaşıyor' diye sorguluyor. 'Kazan, nasıl kazanırsan kazan felsefesi' de
dürüstlüğün önüne geçtiği için kapkaç, hırsızlık, köşe dönücülük öne çıktı.
Cezaların yetersizliği, yeterli denetim yapılmaması da bu gibi suçları
körüklüyor.''
Ruh sağlığı tehlikede
**Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, yoksulluk, gelecek belirsizliği, işten atılma gibi
etkenlerin ''ruhsal stres'' yarattığını, stresin de depresyon ve benzer
ruhsal bozuklukların yanı sıra tansiyon, alerji, enfarktüs gibi psikosomatik
bozuklukların artmasına yol açtığını söyledi.
Uluslararası Çalışma Örgütü raporuna göre her 10 işçiden birisi depresyon
geçiriyor
İşyeri stresi hasta ediyor
**ILO raporuna göre, işçilerin ruh sağlığını etkileyen nedenlerin başında iş
güvenliği eksikliği, çalışma yaşamındaki belirsizlik ve istikrarsızlık
geliyor.
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) - Psikiyatrlar, işyerlerindeki stresin
çalışanlar üzerinde önemli bir ruh sağlığı sorunu yarattığını vurguluyor.
ILO'nun 2000 yılındaki bir raporuna göre, 10 işçiden biri depresyon
geçiriyor. Bazı gelişmiş ülkelerde, işyerindeki stres, tazminatı gerektiren
bir durum olarak kabul ediliyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol , işyerinde yaşanan sıkıntıların depresyon, ardından da
verimliliğin düşmesi, iş kaybı ve hastaneye yatırılma gibi sonuçlarının
görüldüğünü belirterek ILO'nun raporuna göre bu sonuçların, ''alarma
geçilmesini gerektirecek vahimlikte'' olduğunu bildirdi.
İşyerlerindeki en önemli stres faktörlerinden birinin ''yöneticiler''
olduğunu belirten Prof. Dr. Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Yönetici,
işinin ehli ve yöneticilik bilgi ve yeteneğine sahip olmadığı, yöneticilik
makamını hakkıyla değil, entrikalarla elde ettiği durumlarda, yönettiği
kişiler için bir felaket durumuna gelir. Artık diğer çalışanlar, sabahleyin
işe değil, savaşa gidiyor psikolojisindedirler. Kişiler arası ilişkilerin
bozulması yüzünden, çalışanların yarısı, diğer yarısına düşman durumuna
gelir.''
Çalışan kişinin işinden aldığı maddi ve manevi doyumun, ruh sağlığını olumlu
etkilediğini; çalışanın işyerindeki fiziksel olumsuzluklara ''göreceli
olarak'' daha kolay dayandığını vurgulayan Çelikkol, işyerinde kişiler arası
ilişkilerin bozulması ve adaletsizliği ise ''dayanılması daha güç bir
durum'' olarak nitelendirdi. Bazı işyerlerinin aşırı merkeziyetçi bir
modelde örgütlendiğini ve tüm yetkilerin tek kişide toplandığına dikkat
çeken Çelikkol, şunları söyledi: ''Böyle bir durum, katılımcılık ilkesini
reddeden otoriter bir yönetimdir ve işyeri düzenini en olumsuz biçimde
etkiler. Çoğu durumda otoriter yönetim, otoriteyi sürdürmek için, birtakım
çalışanlardan gizlice bilgi toplamaya yönelir. Böyle bir durum da
işyerlerinde kişiler arası ilişkileri önemli ölçüde bozar. İşverenlerin, tüm
çalışanların sağlık ve güvenlikleriyle ilgili sorumlulukları vardır.
İşyerinde ruh sağlığını etkileyecek durum söz konusu olduğunda işveren bu
durumu düzeltmek zorundadır. Dünya uygarlaştıkça, her düzeyde çalışan,
yöneticiden düz işçiye kadar çalışma sırasındaki sağlık bakımı kadar işten
çıkarılmalarda ortaya çıkabilecek ruhsal sorunların sorumluluğunu da
üstleneceklerdir.''
Sıcak yaklaşım önemli
Ailenin, öğrencinin başarısındaki rolü
* Dilek Türtat, okulların açılmasına az bir zaman kala anne ve babalarıyla
birlikte okul hazırlıklarını sürdüren öğrencilerin, eğitim süresince
ailelerini yanlarında görmek isteyeceklerini kaydetti.
İletişim ve başarı
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Ahmet Çelikkol da anne ve babanın, çocuğunun okul yaşantısıyla, ona bir
rahatsızlık vermeden ilgilenmesi gerektiğini ifade etti.
Anne ve babaların okulla sürekli iletişim halinde olmaları halinde çocuğun
karşılaştığı sorunların daha kolay çözüleceğini belirten Çelikkol, şunları
kaydetti:
''Anne ve babasının, okuluyla yakından ilgilendiğini ve öğretmenleriyle sık
sık görüştüğünü gören öğrenci daha sorumlu davranacaktır. Ailenin okulla
kuracağı sıcak iletişim, çocuğun başarısını arttıracaktır. Okuluyla yakın
ilişki içinde olmadan çocuktan sürekli ders çalışmasını istemek hem
haksızlık olur hem de başarıyı gölgeleyebilir.''
