Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Popüler Psikiyatri, Ocak-Şubat 2006

 HERKESİN BİR HOBİSİ OLMALI

Söyleşi

1) Fotoğrafla ilgilenmeye ne zaman ve nasıl başladınız?

Önceki basit fotoğraf makinelerini saymazsak, biraz kaliteli, 28, 50 ve 150 mm’lik üç ayrı objektifi olan ikinci el makineyi 30 yıl önce kızım doğduğunda almıştım, elbette fotoğrafını çekmek için. Ama o günün koşullarında bile çok uğraşarak temin edebilsem de diya kullandım. Sonra zumlu, otofokus, otomatik ışık ölçerli makineler çıktı ve onlardan kullandım. Sonra her gittiğim yere beş kilogramlık fotoğraf çantasını taşımaya başladım.

2) Bir fotoğraf derneğine üye misiniz? Üyeyseniz, bu dernekten söz eder misiniz?

İzmir Fotoğraf Derneği (İFOD) üyesiyim. Derneğin müdavimleri gerçekten fotoğrafa gönül vermiş üyeler. Ne yazık ki her toplantısına katılamıyorum; katıldığımda çok şey öğreniyorum.

Bir deİzmir’deki amatör fotoğrafçılardan oluşan bir derneğe üyeyim.Bu dernek güç koşullarda, amatör ruhla, İzmir ve çevresinde sürekli fotoğraf gezileri düzenliyor. Sergiler açıyor; bu sergilerin hepsine katıldım, fotoğraf gezilerinden bazılarına.

3) Fotoğraf öğrenirken sizi etkileyen, ismini anmak isteyeceğiniz bir usta ya da sizi etkileyen bir fotoğraf ya da bir an oldu mu?

İzmirli fotoğraf sanatçısı Yusuf Tuvi, sanırım o da fotoğrafa geç başladı ama çok hızlı yol aldı. Çok sayıda ulusal, uluslar arası ödülü var. Komşum olduğu için hemen her gün sabah sporunda karşılaşır, selamlaşırız. Sık sık sergi açar, hepsini hayranlıkla izlerim. Ve elbette ülkemizdeki ve dünyadaki tüm fotoğraf sanatçıları. Bir de internet var kuşkusuz, oradan da birçok fotoğrafa ulaşıyorsunuz.

4) Daha çok hangi tür fotoğraflar çekmeyi seviyorsunuz?

İşte bildiğiniz, bizim mesleğin yoğun çalışma koşulları, daha çok seyahatlerde ve tatillerde zaman buluyorum, bu bir kusur elbette, keşke her alanda mükemmel olabilsek. Fotoğraflarımın çoğu doğa fotoğrafı, bir tür coğrafyacılık, ulaştığınız her yeri fotoğraflıyorsunuz. Ve elbette insan, insansız fotoğraf olur mu? Ama bir de yakın çekim yüz fotoğrafları var, gülen insan, gülen çocuk, acılı insan… Belki utangaç yapımdan, rastgelişler dışında bu tür çalışmam pek yok, keşke olsaydı.

5) Sanatın diğer dallarına da merakınız var mı?

Delikanlılık uğraşım yazmaktı, şiir, öykü, deneme… Lise öğrencisiyken birkaç şiir ve denemem dergilerde yayımlanmıştı ama okuyucu için ayrılan sayfalarda. Bir de yaz tatillerinde Denizli’nin tek şehir gazetesinde başmakale yazmıştım, 1960-61 yıllarında. Mürekkep kokusuna alıştıysanız kurtulamazdınız. Arada edebiyat dergilerinde şiirlerim yayımlandı, bunları kitaplaştırdım. Söylesem mi bilmiyorum, hekimler arası bir şiir yarışmasında birinci oldum, bu şiir, bana söylene göre onbin adet poster biçiminde basıldı ve meslektaşlarımıza dağıtıldı, sanıyorum yüzlercesi uzun süre meslektaşlarımızın duvarında asılı kaldı; benim için büyük keyifti.

