Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Radikal Yorum

Çözüm çağdaş yönetimde

'Nasıl bir üniversite' sorusunu yanıtlamak için evrensel değerlere bakılmalı. Hedef, hukuk dışı davranışa geçit vermeyen, demokrasinin egemen olduğu, adem-i merkeziyetçi bir yapı olmalı

Ülkemizin yıllardır önde gelen gündemi ve tartışmaları arasında olan üniversiteler konusunda, Amerika'yı tekrar keşfetmek yerine, evrensel değerlere başvurmak en uygunu olmalıdır. Bunun yanında, eleştirilen yasanın aksayan yönlerine dikkati çekmek gerekir.
Yasa kaleme almak uzmanlık işidir, parlamentonun görevidir. Bu nedenle, konunun teknik yönüne girmeden, sorunları göz önüne sermek ve çözüm önerileri getirmek gerekir. Bunu yaparken, mesajları net verebilmek amacıyla, konuyu, madde madde ele almak uygun olacaktır.
1- Hukuk, olmasa olmaz koşuldur. Bugünkü uygulamanın genellikle bu koşulu sağladığı düşünülemez. Hiçbir kişiyi veya kurumu kastetmeden örnekleyelim: Valili-ğe bir dilekçe verseniz ve yanıt alamasanız, dilekçe hakkınızı nasıl koruyacağınız bellidir. Üniversite ortamında imza karşılığı dilekçe vermiş olsanız bile, yanıt alamadığınızda başvurabileceğiniz bir mercii -korkarım ki- bulamazsınız. Sözgelimi akademik kurul, sadece klikleşme nedeniyle saçma sapan bir karar aldığında itiraz edecek bir merci bulamazsınız ya da size 'akademik kurulun üzerinde bir kurum olmadığı' gibi absürd bir cevap verilir. Her kurulun üzerinde hukuk ilkeleri bulunduğu unutulur veya görmezden gelinir.
Diyelim, bir öğretim üyesi hakkında soruşturma açılması gerekir. Rektör, dekan, sorumlu kim ise, bir soruşturmacı belirler. Ne kadar iyi niyetle belirlerse belirlesin, gönlünden geçen karara uygun soruşturmacı atadığı şaibesinden kurtulamaz. Öyleyse, soruşturma görevini yürütecek kişiler ve kriterler önceden belirlenmiş olmalıdır.
Örnekler yüzlerce sayıya ulaştırılabilir. Bu tür hukuksuzluklar önlenmelidir.
2- Şeffaflık: Örneklemeyi sürdürelim. Soruşturmacı, araştırmasını yapar; kararını yönetime rapor eder. Soruşturmanın onca tarafı olmasına rağmen, rapor açıklanmaz. Bu olmayınca, yönetimin vereceği karar ne olursa olsun tartışmaya açık hale gelir. Çağdaş yönetimin şeffaflık ilkesi zedelenir; güvensizlik ortaya çıkar. Zaten hukuk olması için şeffaflık olmak zorundadır. Özellikle akademik yükseltmeler ve kadroya atamalar şeffaf yapılmalıdır.
3- Adem-i merkeziyetçilik: Bugünkü aşırı merkeziyetçi üniversite yapısı, bir biçimde koltuğu ele geçirenlere olağanüstü yetkiler vermekte ve bu yetkiler herkesin gözünü kamaştırmaktadır. İster inanın, ister inanmayın kavganın büyüğü bu nedenden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bugünkü YÖK merkeziyetçiliği mutlaka son bulmalıdır. Yetkiler, demokratik biçimde oluşturulmuş kurullara devredilmelidir. YÖK veya başkanı, istediği üniversiteye tüm imkânları yağdırır; istemediğini engeller. Rektör, istediği fakülteyi ihya eder. Böyle gitmez. Bugün yönetimde bulunan kişilerin veya kurumların iyi niyetli olması sorunu ortadan kaldırmaz; sadece bugünü kurtarır. Sorunlar yarın tekrar ortaya çıkar. Sistem kişilere bağlı olmaktan kurtarılmalıdır.
4- Katılımcılık: En azından bazı yöneticiler, hızlı işleyişe engel olduğunu düşünerek, karar verme hakkının bir el-de toplanmasının uygun olduğunu savunur. Elbette yanlıştır. Çünkü, kararların katılımcılık içinde alınması için, mutlaka üniversite veya fakültenin tüm öğretim üyelerinin katılımı gerekmez. Belediye ile ilgili kararları, tüm seçmenler yerine, seçmenlerce seçilmiş belediye meclisinin alması gibi bir yöntem izlenir. Kararlar, tek kişi kararının keyfiliğinden kurtarılmış olur.
 

