Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Cumhuriyet 

Üniversitelerimiz: Hukuksuzluktan Çeteleşmeye...

Eğer kurum işleyişinde hukuksuzluk varsa, karar oluşturan toplantılar da sorunlu olur. Anabilim dalı başkanı, arada celallenir ve meydan okur: ''İstersem bu kararları size sormadan da uygularım.'' Öyleyse bu kurul niye toplanıyor?

Üniversitelerimizin acıklı durumu, YÖK uygulamaya girdiğinden beri ülke gündeminin ön sıralarındadır. Ne yazık ki çok sayıda eleştiri, adresine uluşamamaktadır. Eleştiriler çoğu zaman ilke temelinde ya da kuramsal (teorik) olarak yapılmaktadır. Bu tür eleştirilerin yanında, somut, olaya dayalı eleştirileri de gündeme getirmekte yarar vardır. İlk bakışta önemsiz görünen ayrıntılar üzerinde de durulmalıdır. Çünkü gövde, ayrıntıların üst üste dizilmesinden oluşur.

En üst kurumlar dışında üniversite yönetimleri rektör, dekanlar, bölüm ve anabilim dalı başkanlarından oluşur. Bir de anılan yöneticilerin başkanlıklarını yaptığı kurullar vardır. İlk bakışta demokratik görünen, ama dikkatlice bakıldığında bırakın demokratik olmayı, hukuksuzluğun kol gezdiği yapılanma söz konusudur. Doğaldır ki böyle iddialı bir düşünce öne sürülürse, kanıtların da ortaya konması gerekir. Kanıt göstermek içinse kurumlaşmanın en alt basamaklarındaki işleyişe göz atmak gerekecektir. Fakülteler, anabilim dallarından oluşur. Anabilim dalı başkanı, YÖK uygulamasının ilk yıllarında atama ile gelmekteyken sonradan her anabilim dalındaki öğretim üyelerinin oylarıyla seçilmeye başlamıştır. Başkan, anabilim dalını yönetir, bazı durumlarda da anabilim dalının öğretim üyelerinden oluşan akademik kurul' un kararına dayanmak zorundadır. Böyledir de şimdi bakın neler oluyor, daha doğrusu olabiliyor...

Anabilim dalı başkanı seçilir, seçilme hakkını, kıdem itibarıyla yeni kazanmıştır. Demokrasidir, olur tabii. Taze başkan, yaşça ve kıdemce kendisinden büyük ''hocalarına'' haber gönderir: ''Hocalarım merak etmesinler, onları ayağıma çağırmayacağım, gerekirse ben onlara gideceğim.'' Yeni seçilen hazretin zihniyeti ve niyetini bu sözü ortaya koymuştur sanıyorum.

Eğer kurum işleyişinde hukusuzluk varsa, karar oluşturan toplantılar da sorunlu olur. Anabilim dalı başkanı, arada celallenir ve meydan okur: ''İstersem bu kararları size sormadan da uygularım.'' Öyleyse bu kurul niye toplanıyor? Celallenme desteksiz tabii. Böyle bir örnek önemli görünmese bile arkasından daha ciddilerinin gelmesi kaçınılmazdır. Bakınız neler olur:

Part-time çalışan öğretim üyelerinin durumu iki yılda bir yeniden karara bağlanır. Anabilim dalının kıdemde ikinci sırada olan öğretim üyesininin süresininin uzatılması -ya da uzatılmaması- karara bağlanarak dekanlığa, oradan rektörlüğe bildirilecektir. Önce oylanacak kişinin iki yıllık faaliyet raporu okunur.

Öğretim üyelerinden biri, her zaman yaptığı gibi, ''konunun özlük işi olduğunu, oy kullananların bağımsız olabilmesi için gizli oylama yapılmasını'' ister. Ardından da çok bilmiş bir eda ile ''böyle durumlarda bir kişi bile talep ederse, oylamanın gizli olması gerektiğini'' söyler.

Söz alırsınız ve şunları söylersiniz: Burada oylanan, bir öğretim üyesinin süresinin uzatılması ya da uzatılmamasıdır. Tabii ki isteyen istediği oyu verir. Ancak, olumsuz oy verecek varsa, gerekçesini de belirtmek zorundadır. Varsayalım gizli oylamada olumsuz oy çıkarsa, dekanlık ve rektörlük kurumları da bu karara uyarsa konu mahkemeye gider. Mahkeme de önce gerekçeye bakar. Gerekçe yoksa, kararların hukuk temeli de yok demektir.''

Buna verilen yanıt evlere şenliktir, daha doğrusu içler acısıdır: ''Mahkeme bozarsa bozsun, biz gene gizli oylama yapacağız.'' Ve öyle yapılır.

Belli ki amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Dövemezler; öyleyse amaç, ortalık karıştırmak, terör estirmektir. Bunda o kadar ileri gidilir ki, oylaması yapılan öğretim üyesinin çalışma raporu bile doğru dürüst dinlenmez, gizli oylamaya geçilir.

Anlatırsınız, ağır ceza yargılamasında, yargıçlardan biri ''Ben gizli oylama istiyorum'' der mi; ya da bir doçentlik jürisinde, jüri üyelerinden birisi, gizli oy talep edebilir mi? Edemez, etmez. Böyle hukuk olmaz çünkü. Bir kişinin özlük hakkı konusunda karar veriyorsanız, kararınızda nesnel (objektif) olmak zorundasınız. Oyunuz olumsuzsa, bunun nedenini açıklamak görevinizdir. Gizli oy derseniz, bunun adı keyfilik olur.

İş buraya gelince, küçük çalışma biriminde durum bir tür çeteleşmeye döner.

Elinde güç taşıyan biri, elinden gelirse tehditle, devletin kendisine verdiği gücü kullanarak, yani görevini kötüye kullanarak, çıkar temin ederek çevresine oy toplayabilirse, gizli bir oylamada aleyhinize karar çıkartabilir. Gerçi bu karar, yanlış hesabın Bağdat'tan dönmesi gibi, dekanlık ve/ya da rektörlük kurullarında düzeltilir. Bu olmadı diyelim, mahkemece sonuca bağlanır. Ama küçük çalışma biriminde nifak tohumları da ekilmiş olur. Onun acısı ise daha büyüktür; ortalık cadı kazanına döner. Yazık