|
|
Madde Kullanım Bozuklukları
OPIOID'LER
Opioid’ler, afyon türevleridir. Bu gruptan, opium (afyon), morfin, kodein
sentetik olmayan doğal maddelerdir. Eroin, yarı sentetik opioid’dir.
Meperidin (dolantin), metadon gibi ağrı giderici ilaçlar da bu gruba dahil
sentetik maddelerdir. Görüldüğü gibi bunların bir kısmı hekimlikte
kullanılan ilaçlardır. Eroin, damara (IV) veya ciltaltına (SC) enjekte
edilir ya da solunum yoluyla alınır. İlaç olarak kullanılan opioidler,
genellikle ağızdan (PO) alınır; çok azı enjektabldır (iğne ile yapılır).
Bunlardan özellikle eroin, aşırı alışkanlık yapan bir maddedir.
Metadon, eroin kullananlarının tedavisinde kullanılan bir sentetik
uyuşturucudur. Ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi bir mantıkla, eroin
gibi çok güçlü uyuşturucuya bağlanmaktansa kısmen denetim altında
tutulabilecek bir uyuşturucuya bağlanmak tercih edilmektedir. Ülkemizde
kullanımına henüz izin verilmemekte fakat bu konuda çalışmalar
yapılmaktadır. Uyuşturucu ile ilgilenen uzmanlarımız arasında, bu maddenin
Türkiyede kullanımına izin verilip verilmemesi konusunda zıt görüşler
vardır. Bu tartışmalar sonucu, eğer metadon kullanımına izin verilirse,
sadece birkaç merkezde (Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesi bünyesinde
“Alkol ve Madde Tedavi ve Araştırma Merkezi”,AMATEM gibi) yoğun denetim
altında kullanılacaktır. Sonuçta, metadon da sentetik bir uyuşturucur;
ancak diğerleri kadar riskli değildir.
Uyuşturucular tüm ülkelerde yasadışıdır; kullanımı şiddetle
yasaklanmıştır; bu maddeleri yaymanın, imal etmenin, satışını yapmanın
ağır cezai yaptırımları vardır. Uyuturucu kullanımı sonucu ölümler,
özellikle gençlerde nadir görülen durumlar değildir. Kitle iletişim
araçları, bu trajik ölümleri her zaman duyurmaktadır. Uyuşturucu kullanımı
sonucu ölümlerin nedeni, kuşkusuz aşırı doz kullanımdan ileri gelmektedir.
Unutulmamalı ki, her durumda bu maddeleri sağlama yasadışı yöntemlerle
olmaktadır. Uyuşturucu kullanan, yeni eline geçen uyuşturucu maddenin
birim dozu hakkında bilgi sahibi olamaz. Yasal bir ilaç değildir ki,
üzerinde her birim içindeki etkili madde miktarı belirlenmiş olsun.
Tesadüfen eline, yüksek yoğunluklu bir mal geçtiyse, hele bunu damar ya da
ciltaltı yöntemle kullandıysa bunun sonucu ölüm demektir. Bir de bu
uyuşturucu, alkol veya başka bir uyuşturucu madde ile alınmışsa, ölüm
riski artmaktadır. Çünkü bu maddeler birlikte kullanıldıklarında
birbirinin etkisini artırtmaktadır.
Opioid kullanımının toplumdaki yaygınlığı konusunda bilgi vermek
imkansızdır. Bir kere, kullanımı yasadışıdır. Bu nedenle istatistik bilgi
vermek güçleşir. Ancak, uyuşturucu ticaretini elinde tutan yasadışı
kurumların büyüklüğü ve yaygınlığı, bir devlet bütçesiyle yarış eden
bütçeleri, kitle iletişim araçlarının duyurdukları ve tıbbi gözlemlerin
yoğunluğu, kullanımın yaygınlığı konusunda bir fikir verebilir. OPİOİD KULLANIMININ NEDEN OLDUĞU BOZUKLUKLAR İntoksikasyon
(Zehirlenme):
Merkezi sinir sistemi baskılanmıştır. Mide-barsak faaliyeti yavaşlamıştır.
Solunum baskılanmıştır. Bu nedenle, intoksikasyon sonucu ölümler,
genellikle solunum durmasından olur. Ağrı duyusu kaybolmuştur (analgesia).
Uyuklama, dikkat ve belleğin bozulması, iştahsızlık, cinsel dürtünün
azalması, aktivitede azalma, bulantı, kusma, tansiyon düşmesi, kalp
atımının yavaşlaması, göz bebeğinin daralması, yüksek dozlarda epilepsi
(sara) nöbetleri görülür. Eğer madde, enjeksiyonla kullanılmışsa, iğne
izlerini de görmek mümkündür. Üstelik bu enleksiyon tıbbi şartlarda
yapılmadığından, çoğu kere mesela tuvalette kendi kendine yapıldığından,
bu izler olağandan daha görünür haldedir.
Hasta, kendini, sübjektif olarak iyi hissetmektedir. Ancak bu iyi hissetme
haline yaygın bir bunaltı eşlik edebilir. Sakinlik, dikkat ve belleğin
azalması, uykululuk ile ruhsal ve bedensel uyanıklıkta gerileme görülür.