Seçim sistemi yanlış
5- Demokrasi: Yöneticiler, rektör, dekan, bölüm başkanları vb. seçimle gelir. Ancak şimdiki uygulama kısmen seçimle yapılıyor olsa bile kusurludur. Öncelikle oy çoğunluğu değil, en çok oyu olma koşulu aranmaktadır. Böyle bir uygulama, yüzde 20 oy alan kişinin belediye başkanı seçilmesi benzeri yanlışlıklara yol açar. 1980 öncesi, Ege Üniversitesi rektörü seçiminde hiçbir adayın salt çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle aylarca sonuç alınamadığını hatırlıyorum.
Benzer durum, aynı dönemde Cumhurbaşkanı seçiminde de yaşanmıştı. Bu sakınca, Cumhurbaşkanı seçiminde sağlandığı gibi kolayca çözülebilir. Yeter ki yasa dikkatli kaleme alınsın. Seçim uygulamasının, yasa hazırlanırken giderilmesi gereken başka sakıncaları da vardır. Rektör veya dekan, sonraki seçimi garantilemek için, bilimsel liyakat yerine, vereceği oyu sağlama aldığı kişilere kadro verebilir. Elbette her yönetici bu kuşkunun hedefi değildir ama örnekleri vardır. Dekanlık koltuğuna oturduktan sonra, eğer büyük bir fakülte dekanıysa, bu tür atamalarla rektörlük koltuğunu hedefleyen, hatta kazanan örnekler aranabilir ve sanırım bulunur. Bu yazılanları camia içindekiler gayet net bilmektedir.
Bugün üniversitelerin önemli birimlerinde, klikleşmeler yaşanmaktadır. Öyle birimler vardır ki akademik personelin yarısı diğer yarısına selam vermemektedir. Bunun nedeni, demokrasinin ne olduğunu bilmemektir. Örneklemeye çalışalım. Beş kişinin oy kullandığı bir birimde, başkan seçilir. Başkanlık makamı sembolik olmaktan çok yetkilen-dirmeye dayandığından, işin eninde sonunda varacağı nokta klikleşmek olur. Birim içinde, bırakın akademik çalışmayı, tüm çalışmalar felce uğrar. Bu nedenle, eğer birime başkanlık edecek kişi seçimle gelecekse, seçim, buradaki örneğimizdeki beş kişi ile değil, birimin içinde bulunduğu birimler toplamının öğretim üyelerinin oy kullanımıyla yapılmalıdır. O zaman klikleşmeler giderilebilir.
6- Özerklik: Üniversiteler bağımsız olmalıdır. Bağımlı bir ortamda bilim yapılamaz. Son 20 yıllık uygulamada üniversitelerde bağımsızlığın yetersiz olduğu söylenemez. Ne var ki uygulamada, en azından bir kısım yöneticinin, söz konusu özerkliği, herhangi bir nedenle karşı olduğu kişiyi veya iç kurumları ezmek ya da yandaşlarını kollamak amacıyla kullandığı gözlenmiştir. Bu nedenle üniversite özerkliği, kötüye kullanılmaya imkân vermeyecek biçimde ve hukuk denetimine açık olmak üzere düzenlenmelidir. Bugünkü uygulamada, en üst yönetimin oluşumunda, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devletin değişik kurumlarının ve elbette hükümetin temsilcileri vardır ve var olmaya devam etmelidir. Ancak temsil oranı, özellikle hükümetin temsil oranı, karar çoğunluğunu ele geçirecek
oranda olmamalıdır. Yoksa, üniversite ve bilim, siyasal iktidarın güdümüne girer ve üniversite özerkliğinden söz edilemez, özerklik olmayınca bilim de olmaz.
7- Akademik yükseltmeler: Son yıllarda, YÖK, belki de haklı olarak, doçent olma konusunda minimum koşullar getirdi ve sonuçta uluslararası yayın sayısını yükseltmede başarılı da oldu. Bu uygulamaya kuşkusuz akademik niteliği yükseltmek için başvurmuştu. Ancak uygulama yeni sakıncalar getirdi. Konulan asgari şart, kısa sürede yeterli şart haline geliverdi. Bu sadece bir örnektir. Akademik yükseltmeler, mutlaka bilimsel liyakat esasına göre düzenlenmeli; şeffaf biçimde yapılmalı, kapalı kapılar ardında akraba, dost, fikirdaş kollama-sını önleyecek tedbirler alınmalıdır.
8- Üniversite giriş sınavları, tıp fakültelerine uzmanlık öğrencisi alma sınavları (TUS), bugünkü koşullarda daha iyisi olamayacağı için aynen korunmalıdır.
9- Yardımcı doçentlik kadrosu kapatılmalıdır. Çünkü başlangıçta yeterinde doçent ve profesör atanamayan yeni kurulmuş üniversiteler için getirilen kadrolar, kısa süre sonra, yetkili kişilere veya yetkili kişinin destekledikleri kişilere oy sağlamak amacıyla kullanılır olmuştur ve çoğu kere liyakat aranmamıştır.
Sonuç: Bu yazı sınırları içinde elbette Üniversite Kanunu'nun tamamı ele alınamaz. Amaçlanan, sadece üniversitede 35 yılını doldurmuş, 1960 ve 1980 Anayasası üniversitelerini yaşamış bir öğretim üyesinin gördüğü aksaklıkları bir araya getirip dikkatini çekmektir. Üzerinde durulan konu ve önerilerin, çağdaş yönetim ilkelerinden başka bir şey olmadığı kolayca görülecektir; üniversitelerin ihtiyacı çağdaş yönetimdir.