Son cümleciği daha açık söylersem, elbette çalışırsanız, ürettiğiniz sanat ürünü özgüveninizi artırıyor, özsaygınızı yükseltiyor.

Birkaç öykü yazıp yayımladım. Sonra editörümün teşvikiyle roman yazmaya öykündüm, bu roman sanırım 2006 yılında yayımlanacak. Bir psikiyatri uzmanının yazdığı roman nasıl olur? Kahramanlarından biri psikiyatri uzmanı, diğeri danışanı olur mu, olur. Umarım başarılı olmuştur ama henüz okuyucu önüne çıkmadı. Metni okuyan yetkin arkadaşlarım kurguyu biraz hüzünlü buldular. Unutmayın, benim kuşağım hüzünlü bir kuşaktır. 27 Mayıs İhtilali’ni lisedeyken yaşadım. Ardından 12 Mart, ardından 12 Eylül… Katliamlar, darağacına göndermeler, hepsi hüzün.

Bir de teknolojinin süper gelişimine tanık oldu benim kuşağım; tıngırtılı daktilodan en hızlı bilgisayara, cızırtılı, akülü, nadir evlerde bulunan radyodan yüzlerce kanallı televizyona kadar. Hele bilimdeki gelişmeler… Psikiyatri uzmanlığına başladığım zaman ruhsal bozuklukların biyokimyasından haberimiz yoktu neredeyse, bugün modern görüntüleme teknikleriyle Panik Bozukluğu’nun resmini görebiliyoruz. Çok değişim, çok uyumu gerektiriyor, elbette uyum göstermek isterseniz.

Elbette sanat değil ama, isterseniz söyleyeyim, bahçıvanlık yapıyorum. Bu da bir anlamda yaratıcılık, doğrusu üreticilik. Ürettiğiniz meyveyi, sebzeyi yemenin, ürünleri eşinizle dostunuzla paylaşmanın zevki nasıl anlatılabilir bilemiyorum. Sabah erken kalkıp 45 dakikalık egzersiz, dönüşte bahçeyle uğraşma, sonra yazma, benim yaşamım böyle. İnsan bazı şeyleri yarım yüzyılı devirdikten sonra keşfedebiliyor işte…

6) Bir psikiyatrist olarak, kendi uzmanlık grubunuz ve genel olarak tıp camiası açısından yorumlar mısınız?

Bu eski bir söylemdir, hekimler meslek dışı uygulamalara daha yatkındır, belki sürekli insan hayatı ile ilgili olmaktan, belki mesleğin getirdiği streslerden bir nebze olsun uzaklaşmak istemekten. Bilirsiniz, en stresli meslekler arasında hekimlik genellikle birinci sırayı alıyor. Ayrıca sürekli karşılaştığımız hayat olayları, sanatsal uğraşılarımızı besleyen bir kaynak oluşturuyor, insanı her yüzüyle, hem de iç yüzüyle en iyi tanıyabilen bir mesleği icra ediyoruz ve buradan besleniyoruz.

Söylemek ne kadar uygun düşer bilmiyorum, mesleğin getirdiği başka olanaklar da var. Şimdi önemi azaldı ama 20 yıl önce diya çekmek, özel banyosunu yaptırmak, kaliteli bir fotoğraf makinesi satın almak hayli pahalıydı, biliyorsunuz şimdi teknoloji ucuzlasa da bunun maddi bir karşılığı var ve mesleğimiz bize bunu sağlıyor.

7) Psikiyatristlik veya hobiyi ya da sanatı yan yana yürütmek niçin önemli? Her psikiyatristin bir hobisi olmalı mı sizce?