Doz aşımı:
Genellikle yukarıda değinilen dozu ayar edememe ya da maddenin düzensiz
kullanımıyla ya da hastanın önceki toleransını kısmen kaybetmiş olduğu
durumlarda tekrar alıştığı dozda kullanmasıyla ortaya çıkar. Sağlık
açısından acil bir durumdur. Alkol, sedatif ya da hipnotik maddeler gibi
başka merkezi sinir sistemi bastırıcıları ile kullanıldığında aynı tablo
gelişir. Gözbebeğinin neredeyse iğne deliği kadar küçülmesi, solunum
baskılanması ve yukarıda anılan merkezi sinir sistemi baskılanması
belirtileri görülür.
Bu durumların tedavisi yoğun bakım ünitelerinde yapılmalıdır; ölüm riski
yüksektir. Kesilme:
Kesilme belirtileri, kişinin ne kadar süredir, hangi sıklıkla ve hangi
dozda uyuşturucu kullandığına, uyşturucunun cinsine bağlı olarak değişen
zaman içinde ortaya çıkar; madde alımadığında, kesilme belirtilerinin
ortaya çıkış süresi genellikle bir günü geçmez, hatta saatler içinde
olabilir.
Maddeyi arama, bunaltı, esneme, terleme, uykusuzluk, burun akıntısı, adale
ağrıları, kramplar, karın ağrısı, gözbebeğinin genişlemesi, tüylerin diken
diken olması, titreme, huzursızluk, bulantı, kusma, ishal, ve vital
(hayati) belirtilerin azalmasıdır.
Bu belirtileri tanımak önemlidir. Sonuçta hiçbir kimse bir anda madde
bağımlısı olmaz. Aile içinde, özellikle gençlerde bu belirtilerin az da
olsa görülmesi konusunda aile duyarlı olmalıdır. Böylece, daha
başlangıcında, bağımlılığın tedavisine gidilebilir. Bir hastamı
hatırlıyorum: Okulda öğretmeni, öğrencide bir gariplik farketmiş;
ilgilenmiş, aileyi haberdar etmiş. Sonuçta bana başdurdulmuştu. Genç, yeni
bir madde kullanıcısı ve madde bağımlısı olmaya adaydı. Öğretmenin
dikkatiyle, sorunun büyümeden önlenmesi sağlandı. Düşünün ki, öğretmen bu
durumun farkına varıncaya kadar gencin anne-babası neredeydi? Önce
anne-babanın farketmesi gerekmez miydi? Bu örneği, her ruhsal bozukluk
konusunda olduğu kadar, fakat özellikle uyuşturucu kullanımında, huzurlu,
uyumlu, ilgili ve uyanık aile ortamının önemini vurgulamak için veriyorum.
Bu tür bağımlılarda, madde kullanımının beden sağlığını her anlamda
etkilemesi, çökertmesi söz kousudur. En kötü koşullarda, izninizle
söylemek istiyorum hela köşelerinde kendi kendine şırınga ile madde
vermenin her türlü infeksiyona, deri ve kas apselerinei hepatit’e
(karaciğer infeksiyonu), kalp ve akciğer hastalıklarına yol açtığı da
muhakkaktır. Bunların en tehlikelisi de HIV bulaşması ve AIDS gelişmesi
olduğuna başlarda değinmiştik.
Madde bağımlılığının yol açtığı sosyal sorunlar da çok büyüktür. Kişinin
iş ve aile yaşamı tehileye girer; sonuçta işinden olur, eşinden olur.
Madde kullanımı, hele hele başkalarını teşvik etme yasalarca yasaklanmış
olduğundan, karakollara, hapislere düşer. Bağımlıyı başka suçlara iter. YATIŞTIRICI(Sedatif), UYKU VERİCİ (Hipnotik) ve BUNALTI GİDERİCİ(Anksiyolitik, tranklizan) İLAÇLAR
Bu ilaçlar, psikiyatride kullanılmaktadır. Diğer uzmanlık dallarına mensup
uzmanlar tarafından de reçete edilmesi yaygındır. Uzun süre
kullanıldıklarında tolerans geliştirirler, bağımlılık yaparlar: Birçok
ülkede olduğu gibi, ülkemizde de bu ilaçlar denetime tabidir. Hekimlere
sağlık bakanlığınca zimmetlenen reçetelere yazılır. “Yeşil Reçete” adı
verilen bu reçeteler, hastaya yazıldığında üç kopye olarak hazırlanır. Bir
kopyesi yazan hekim tarafından arşivlenir. İki kopyesi hastaya verilir.
