Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

Radikal

 

Hep büyüyen yara: İşsizlik

 

Üç yıl önce yüzde 6.7, bir yıl önce yüzde 9.3 olan işsizlik oranı DİE'ye göre yüzde 10. Asıl sayı daha yüksek. Özgüveni yıkılan işsizlerin psikolojisi bozulur, toplumla ilişkileri sorunlu hale gelir

 

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) son günlerde bildirdiğine göre, ülkemizdeki işsizlik oranı yüzde 10'a ulaşmıştır ve işsiz sayısı ikibuçuk milyona yakındır. Çok değil üç yıl önce işsizlik oranının yüzde 6.7, bir yıl önce yüzde 9.3 olduğu dikkate alınırsa, istihdam konusundaki negatif gidişi kolaylıkla görebiliriz.
Gerçek işsiz sayısının ise bu rakamın oldukça üstünde olduğunu hesaba katmalıyız. Ayrıca 'gizli işsiz'leri de bu sayıya eklemek zorunluluğu vardır. Kırsal kesimde, hızlı nüfus atışıyla iyice küçülmüş tarım topraklarında çiftçilik yapmak açıkçası gizli işsizliktir.
Krizler öncesi yıllarda bile ülkemizdeki yıllık yüzde 1.5 olan istihdam artış hızı, yüzde 2.5-3 olan nüfus artış hızının altında bulunmaktaydı. Son yıllarda nüfus artış hızı yüzde 0.5 oranında yavaşlamış olmakla birlikte bu makas daha da açılmıştır ve bu nedenle işsiz sayısı giderek artıyor.

Sayıların ardı
İstatistik veriler bir bakıma kuru rakamlardır. İkibuçuk milyon işsiz derken bir rakamdan söz etmiş oluruz; gerçekte ise ikibuçuk milyon düşünen, duygulanan, üzülen, ümitsizliğe kapılan insan ve benzer duyguları paylaşan yakınları, eşleri, çocukları, anne-babaları, onların ıstırabı söz konusudur. İşsiz yurttaşlarımızın ruhsal sorunlarını incelerken, iş bulma olanağı bulabilmiş yurttaşlarımızın benzer sorunları taşımadığı iddia edilemez.
Ülkemizin ekonomik, sosyal ya da siyasal yapısı içinde, çalışanların yeterli iş güvencesi olmadığını, her an işsiz kalabileceklerini belirtmeliyiz. Başka bir sorun, öğrenim kurumlarının programsız bir biçimde geliştirilmesi sonucu, aynı zamanda diplomalı işsizlerin de giderek artmakta oluşudur.
Kuşkusuz kişi, yaşamı boyunca en büyük doyumu, bir iş yapmasıyla,
'üretici' olduğunu görmesiyle bulacaktır. Bu bir anlamda, kişinin
'yaratıcı' gücünün bilincine varmasıdır. İşsiz, bu güçten yoksun kalmış, daha doğrusu yoksun bırakılmış kurbandır.

İş arayışı
İşsizliğin birey üzerindeki ruhsal etkilerinin değişik yönleri vardır. Doğal olarak bu etki olumlu olabilir, işsiz kişinin yaratıcı enerjisini
kamçılayabilir; bununla birlikte insanoğlunun yapısında olumsuz biçimde etkilenme olasılığı daha baskındır. İşsiz, yaşamını sürdürebilmek için her şeyden önce kendine bir 'barınak', 'ekmek' ve 'giyecek' sağlamak zorundadır. Bu nedenle, buluncaya kadar iş arayacak, iş için başvurduğu kapılar yüzüne kapandıkça benliği zedelenecek, ekonomik ve ruhsal yönden güven duygusunu kaybedecektir. Bu durum, ruhbilim açısından kendine güvenin, özgüvenin kaybı demektir.
Ardından, iş bulamadığı sürece kendini kusurlu, yetersiz bulmaya başlayacak, ilişki-de bulunduğu kişilere, iş için başvurduğu kişilere ve kendi yakınlarına güveni sarsılacak, onlara karşı kırıcı davranışlara yönelecektir. Dahası aynı duyguları, içinde yaşadığı topluma karşı da duymaya başlayacaktır.
İş-güç sahibi bir kişi için önemli bir 'zaman' sorunu yoktur; sabah işine gidecek, günün önemli bölümünü çalışmakla geçirecektir. İşsiz ise bütün gün boştur, kendi sorunları ile baş başadır, yaşama düzeni tümden bozulmuştur.