Elbette, hem de herkes için. Daha yirminci yüzyıl dolmadan “stres çağı” denmeye başlamıştı. Yeni yüzyılımız daha yoğun stresli, en başta teknoloji. İnsanoğlu uzayı fethetmeye, maddenin en derinlerine inmeyi başarıyor ama bunun bir de bedeli var.

Konu stres ise, elbette baş etme çarelerini aramalıyız. Hobiler bunun için değil mi? Biraz felsefe yaparak söylemeye çalışayım, “yaratmak tanrıya mahsustur”, elbette. Eğer insanoğlu, yaratmanın ucundan kıyısından tutabiliyorsa, işte bu bir sanattır veya bir uğraşıdır. Hobi olarak bir oyuncak yapsanız bile bu böyledir.

8) Gelecekte fotoğrafla ilişkinizin nasıl olmasını planlıyorsunuz? Düşündüğünüz projeler, sergi düşünceleri vb. var mı?

Bir sergi açabilirim. Neden böyle konuşuyorum? Kolay olmadığı için. Hazır fotoğraflarım da mevcut. Ama başka uğraşlarım da var. Reklam olmayacaksa söyleyeyim, son yazdığım kitabın redaksiyonu ile uğraşıyorum. Bu sorularınız motive edici, kitap bitince umarım.

9) Fotoğraf size ne gibi açılımlar getirdi, yararlarından söz eder misiniz?

Fotoğraf  çektikçe ister istemez çevrenizi bir fotoğraf malzemesi, gözünüzü fotoğraf kamerası gibi algılamaya başlıyorsunuz; güzel bir duygu, ufuk açıcı. Zihniniz fotoğrafla dolu olursa, film seyrederken bir sahne, bir an zihninizde donar kalır, çok güzel fotoğraf olduğu için. Dahası yürürken kimsenin görmediği kareleri görür, gördüğünüz karenin ne güzel bir fotoğraf olacağını düşünürsünüz.

Size bir sır vereyim mi? Boynumda bir fotoğraf makinesi, her yerde fotoğraf çekiyorum. Moskova’da Puşkin Müzesi’nde Schlimann’ın Türkiye’den kaçırdığı, II. Dünya Savaşı sırasında ortadan kaybolan Truva hazinesinden bir bölüm sergileniyordu. Müzede görevli asker ne kadar engel olmaya çalışsa da bir fırsatını bulup fotoğrafladım. Macaristan’da Estergon’u ziyaret ettim; benim için bir hazineydi “Estergon kalaslı, su başı durak..” Tarih ilgim nedeniyle çok sayıda tarihsel materyeli fotoğrafladım. İş fotoğraflamakla bitmiyor ki, fotoğrafları kullanarak psikohistori yazıları yazıp yayımlıyordum. Sonra bunları topladım, teorisini de yazdım ve psikohistoriye ilişkin kitabımı yayımlandı. Yeni yayımlanacak kitabımda da bol miktarda fotoğraf var ve genellikle psikohistori yazılarına malzeme oluşturuyorlar. Sonuçta fotoğraf sizi başka alanlarda da besliyor, entelektüel alanda, sosyal alanda.

10) Sizin gibi fotoğraf çekmek isteyen diğer psikiyatristlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Çalıştığım Anabilim Dalı’nda fotoğrafla ilgilenen arkadaşlar şimdi bir heyecanlandılar ve hemen fotoğraf kulübü kurdular, daha doğrusu yeniden canlandırdılar, vakit buldukça fotoğraf avına çıkacağız. Ne keyif. Özellikle örgütlü sanat uğraşısı, hem bir hobi, hem bir sosyal aktivite, iki yönlü.

Diğer söylemem gereken, digital fotoğrafçılığın icat olup mertliği bozması, özür dilerim fotoğraf sanatını olumsuz etkilemesi. Bugünün teknolojisiyle, hangi yüksek rezolüsyonda olursa olsun, digital makine kullanmasınlar, film kullansınlar. Digital fotoğrafla artistik uğraşının zedeleneceğini düşünüyorum.*