Hasta bu reçteyi eczaneye götürdüğünde, iki kopye de eczacı tarafından
alıkonulur. Bir kopyesi il sağlık müdürlüğüne verilir. Görüldüğü gibi bu
ilaçlar oldukça sıkı bir denetimle reçete edilmektedir. Hekim, herhangi
bir nedenle fazla kutu reçete ettiyse, eczacı tarafından uyarılır: Eğer
herhangi bir hekim, bu reçeteyi fazla kullanır ya da fazla kutuda reçete
ederse sağlık bakanlığına hesap vernek durumundadır; gerektiğinde
uyarılır, cezalandırılır. Bu bakımdan önemli ölçüde denetim altında olduğu
söylenmelidir. Ancak gene de denetim dışı kullanılabilmektedir. Her konuda
olduğu gibi bu ilaçların da yasadışı piyasası oluşmuştur. Her kentin,
kasabanın belli yerlerinde, okul yakınlarında bu ilaçların tane ile ve
yüksek fiatla satıldığı, hastalarımdan aldığım duyumlar arasındadır.
Konunun nerelere vardığını belirtmek için birkaç örnek vermek isterim:
Yeşil reçeteler, hekime zimmetlendiği halde çalınabilmektedir. Bu durumda
hekim, durumu polise, sağlık bakanlığına duyurur, çalınan reçetelerin seri
numaraları her eczaneye bildirilir; eczacılar bu reçete ile başvuranları
ihbar etmek zorundadır.
Bağımlılık yapması daha olası birkaç kalem ilaç da yeşil reçetenin
ötesinde “kırmızı reçete” ile satılmaktadır. Bu reçetelerin devlet
denetimi çok daha sıkıdır ve çok az yetkili hekim tarafından
kullanılabilmektedir.
Kişisel deneyim olarak belirtirsem, akşamın geç saatlerinde, sekreterin
henüz ayrıldığı, son randevulu hastanın hemen muayenehaneyi terkettiği
anda, kapıdan iki kişi girer. İlk bakışta uyuşturucu müptelası olduğunu
anlarsınız. Kötü bir aksanla akıl hastanesinde yattığına dair yırtık
pırtık bir rapor gösterir; “ben kaç adam doğradım annadı(ng) mı, kaç kere
hapiste yattım, adam bıçakladım; amma şu ilaca da alıştım; bana yaz
ağnadı(ng) mı?” Bakarsanız, iki arkadaşı da, dışarıda sizin reçeteyi yazıp
yazmayacağınızı izlemekte; uyuşturucu müptelası ve/veya satıcısı
arkadaşlarına gözcülük etmektedirler.
Eczaneler de benzer sorunlar yaşarlar. Nöbetçi eczanelere gece geç saatte
gelirler; tehditle, hatta bıçak-tabanca tehdidiyle bu maddeyi reçetesiz
almak isterler. Sırf bu nedenle, gece nöbetinde eczanelerinin demir
kepenklerini kapalı tutan, ilaç alışverisini demir kafes arkasından yapan
ya da ancak belli müşterilere demir kapıyı açan eczacılar tanıyorum. Gene
belirtilmalidir ki bu durumlar yaygın, ürkütücü boyutta değildir.
Bu ilaçların, yaşam boyu kötüye kullanım ve bağımlılık yaygınlığı % 0.1
civarındadır. Bu demektir ki her bin kişiden biri, tüm yaşamı boyunca
böyle bir bağımlılık ya da kötüye kullanımı yaşayacaktır. Genellikle
ağızdan alınan ilaçlardır. Bağımlılık, genellikle, aylarca süreyle, her
gün kullanım ile ortaya çıkar. Bu kullanıcılar, yasal ve tıbbi olarak
reçete edilmesi sonucu kulanan kişiler olabildiği kadar, ilaç kötüye
kullanım alt kültürünün üyesi de olabilirler. Risk grubu daha çok bu
ikincilerdir. Gene de, uykusuzluk, sıkıntı gibi nedenlerle bu ilaçlara
alışan birçok orta yaşlı kişi bağımlı olmuşlardır ve kendisine reşil
reçete ile bu ilacı yazacak hekimi kapı kapı dolaşarak ararlar ve malesef
bazan amaçlarına ulaşabilirler. Muayenehanemde, seyrek de olsa “ben bu
ilacı almazsam uyuyamıyorum, yaşayamam, bu ilacı yazın, bana başka ilaç
gerekmez, parası neyse veririm” diyen kişilere rastlamaktayım.
Tıbbi kullanım dışında, bu ilaçların yasadışı kullanımı, keyif verici
etkisi; opioid ve alkol gibi merkezi sinir sistemi bastırıcılarının veya
kokain gibi uyarıcıların etkisini artırmak için olmaktadır.
İntoksikasyon: Bu ilaçların en önemli komplikasyonu, santral sinir
sistemini ve solunumu baskılayan yüksek doz alımıdır. Ilımlı
intoksikasyonlarda, hayati tehlike olmamakla birlikte, kişi o sırada araç
kullanmakta ise her türlü kaza tehlikesine açıktır. Kaza yönünden riskli
işyerlerinde çalışıyorsa, gene aynı biçimde kazaya açık davetiye çıkarmış
demektir. Koordinasyon bozulması, sallanarak dengesiz yürüme, konuşma
zorluğu, dikkat ve belleğin bozulması intoksikasyon belirtileridir ve
alkol almış kişinin durumuna oldukça benzer. Benzer biçimde, engellenmenin
kalkması ve buna bağlı davranışlar söz konusudur. Hasta, sonra bu saatleri
hatırlamayabilir.