Ruhsal savunma
Kişiler, güç durumda kaldıklarında ruhsal savunma niteliğinde davranışlara başvurur, bu insan psikolojisinin önde gelen özelliklerinden biridir.
İşsiz kalmış kişi de sıkıntısını gidermek amacıyla ruhsal savunma niteliğinde davranışlara yönelir. Örneğin, yakın ya da uzak çevresine karşı, sabah çalışmaya gidiyormuşçasına evden ayrılır; akşam işten dönüyormuşçasına eve gelir. Aradaki zamanı, iş arama, sıkıntı içinde dolaşma ya da bizim kültürümüze özgü bir biçimde kahvehanelerde oturma ile doldurur.
İşsizlerin hesapsız, düşüncesiz para harcadıkları da sık karşılaşılan bir durumdur. Eldeki avuçtaki parayı -elbette varsa- gereksiz harcamalarla kısa sürede tüketebilir, sonra bundan pişmanlık duyar. İşsizlerin sıkıntıları nedeniyle paralarını son kuruşuna kadar alkollü içkiye yatırdıkları da az rastlanan bir durum değildir. İşsizlik uzadıkça, kişi doyumunu kendi hayal dünyasında aramaya yönelebilir. Gününü, bir gün muhakkak kazanacağı, yaşamını iyi bir biçimde sürdüreceği düşüyle geçirir, planlar kurar, çevresine anlatır. Ya da birtakım hastalık belirtileri göstermeye başlar. Tıp dilinde 'psikosomatik hastalık' dediğimiz bozukluklar ortaya çıkar. Bu hastalıklar, kişinin iç dünyasındaki sıkıntılar, gerginlikler, heyecanlar sonucu gelişen mide ülseri, tansiyon yüksekliği, baş ağrısı gibi ruh ve beden bütünlüğünün bozukluklarıdır.

Kazançlar, kayıplar
Kişinin çalışmakla elde ettiği, kazanç dışında önemli ruhsal kazanımları var: İş kişiye prestij sağlar; mensubiyet duygusu verir; üretici ve yararlı olmanın kazancı kişiye özsaygı kazandırır.
Çalışma kişi için bir uyum, bir rehabilitasyondur. Bütün bunların kaybı, benliğin zedelenmesi, kişinin kendisini kusurlu, yetersiz hissetmesi, özsaygı ve özgüvenin yitirilmesi demektir ve sonuçta işsiz kalan kişi yenik bir kişi olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
Ailesi, akrabaları, arkadaşları, iş bulamaması nedeniyle, anlayışlı ve sevecen davranmamaya başlarsa, özellikle bu çok sıkıntılı döneminde yürek gücü gereksinimi içinde olan işsiz, ruhsal çöküntü (depresyon) içine girer. İşsiz kalan bir kişide dikkate değer ruhsal değişmelerden biri de, her zamanki olumsuz alışkanlıklarının daha belirgin hale gelmesidir. Örneğin, pek kimseyle görüşmeyen bir kişi ise, kimse ile görüşmez olur. İşsizlikle bağıntılı olarak kişilik değişmeleri ortaya çıkar. Duygusal dengesi bozulur, heyecanlanır, öfkelenir, çevresi için kırıcı olmaya başlar, küçük nedenlerden, tartışma çıkarır, hatta kavga eder. Çevresi için güvenilmez, zararlı, tüketici bir görünüm kazanır. Her konuda önyargılı, tartışma kabul etmez bir kişi olur. Önceden açık olmayan bir aşağılık duygusu varsa, bu kompleksi iyice belirginleşir.

Bozulan dengeler
Buraya kadar anlattığımız, işsizin kişisel dramıdır. İşsiz, bu dramı yaşarken, özellikle yakın çevresi, eşi, çocukları da başka bir dramı paylaşır. Anne veya babanın işsizliği, çocuklarda sıkıntı, güvensizlik duyguları yaratır. Çocuklar ev dışında, anne-babası iş sahibi çocukların yanında her zaman eziktir. İşsiz kişinin eşini bekleyen de aynı dramdır.
Yetişme çağındaki çocuğun, kendine örnek olacak, güçlü bir kişiye, otorite figürüne gereksinimi vardır. Evde oturan ebeveynin, çocuk için iyi bir benimseme objesi olamayacağı açık. Bu durum, çocukta kişiliğin gelişmesinde önemli eksikliklere yol açar.
Bunların dışında, işsiz kişilerin bireysel veya örgütlü olarak yasadışı yollara başvurması sık görülmektedir. Kuşkusuz böyle bir durum, geniş sosyal, ekonomik boyutlar taşımaktadır ve önemli toplumsal sorunlarımızdan biridir.
İşsiz kişinin kendisinin ve yakın çevresinin dramı kadar önemli olan husus, işsizlerin ortaya çıkarabileceği başka toplumsal sorunlardır. Mesela özellikle iki dünya savaşı arasında İtalya ve Almanya örneğindeki antidemokratik eylemlerin gelişmesinde, yürek gücünden büyük ölçüde yoksun olan bu işsiz kişilerden yararlanıldığını anımsamak gerekir. Bugün de durumun farklı olduğu dü-
şünülemez. Terörist örgütler de, işsizlerin olumsuz psikolojisini istismar ederek etkinliklerini ve eylemlerinin şiddetini artırır. İddiaları ve programları temelsiz politikacıların, iktidar yürüyüşlerinde yürek gücü tükenmiş böyle kişileri nasıl istismar ettiklerine, oylarını nasıl kaptıklarına dikkati çekmek de sanırım çok abartılı olmaz.