|
|
Radikal Yorum
Çözüm
çağdaş yönetimde
'Nasıl bir üniversite' sorusunu yanıtlamak için evrensel
değerlere bakılmalı. Hedef, hukuk dışı davranışa geçit vermeyen,
demokrasinin egemen olduğu, adem-i merkeziyetçi bir yapı olmalı
Ülkemizin yıllardır
önde gelen gündemi ve tartışmaları arasında olan üniversiteler
konusunda, Amerika'yı tekrar keşfetmek yerine, evrensel değerlere
başvurmak en uygunu olmalıdır. Bunun yanında, eleştirilen yasanın
aksayan yönlerine dikkati çekmek gerekir.
Yasa kaleme almak uzmanlık işidir, parlamentonun görevidir. Bu
nedenle, konunun teknik yönüne girmeden, sorunları göz önüne
sermek ve çözüm önerileri getirmek gerekir. Bunu yaparken,
mesajları net verebilmek amacıyla, konuyu, madde madde ele almak
uygun olacaktır.
1- Hukuk, olmasa olmaz koşuldur. Bugünkü uygulamanın
genellikle bu koşulu sağladığı düşünülemez. Hiçbir kişiyi veya
kurumu kastetmeden örnekleyelim: Valili-ğe bir dilekçe verseniz ve
yanıt alamasanız, dilekçe hakkınızı nasıl koruyacağınız bellidir.
Üniversite ortamında imza karşılığı dilekçe vermiş olsanız bile,
yanıt alamadığınızda başvurabileceğiniz bir mercii -korkarım ki-
bulamazsınız. Sözgelimi akademik kurul, sadece klikleşme nedeniyle
saçma sapan bir karar aldığında itiraz edecek bir merci
bulamazsınız ya da size 'akademik kurulun üzerinde bir kurum
olmadığı' gibi absürd bir cevap verilir. Her kurulun üzerinde
hukuk ilkeleri bulunduğu unutulur veya görmezden gelinir.
Diyelim, bir öğretim üyesi hakkında soruşturma açılması gerekir.
Rektör, dekan, sorumlu kim ise, bir soruşturmacı belirler. Ne
kadar iyi niyetle belirlerse belirlesin, gönlünden geçen karara
uygun soruşturmacı atadığı şaibesinden kurtulamaz. Öyleyse,
soruşturma görevini yürütecek kişiler ve kriterler önceden
belirlenmiş olmalıdır.
Örnekler yüzlerce sayıya ulaştırılabilir. Bu tür hukuksuzluklar
önlenmelidir.
2- Şeffaflık: Örneklemeyi sürdürelim. Soruşturmacı,
araştırmasını yapar; kararını yönetime rapor eder. Soruşturmanın
onca tarafı olmasına rağmen, rapor açıklanmaz. Bu olmayınca,
yönetimin vereceği karar ne olursa olsun tartışmaya açık hale
gelir. Çağdaş yönetimin şeffaflık ilkesi zedelenir; güvensizlik
ortaya çıkar. Zaten hukuk olması için şeffaflık olmak zorundadır.
Özellikle akademik yükseltmeler ve kadroya atamalar şeffaf
yapılmalıdır.
3- Adem-i merkeziyetçilik: Bugünkü aşırı merkeziyetçi
üniversite yapısı, bir biçimde koltuğu ele geçirenlere olağanüstü
yetkiler vermekte ve bu yetkiler herkesin gözünü kamaştırmaktadır.
İster inanın, ister inanmayın kavganın büyüğü bu nedenden
kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bugünkü YÖK merkeziyetçiliği
mutlaka son bulmalıdır. Yetkiler, demokratik biçimde oluşturulmuş
kurullara devredilmelidir. YÖK veya başkanı, istediği üniversiteye
tüm imkânları yağdırır; istemediğini engeller. Rektör, istediği
fakülteyi ihya eder. Böyle gitmez. Bugün yönetimde bulunan
kişilerin veya kurumların iyi niyetli olması sorunu ortadan
kaldırmaz; sadece bugünü kurtarır. Sorunlar yarın tekrar ortaya
çıkar. Sistem kişilere bağlı olmaktan kurtarılmalıdır.
4- Katılımcılık: En azından bazı yöneticiler, hızlı
işleyişe engel olduğunu düşünerek, karar verme hakkının bir el-de
toplanmasının uygun olduğunu savunur. Elbette yanlıştır. Çünkü,
kararların katılımcılık içinde alınması için, mutlaka üniversite
veya fakültenin tüm öğretim üyelerinin katılımı gerekmez. Belediye
ile ilgili kararları, tüm seçmenler yerine, seçmenlerce seçilmiş
belediye meclisinin alması gibi bir yöntem izlenir. Kararlar, tek
kişi kararının keyfiliğinden kurtarılmış olur.
Seçim sistemi
yanlış
5- Demokrasi: Yöneticiler, rektör, dekan, bölüm başkanları
vb. seçimle gelir. Ancak şimdiki uygulama kısmen seçimle yapılıyor
olsa bile kusurludur. Öncelikle oy çoğunluğu değil, en çok oyu
olma koşulu aranmaktadır. Böyle bir uygulama, yüzde 20 oy alan
kişinin belediye başkanı seçilmesi benzeri yanlışlıklara yol açar.