Kesilme: Bulantı, kusma, yorgunluk, keyifsizlik, bunaltı, sinirlilik, ışık
ve ses duyarlılığının artması, titreme, ciddi uykusuzluk, nöbet geçirme,
kesilme belirtileridir. Yaşamı tehdit edici durum söz konusudur. Bu
ilçlara tolerans geliştirmekte kullanıcılar arasında önemli farklar
vardır. Kesilme belirtileri, kullanım süresine, kullanılan doza göre
değişir. Bu maddelerin tümünde birbiri arasında kros tolerans söz
konusudur. İlaçlardan birine karşı tolerans gelişmiş ise, hiç kullanmamış
olsa bile, diğer ilaca karşı da tolerans gelişmiştir. Aynı biçimde, alkole
karşı da kros-tolerans söz konusudur. Bu durum, konunun önemini daha da
artırır.
Bu bahsi kapatırken iki konuya daha değinmek istiyorum: Bir hekim, hastaya
yeşil reçeteye tabi ilaç verdiğinde, telaşa kapılmamalıdır. Bu ilaçlar,
bazı ruhsal belirtilerin, bunaltının, uykusuzluğun hatta kısa sürede
iyileşmesine yol açmaktadır. Hekim denetiminde kullanıldığı için herhangi
bir alışkanlık riski de yoktur. Zaten, bu ilaçlara karşı bağımlılık
geliştirenler, genellikle tedavi amacıyla değil, keyif verici etkisi
nedeniyle alan gruptur. İkincisi de hekimlik yaşamımızda sık
rastladığımız, yeşil reçeteye tabi olmayan ilaç versek bile, alışkanlık
gelişeceğinden korkmaktadırlar. Ya da, bilir bilmez, hasta yakınlarının,
tanıdıklarının, hastaya, bu tür ilaçların alışkanlık yapacağını
söylemeleri, ilaç kullanımı konusunda hastayı ürkütmeleridir. Ataların
dediği gibi, yarım bilen hiç bilmeyenden daha büyük yanlışlar yapmaktadır.
Kesinlikle böyle bir risk yoktur. Ancak, bu iki nedenle hekimin tavsiye
ettiği ilacı, hatta yeşil reçeteye tabi olmayanları bile bırakan hasta
sayısı az değildir. Böylece, özellikle hastalığın başında çok önemli olan
erken tedavi treni kaçırılmış olmaktadır. AMFETAMİNLER VE BENZERİ MADDELER
Yirmi yıl kadar öncelerde bu maddeler, eczanelerde ilaç olarak
satılıyordu. Uzun yol şöförleri uyanık kalıp taşıt kullanabilmek için,
tembel öğrenciler sınav çok yaklaştığında sabaha kadar uyumadan ders
çalışabilmek ve güya çalıştıkları dersi daha iyi anlayabilmek için, iştahı
açık olanlar iştah kesmek için, kilosu fazla olanlar zayıflamak için bu
maddeyi kullanırlardı. Aynı zamanda keyif verici özelliği de vardı.
Bedensel ve ruhsal enerjiyi, cinsel istek ve gücü ve hatta cinsellikten
alınan hazzı artırırdı. Alışkanlık yapmak bir yana, bu maddenin uzun
kullanımının şizofreni ya da benzeri ağır psikiyatrik bozukluklar yaptığı
ortaya çıkarıldı ve tıpta kullanımı yasaklandı, ilaç olmaktan çıkarıldı.
Ne yazık ki gene de yasadışı piyasası bulunmaktadır.
Şiddetle alışkanlık yapıcı ve tehlikelidir. Genellikle ağızdan alınır,
enjekte edilebilir, burundan solunarak alınabilir.
Terleme, soğuk basması, çarpıntı, gözbebeklerinin genişlemesi, tansiyon
yükselmesi, bulantı, kusma, heyecan, titreme, kalp atım ritminin
bozulması, epilepsi (sara) nöbeti, iştah kaybı, kilo verme, ağız kuruluğu,
erkekte cinsel iktidarsızlık (halbuki ilk kullanımlarda cinsel gücü ve
hazzı artırdığı bilinir), varsanı, huzursuzluk, sinirlilik, saldırganlık,
kuşkucu düşünceler, intoksikasyon belirtileridir.
Sıkıntı, yorgunluk, uyku bozukluları, huzursuzluk, maddeyi kullanma isteği
kesilme belirtilerini oluşturur.
Amfetamin ya da benzeri maddelerle savaşta, uyuşturucu ilkeleri
geçerlidir. Özellikle gençlerde, aile içi olumlu ilişkiler, gencin koruma
ve kollanması önem taşır.
KOKAİN
Tarihçesi, amfetamine benzer. Eskilerde ilaç olarak kullanılmıştır. Hatta
koka-kolada, ilk zamanlar kokain de bulunduğu bilinir; sonradan
vazgeçilmiştir. Etkisi amfetamine benzer, ondan daha güçlüdür. Amfetaminin
damar içi alınması ile karşılaştırılabilir. Damar yoluyla, buruna
çekilerek veya sigara gibi içilerek alınır.
