|
|
FREE, Nisan 2006 HAK EDİLMEMİŞ ŞÖHRET
Cenap Şahabettin, ünlü “Tiryaki Sözleri”nde der ki: “Kartallar ve yılanlar yüksek yerlerde yaşarlar, ama kartallar zirveye uçarak gelmişlerdir, yılanlar ise sürünerek”. Zirvelerde oturmayı, şöhret olmayı kim istemez? Hele bu şöhret, konforlu bir yaşam sağlıyorsa. Ancak, ruhsal yetersizlikler içinde kıvranan, aşağılık kompleksinde boğulmamak için çırpınan, fakat şöhret olmak için gerekli altyapısı, bilgi birikimi, kültürü, görgüsü olmayan kişi, şöhreti bir şekilde nasılsa yakaladığında sonuç genellikle felakettir. Gerçekte bu durumlar şöhret değildir, ne var ki bizim gibi gelişmemiş toplumlarda şöhret zannedilir. O zaman, bir yerde olay çıkardığında, tv muhabirleri “bu olayları şöhret için mi çıkarıyorsun?” diye soran muhabire, “sen ne demek istiyorsun, ben zaten şöhretim, şöhret olmak için olay çıkarmaya ihtiyacım yok” cevabını verir, topluma maskara olurlar. En acıklısı da, hazmedemediği yalancı şöhretin girdabına kapılır, üçüncü sınıf otel odasında, uyuşturucu ve alkol komasıyla gencecik yaşında can verirler. İşin daha kötüsü, hak edilmemiş yalancı şöhretlerin sahipleri, sahte şöhretlerini sürdürmek için, kendilerini giderek aşağı çeken bir girdaba girerler. Şöhretlerini sürdürebilmek için çırpınırken, bilerek, programlayarak, hatta akılları yetmiyorsa çevresinden akıl alarak, aslında hak edilmemiş şöhreti bir süre daha sürdürebilmek için garip davranışlara yönelirler, mesela rakiplerine yönelik olmadık laflar ederler, genellikle muhatapları da kendileri gibi olduğundan aynı seviyede yanıtlar alırlar. Ne gam, şöhret devam ediyor ya. Akıllarınca medyayı kullanarak, tepelerde kalma savaşı verirler. Bu durum, kalitesiz, seviyesiz bir çaba içinde, medya ile şöhretli kalmak isteyen kişinin karşılıklı menfaate dayanan, seviyesiz tahterevelli oyunudur. Görünüşte iki tarafın menfaati vardır. Medya reytingini artırır; şöhret budalası şöhretini sürdürür. Bu oyunun üçüncü ayağı ise medyayı izleyen halktır. Peki onun kazancı nedir? Kendisi şöhret olmayan, belki olmak istediği halde olamayan izleyici, şöhretin aslında ne menem bir maskaralık olduğunu fark ederek rahatlar, keyiflenir. Hepimiz biliriz, gerçek şöhret, hak edilerek kazanılmış şöhrette böyle olmaz, sakin sakin köşelerinde yaşarlar, boşanacak olsalar, elbette boşanabilirler, “eşim onurlu bir insandır, onurlu bir şekilde evlendik, onurlu şekilde boşanıyoruz” derler ve köşelerinde kalmaya devam ederler. Televole programlarına belki haber olurlar ama asla malzeme olmazlar. Sonuçta, kişinin davranışları elbette psikolojisinin, ruh sağlığı düzeyinin ürünüdür. Hak edilmiş şöhretlerin sahipleri birtakım ruhsal karmaşalar, yetersizlikler içinde olamazlar mı? Elbette olabilirler. O zaman daha çok çalışır, ruhsal sorunlarının getirdiği karmaşayı giderirler. Ama kolay yola sapmazlar, zor olana yönelirler ve daha başarılı olurlar. Hak edilmemiş şöhret sahipleri, sorunları karşısında, zor olanı yapacak gücü bulamadıkları için, şöhtetin kazanımlarından da vazgeçemedikleri için, kolay yolu seçerler, alkol, uyuşturucu, kavga, gürültü, patırtı. Bir arkadaşımdan duyduğum söz diyor ki; “kavak ağacından mobilya olmaz, olsa olsa kibrit çöpü olur”.
|
|