1980 öncesi, Ege Üniversitesi rektörü seçiminde hiçbir adayın salt
çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle aylarca sonuç alınamadığını
hatırlıyorum.
Benzer durum, aynı dönemde Cumhurbaşkanı seçiminde de yaşanmıştı.
Bu sakınca, Cumhurbaşkanı seçiminde sağlandığı gibi kolayca
çözülebilir. Yeter ki yasa dikkatli kaleme alınsın. Seçim
uygulamasının, yasa hazırlanırken giderilmesi gereken başka
sakıncaları da vardır. Rektör veya dekan, sonraki seçimi
garantilemek için, bilimsel liyakat yerine, vereceği oyu sağlama
aldığı kişilere kadro verebilir. Elbette her yönetici bu kuşkunun
hedefi değildir ama örnekleri vardır. Dekanlık koltuğuna
oturduktan sonra, eğer büyük bir fakülte dekanıysa, bu tür
atamalarla rektörlük koltuğunu hedefleyen, hatta kazanan örnekler
aranabilir ve sanırım bulunur. Bu yazılanları camia içindekiler
gayet net bilmektedir.
Bugün üniversitelerin önemli birimlerinde, klikleşmeler
yaşanmaktadır. Öyle birimler vardır ki akademik personelin yarısı
diğer yarısına selam vermemektedir. Bunun nedeni, demokrasinin ne
olduğunu bilmemektir. Örneklemeye çalışalım. Beş kişinin oy
kullandığı bir birimde, başkan seçilir. Başkanlık makamı sembolik
olmaktan çok yetkilen-dirmeye dayandığından, işin eninde sonunda
varacağı nokta klikleşmek olur. Birim içinde, bırakın akademik
çalışmayı, tüm çalışmalar felce uğrar. Bu nedenle, eğer birime
başkanlık edecek kişi seçimle gelecekse, seçim, buradaki
örneğimizdeki beş kişi ile değil, birimin içinde bulunduğu
birimler toplamının öğretim üyelerinin oy kullanımıyla
yapılmalıdır. O zaman klikleşmeler giderilebilir.
6- Özerklik: Üniversiteler bağımsız olmalıdır. Bağımlı bir
ortamda bilim yapılamaz. Son 20 yıllık uygulamada üniversitelerde
bağımsızlığın yetersiz olduğu söylenemez. Ne var ki uygulamada, en
azından bir kısım yöneticinin, söz konusu özerkliği, herhangi bir
nedenle karşı olduğu kişiyi veya iç kurumları ezmek ya da
yandaşlarını kollamak amacıyla kullandığı gözlenmiştir. Bu nedenle
üniversite özerkliği, kötüye kullanılmaya imkân vermeyecek biçimde
ve hukuk denetimine açık olmak üzere düzenlenmelidir. Bugünkü
uygulamada, en üst yönetimin oluşumunda, başta Cumhurbaşkanı olmak
üzere devletin değişik kurumlarının ve elbette hükümetin
temsilcileri vardır ve var olmaya devam etmelidir. Ancak temsil
oranı, özellikle hükümetin temsil oranı, karar çoğunluğunu ele
geçirecek
oranda olmamalıdır. Yoksa, üniversite ve bilim, siyasal iktidarın
güdümüne girer ve üniversite özerkliğinden söz edilemez, özerklik
olmayınca bilim de olmaz.
7- Akademik yükseltmeler: Son yıllarda, YÖK, belki de haklı
olarak, doçent olma konusunda minimum koşullar getirdi ve sonuçta
uluslararası yayın sayısını yükseltmede başarılı da oldu. Bu
uygulamaya kuşkusuz akademik niteliği yükseltmek için başvurmuştu.
Ancak uygulama yeni sakıncalar getirdi. Konulan asgari şart, kısa
sürede yeterli şart haline geliverdi. Bu sadece bir örnektir.
Akademik yükseltmeler, mutlaka bilimsel liyakat esasına göre
düzenlenmeli; şeffaf biçimde yapılmalı, kapalı kapılar ardında
akraba, dost, fikirdaş kollama-sını önleyecek tedbirler
alınmalıdır.
8- Üniversite giriş sınavları, tıp fakültelerine uzmanlık
öğrencisi alma sınavları (TUS), bugünkü koşullarda daha iyisi
olamayacağı için aynen korunmalıdır.
9- Yardımcı doçentlik kadrosu kapatılmalıdır. Çünkü
başlangıçta yeterinde doçent ve profesör atanamayan yeni kurulmuş
üniversiteler için getirilen kadrolar, kısa süre sonra, yetkili
kişilere veya yetkili kişinin destekledikleri kişilere oy sağlamak
amacıyla kullanılır olmuştur ve çoğu kere liyakat aranmamıştır.
Sonuç: Bu yazı sınırları içinde elbette Üniversite
Kanunu'nun tamamı ele alınamaz. Amaçlanan, sadece üniversitede 35
yılını doldurmuş, 1960 ve 1980 Anayasası üniversitelerini yaşamış
bir öğretim üyesinin gördüğü aksaklıkları bir araya getirip
dikkatini çekmektir. Üzerinde durulan konu ve önerilerin, çağdaş
yönetim ilkelerinden başka bir şey olmadığı kolayca görülecektir;
üniversitelerin ihtiyacı çağdaş yönetimdir. |
|