Koka bitkisinin doğal ürünüdür. Eski yüzyıllarda, birçok ülkede psikoaktif
(ruhsal uyarıcı) bir madde olarak kullanılmıştır. Uyarıcı ve keyif verici
özelliği vardır. Gerçekte ise bir denemede bile bağımlılık riski vardır.
Tekrarlayıcı kullanımla tolerans gelişir, bağımlılık yerleşir. Diğer
uyuşturuculara benzer şekilde, damar içi kullanımında, AIDS, septisemi
(bedenin tümden mikrop kapması), toplardamar tıkanması gibi riskler taşır.
Burun yoluyla kullanımında, burun akıntısı, burun içi bozukluklar, burnun
iki kanadını ayıran bölmede delikler oluşabilir.
İntoksikasyon belirtileri amfetamindekine benzer. Kalp komplikasyonları ve
deliryum tablosu ile ani ölümler görülebilir. Deliryum gelişirse, dokunma
ve koku varsanıları tipiktir. Gelişen deliryum, epilepsi nöbetleri ve
ölümle sonuçlanabilir. Kesilme belirtilerinde yorgunluk, uyuklama,
suçluluk, bunaltı, çaresizlik, ümitsizlik, değersizlik düşüncelerine
dikkat çekmek gerekir. Bu organik nedenli bir depresyondur ve intihar
düşünceleri geliştirebilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir. ESRAR (Cannabis, Marijuana, Hashish)
ABD’de her üç kişiden birinin esrar kullanmayı denedikleri bilinir.
Genellilke sigara gibi içilerek alınır. Ulaşılması kolay, nisbeten yaygın,
kaynak bitkisi ülkemizde de kolayca yetişen yasadışı bir maddedir. Keyif
verici olması yanında, sıkıntı, bunaltı, şüphecilik, gereksiz gülüş ve
kahkahalar, zaman kavramının bozulması, sosyal içe kapanma, iştah artması,
ağız kuruluğu, çarpıntı, intoksikasyon belirtileri olarak ortaya çıkar.
Alınan doza bağlı olarak beden sıcaklığının düşmesi ve sakinleşme söz
konusudur. Genellikle, alkol, kokain ve diğer uyuşturucu nitelikli
ilaçlarla birlikte kullanılırlar. Daha ileri durumda kişilik
çözülmesine(depersonalizasyon) ve varsanılara “kulağıma beni tehdit eden
sesler geliyor”, kötülük görme sanrılarına (“beni takip ediyorlar,
öldürecekler”) yol açabilir. Yüksek dozlarda, deliryum, esrar psikozu
gelişebilir. Bunlar ağır psikiyatrik bozukluklardır.
Bazı kaynaklarca, esrarın uyuşturucu niteliği olmadığı, kullanımının
serbest bırakılması gerektiği iddia edilir. Bu iddianın kanıtı olarak
kesilme belirtileri görülmediği öne sürülür. Halbuki, esrar kullanımının
yol açtığı, yukarıda değinilen ağır psikiyatrik bozuklular çok iyi
bilinir. Ayrıca, sigara gibi ciğerlere çekildiği için solunum sistemi
hastalıkları geliştirdiği, enfeksiyonlara karşı vücut direncini kırdığı da
önemli zararlar arasındadır. Diğer uyuşturuculara oranla, bağımlık
geliştirmesi nisbeten hafif olmasına rağmen en büyük risk, bugün esrar
kullanan kişinin, yarın eroin, afyon kullanıcısı olacağının çok muhtemel
olmasındadır. Bu anlamda esrar, daha keskin uyuşturuculara atlama tahtası
olmaktadır. Esas risk buradadır. Bu bakımdan, esrarın uyuşturucu olmadığı,
serbest bırakılması gerektiği iddiaları ilk bakışta masum görünse de
yerinde değildir. HALLUSİNOJENLER (Varsanı’ya neden olan maddeler)
Tıbbi kayıt konusunda yetkin bir ülke olan ABD’de, insanların %10’unun
herhangi bir zamanda bu maddeyi kullandığı bilinmektedir. Son bir yılda
kullanmış olanların oranı ise % 1-2’dir. Bu maddelerin başlıcası LSD
adıyla bilinen liserjik asit dietilamid’dir.Yutularak, bir kağıt üzerine
konup emilerek ya da sigara gibi içilerek alınır. Bu grup maddeler aslında
farklı maddelerdir ve farklı etkilere sahiptir. Sempatomimetik olarak etki
ederler; böylelikle, tansiyon yükselmesine, çarpıntıya ve gözbebeklerinin
genişlemesine yol açarlar. Psikolojik etkisi, ılımlı algı
bozukluklarından, açıkça varsanılara kadar uzar. Çoğu kullanıcı sadece
ılımlı etkileri yaşar. Tolerans nedeniyle, genellikle arasıra alınır.