Uzmanlar, tıbbın diğer alanlarındaki uygulamanın psikiyatride de
yaygınlaşmasını istiyor
Ruh sağlığı için koruyucu hizmet
* Psikiyatride tedaviyi, ''uzmanların kıyıda oturup, denize düşenlerin
kendilerine ulaşmalarını beklemek'' şeklinde tanımlayan Prof. Dr. Sezen
Zeytinoğlu, psikiyatri uzmanlarını denize açılmaya ve insanların denize
düşmesini engellemek için çaba göstermeye çağırdı.
ASUMAN ABACIOĞLU
İZMİR - Ruh hastalıklarının kökeninin, kişilerin çocukluk dönemine uzanması,
''koruyucu hizmetin'' tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi psikiyatride de
yaygınlaşmasına yol açıyor. Kişilerin, bebekliklerinden itibaren
karşılaştıkları her türlü olumsuzluğun, yetişkinlik dönemlerinde ruh hastası
olmalarının potansiyelini oluşturduğuna dikkat çeken uzmanlar, bardak
dolduğunda ise son damlanın, hastalığın tetiğini çektiğini söylediler.
Uzmanlar psikiyatride koruyucu hekimliğin, ''insanlar nasıl yetişirse daha
dirençli ve mücadeleci olur''
EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Ahmet Çelikkol da,
koruyucu hekimliğin, psikiyatride de yaygınlaştığını belirterek, çocukluk
yaşamındaki her türlü olumsuzluğun, kişiyi, gelecekte ruhsal hastalıklara
yatkın hale getirdiğini söyledi. Bebeklikten itibaren yaşanan
olumsuzluklarla, ''bardağın yavaş yavaş dolduğunu'' ve son damlanın bardağı
taşırdığını belirten Çelikkol, ''Son damla, tetiği çeken faktördür. Önemli
olan bardağın dolmamasıdır'' dedi. Çelikkol, kişilerin strese
dayanıklığının, ''hastalığa yatkın olup olmadığına göre'' değiştiğini de
vurgulayarak, koruyucu hekimlikte ''kadınlar, çocuklar, yaşlılar, öksüzler,
göçmenler, dullar'' gibi risk grupları üzerinde yoğunlaştıklarını söyledi.
|
Cumhuriyet 13.08.2002 |
|
SİNİRLİ YAPIYOR
Gürültüsüz
gün yok
İZMİR (AA) -
Ege Üniversitesi
(EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Ahmet Çelikkol, insanın ruh sağlığını etkileyen gürültü kirliliğinin
yoğun olarak yaşandığını söyledi. Çelikkol, sanayileşmeyle birlikte
toplumsal yaşamda ortaya çıkan gürültü sorununun önemini koruduğunu
anlattı. Günlük yaşam içinde özellikle de kentlerde gürültüsüz ortamlara
rastlamanın çok zor olduğunu kaydeden Çelikkol, makine ve araçların yol
açtığı gürültüden uzak bir gün geçirmenin hemen hemen olanaksız olduğunu
dile getirdi. İnsanların evden dışarı çıkar çıkmaz bir atölyede
çalıştırılan makine ya da araç trafiğinin yol açtığı gürültüyle
karşılaştığını kaydeden Prof. Dr. Çelikkol, insan iradesi dışında ortaya
çıkan bu gürültünün yanı sıra başkalarını düşünmeyen insanların neden
olduğu gürültünün de çok rahatsız edici olduğunu belirtti. Yerli yersiz
otomobilinin kornasına basan, yüksek sesle televizyon izleyip müzik
dinleyen, uygun olmayan zamanda tamirat yapan, yüksek sesle konuşan
insanların sayısının hiç de az olmadığını kaydeden Çelikkol, çoğunlukla
eğitimsiz ve bencil insanların bu yola başvurduğunu söyledi. Uzun süre
gürültüye maruz kalan insanların strese girdiğini belirten Çelikkol,
gürültülü ortamlarda insanların çok çabuk sinirlenebildiğini söyledi.
|
|
Unutkanlık gençlerin de sorunu |
NTV, 27.12.2001 |
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol,
unutkanlık sorununun, disiplinli, programlı yaşam tarzını benimseyerek ve
entelektüel faaliyetlere ağırlık verip, bazı bilgileri not ederek
aşılabileceğini söyledi.Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet
Çelikkol, unutkanlık şikayetiyle doktora başvuran gençlerin
sayısında dikkat çekici bir artışın olduğunu söyledi.
Çelikkol, genelde yaşlılar için büyük bir sorun oluşturan unutkanlığın artık
gençlerde de görülmeye başladığını belirterek, günlük yaşamı olumsuz yönde
etkileyen bu durumun gençleri rahatsız ettiğini kaydetti. Gençlerin
kendileri için birinci derecede önem taşıyan bilgilerden ziyade pek de
önemli olmayan ancak yine de yerine göre bilinmesinde fayda olan konuları
unuttuklarını dile getiren Çelikkol gelecek kaygısı ve yaşam mücadelesi
yüzünden gençlerin unutkan olduğunu vurguladı. Günümüzde yaşamın, geçmişteki
gibi kolay olmadığını, kişiye ağır sorumluluklar yük |