İntoksikasyon: Uyanıklık hali; bunaltı, ruhsal çöküntü (depresyon),
referans (alınma) fikirleri “herkes bana bakıyor”, kötülük görme
düşünceleri (“beni öldürecekler”) gibi uyumsuz davranış değişmeleri;
varsanı “kulağıma sesler geliyor”, yanılsama (çevredeki objeleri yanlış
amlgılama), depersonalizasyon (hastanın kendisini gerçekdışı hissetmesi)
gibi algı bozuklukları görülür. Terleme, bulanık görme, heyecan, titreme,
koordinasyon bozukluğu vardır. Panik reaksiyonları görülebilir. Bazan
hasta maddeyi almadan maddeyi almış gibi belirtiler gösterebilir. İleri
durumlarda, psikotik belirtiler, aşırı huzursuzluk, şizofreni benzeri
hastalıklar ortaya çıkabilir.
Sonuç olarak, LSD ve benzeri maddeler akıl hastalığına yol açabilmektedir.
Yakın yıllarda, bazı gruplarda kullanıldığını bildiğimiz “ekstazi” adlı
uyuşturucu da hallusinojen bir maddedir. Daha az görülmekle birlikte, operasyonlarda, anestezide kullanılan fensiklidin(PCP), hallusinojen bir maddedir; benzer belirtilar ortaya çıkarır. Bağımlılık riski daha fazladır. Esrar ile birlikte içilebilir, hap olarak alınabilir, enjekte edilebilir, burundan nefesle alınabilir. Hasta huzursuz durumda iken, güçlü analjezik etkileri nedeniyle kendi bedenlerini algılamayabilirler ve kendilerini ciddi olarak yarayabilirler. Şizofreniye benzer hastalıklar gelişebilir. Deliryum, mizaç bozukluğu, sanrılı bozukluk gelişebilir. Yüksek dozlarda, birtakın nörolojik belirtilerle birlikke koma ve ardından ölümle sonlanabilir. UÇUCU MADDELER
Özellikle büyük kentlerin varoşlarında, zamanını daha çok sokakta geçiren
çocuk ve gençlerde görülen, tiner ve benzeri maddeler koklama
alışkanlığıdır. Başlıca yapıştırıcılarda, ayakkabıcılıkta
kullanılmaktadır. Koklandıktan kısa bir zaman sonra, keyif verici özelliği
ortaya çıkar. Böyle çocuk ve gençleri, duvar kenarlarında kendinden geçmiş
olarak görmek mümkündür. İntoksikasyon etkisi, alkol gibidir. Kendini iyi
ve neşeli hissetme, kavgacılık, saldırganlık, muhakeme bozulması,
düşünmeden hareket etme, uyuşukluk ortaya çıkar. Deliryum, yürüyüş ve
konuşmada bozulma fiziksel etkileridir. Sonuçta, beyin ve karaciğer hasarı
gelişir.
Tiner, bali ve benzerlerini koklama alışkanlığı, görüldüğü gibi, maddenin
yasadışı olmayışı, kolay sağlanması gibi nedenlerle alt sosyoekonomik
sınıftan çocuk ve gençleri yakalamaktadır ve sonuçları ağırdır. Bu konuda,
özellikle bu ailelere yönelik eğitim verilmelidir. Ancak, bu aileler kolay
eğitim alacak durumda değildirler ya da özellikle çok çocuğa sahip
olmaları nedeniyle, çocukları ile ilgilenecek durumda değildirler.
Kuşkusuz kullanıcılar arasında sahipsiz çocuklar da vardır. Şimdilik, bu
endüstriyel maddelerin yerini tutacak, uyuşturucu özelliği taşımayan
maddeler de geliştirilmiş değildir.
Özetle, bu madde yasadışı değildir; bir tüketim maddesidir. Bu nedenle
savaşmak da zordur. KAFEİN
Çoğumuzun vazgeçemediği, başlıca kahve, çay, çikolata ve kolada bulunan
kafein, pastalara kadar girmiştir. Ortalama büyüklükte bir kahve bardağı,
100-150 mg kafein ihtiva eder.Çay ve kolada yarısı kadardır. Tolerans
gelişebilir. Bunlar, aramızdaki kahve tiryakileridir. İntoksikasyon
belirtileri, huzursuzluk, sinirlilik, heyecan, uykusuzluk, yüz kızarması,
idrar artması, mide-barsak bozukluğu, bağlantısız düşünce akışı ve
konuşma, çarpıntı, kalp ritminin bozulması gibi bulgulardır. Yüksek
dozları, psikiyatrik bozukluk belirtilerini artırır, psikoza yol açabilir.
20 yıl kadar önce, Türkiyede nestkafe bulunmadığı dönemde her nasılsa bir
kutu ele geçiren bir hastamın, merakla, beğenerek, özenerek, yoğun olarak
bu kahveden içmesi sonucu mani benzeri bir psikoz çıkardığını
hatırlıyorum.Yoksunluk belirtileri genellikle başağrısı şeklinde olur ve
birkaç günde geçer. Aşırıya kaçmamak kaydıyla, kahve ve çay vazgeçilmez
bir maddedir. Tabii ki aşırı kullanımında birtakım zararları olduğu
bilinmektedir. NİKOTİN
Nikotin bağımlılığı, hızla gelişir ve çevresel koşullardan çok etkilenir.
Bir özelliği de alkol ve esrar gibi diğer uyuşturuculara eşlik etmesidir.
Kanserden akciğer hastalığına, koroner kalp hastalıklarından önemli damar
hastalıklarına kadar pek çok hastalığın başlıca nedenidir. Yoksunluk
belirtileri, içme isteği, öfke, bunaltı, konsantrasyon güçlüğü,
huzursuzluk, kalp atım hızının yavaşlaması(bradikardi), iştah artmasıdır.
Birkaç hafta kadar sürer. Bir arkadaşım, askerliğe başlayınca sigarayı
bırakmıştı. Hemen ertesi gün aşırı sinirli bir hal aldı. Ardından,
gereksiz bir bahaneyle komutanla kavga etmeye gitmeye kalkıştı. Zor
zapdettik; yatıştırmak için eline bir sigara tutuşturmaktan başka çare
bulamamıştık. Şimdilerde, nikotin sakızı geliştirildi. Cilt altı nikotin
uygulamaları da ülkemizde mevcut. Gazetelerde, sigaranın kötülüğüne dair
ilanlar yayımlanıyor. Sigaranın üzerinde açıkça sağlığa zararlı olduğu
yazılıyor. Ama ülkemiz, gene de, ne yazık ki çok sigara içilen ülkeler
arasındadır ve malesef “Türk gibi sigara içme” deyimi batıda yaygındır.
Bilindiği üzere, eski mısır krallarına firavun denir. Firavun, kötü bir
kişi olarak din kitaplarında anılır. Şeytanın kötülüğünü ise tanımlamaya
gerek yok. Kültürümüzde şöyle bir benzetme vardır: Öykü bu ya, firavun
kırlık bir yerde büyük apdestini yapmış; şeytan bu fırsatı kaçırmamış,
firavunun dışkısının üzerine idrarını yapmış. Tütün tohumu işte bu
bileşimden oluşmuş. Halkımızın bu benzetmesi güzel, anlamlı; ama sigara
içmesi konusunda iyimser olmak güç.
Sigara öyle kötü bir maddedir ki, sigarayı bırakınca iştah artması
nedeniyle aşırı kilo alıp tekrar sigaraya başlayanları tanıyorum.
Bırakanların önemli bölümünün tekrar başladığını görüp üzülüyorum. Bulunan
her yöntemle, sigara ile savaşılmalıdır. ABD’de bu kısmen yapılmaktadır.
Kapalı yerlerde sigara içmek hemen kesinlikle mümkün değildir. Ülkemizde
de güya benzer bir yasa çıkmıştır ama havaalanları hariç uygulandığı yeri
henüz görmüyoruz. Sigara reklamı, teşvik olmaması için yasayla
yasaklanmıştır. Ancak, zaman zaman gazelerde, “bizim sigaramıza çok zam
gelmedi” kabilinden duyurulara rastlanmaktadır. Ya da “feşmekan pazar
sineması” duyurusuyla ve sigarayı anımsatan görüntü ve rengiyle film
başlamakta, her reklam arasından sonra bu merasim tekrarlanmaktadır.
Kanımca bu örnekler gizli sigara reklamlarıdır ve önlenmelidir. Aynı
şekilde, üzerinde sigara reklamı olan poşetleri de hatırlatmak isterim.
Bazen rastadığımız çarşıda bir köşede sigara promosyonu, sigara amblemli
çakmak promosyonu da kanımca yasaklanmalıdır.
Anne-babalara ve eğitimcilere de, gençleri sigaraya özendirmemek
bakımından önemli görevler düşmektedir. Gençler, büyükler gibi olmak,
hemen büyümek isterler; büyüklere öykünürler. Büyükler sigara içiyorsa,
deyim yerindeyse onlara da içme hakkı doğar. Buna imkan tanınmamalıdır. En
üst düzey bir devlet görevlisi, basın toplantısına sigara içerek
başlıyorsa, birileri uyarmalıdır.
Kuşkusuz en iyisi hiç başlamamak. Başladıysanız, sigara içme ile başetme
yöntemleri geliştirilmiştir.
Alkol ve madde kullanımı ve bunlara ilişkin bozukluklar, ülkemizde giderek
yaygınlaşmakta ve özellikle gençlerde büyük sorunlar yaratmaktadır.
Bunların bir kısım sonuçlarını kitle iletişim araçlarını izleyerek
haberdar olmaktayız. Ancak belirtmeliyim ki sorun bu gördüğümüzden çok
daha büyüktür. Hekimlik uygulamalarımızda, hekimlik mesleği kuralı olarak
dışarıya sızmayan bilgiler bunu doğrulamaktadır. Hiç beklenmeyen bir
kesimden, hiç beklenmeyen bir yaşta ve kişide alkol ve madde kullanımı ve
buna ilişkin rahatsızlıklar görülmektedir ve bu bilgiler istatistiklere
yansımamaktadır; kesinlikle söylemeliyim ki ülkemizde alkol ve uyuşturucu
sorunu sanılandan çok büyüktür.
Öyleyse alkol ve madde kullanımı ile savaşa önem verilmelidir.
Bakırköy Ruh Hastalıkları hastanesinde, AMATEM (Alkol ve Madde Araştırma
Tedavi Merkzi), önemli bir merkez olarak hizmet vermektedir. Bu hizmet
sadece hastaneye yatırıp tedavi etmekle kalmamaktadır. Tedavi gören
hastaların yakından takibi, meslekdaşlarımıza ve halka yönelik eğitim
faaliyeleri bunlar arasındadır. 1997 yılında, AMATEM tarafından çok
kapsamlı bir alkol ve madde eğitim programı hazırlanmıştır. Bu programın
bir bölümü, bu hastaların genellikle ilk başvurduğu birinci basmak
hekimlerinin eğitilmesini amaçlamaktadır. Bunun yanında, eğitimcilere de
benzer eğitim programı düzenlenmiştir. Bu programdan çarpıcı bir bilgi
aktarılırsa, İstanbulda lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada,
hayat boyu bir kez esrar kullanımı 1991’de %0.7 bulunmuşken bu rakam
1996’da % 4.2’ye ulaşmıştır. Başka bir ifade ile 5 yıl içinde 6 kat
artmıştır. Bu rakamların, matematik değil geometrik olarak artacağı
dikkate alınırsa, sorunun büyüklüğü ve tehlikenin giderek büyümesi
kavranabilir. Doğaldır ki sorun büyüdükçe önlenmesi de zorlaşacaktır. Bir
çin atasözü deyişiyle, kötü misafir evinize gelir gelmez kovulmalıdır.
Bu programın uygulanmasıyla, özellikle ilk basamak hekimlerine,
acil tıbbi yaklaşımda neler yapılabileceği ve koruyucu hekimlik hizmeti
yöntemleri işlenmektedir. Programdan bir özet olmak üzere, aşağıdaki
bilgiler tekrarlanacaktır:
Yapılacak en önemli uygulama, koruyucu çalışmalarda bulunmaktır.
Koruyucu çalışmalar üç kademede yapılır:
1/ Birincil koruyucu çalışma: Alkol ve madde kulllanmamış kişilerin bu
maddeleri kullanmasını engellemek,
2/ İkincil koruyucu çalışma: Alkol veya madde kullanan, ancak bağımlı hale
gelmemiş kişileri erken tanımak, erken tedavi ile bağımlı olmasını
önlemek,
3/ Üçüncül koruyucu çalışma: Bağımlı kişilerin kendilerine ve çevrelerine
verdikleri zararları azaltmak. (Siroz, AIDS vb gelişimini önlemek)
Bilgilendirme ve caydırma, kişisel becerileri artırma (kişinin kendine
olan güvenini, hayır diyebilme ve sorunlarla başa çıkma yetisini artırma),
sosyal becerileri artırma (Kişilerarası ilişkileri düzenleme, boş
zamanları iyi değerlendirmeyi sağlama), bu çalışmaların özünü oluşturur.
AMATEM’in geliştirdiği “Uyuşturucuya karşı Toplumsal Yaygın Mücadele, UTOPYA”
projesi, Mart 1998 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Programda, sadece
hekimlere yönelik eğitimin yeterli olmayacağı düşünülerek üç hedef
belirlenmiştir:
1/ Okullara yönelik eğitim programı (Uyuşturucu Maddeler ve
Bağımlılık Eğitim Programı)
2/ Hekimler için alkol ve madde eğitim programı,
3/ Sivil toplum örgütleri eğitim programı. Görüldüğü gibi program yaygın
bir kitle eğitimini amaçlamaktadır ve çağdaş bir uygulamadır. Bu ve
benzeri programların kamu oyunca desteklenmesi gerekir. Bu satırların yazıldığı günlerde, 1998 yılı mayıs sonlarında, gazetelerde küçük fakat önemli bir haber yer aldı. “Kötü alışkanlıklara karşı yayın zorunluluğu” başlığını taşıyordu. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle yayın kuruluşlarının, sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara karşı haftalık yayın süresinin % 5’ten az olmamak üzere caydırıcı nitelikte programlar yayımlama zorunluluğu geliştirilmişti. Aynı zamanda, bu yayınların yasak savmak kabilinden, mesela sabah saat 6’da yapılmasını vb. önlemek için, bu caydırıcı, eğitici yayınların saat 09-21 arasında yapılması kurala bağlanmıştı. Gönül isterdi ki, değerli yayıncılarımız, tek amacın reyting olmadığını düşünsünler ve böyle bir yönetmelik olmadan yapmış olsunlardı. Eğer yönetmelik zoruyla olacaksa, gene gönül isterdi ki bu yönetmelik yıllar önce getirilmiş olsaydı. Ve de ümidedelim ki, yönetmelik zoruyla yapılacak bu programlar, iyi niyetle yapılsın, yasak savmak kabilinden ya da göstermelik olarak yapılmasın.
|
|