Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

 

Free, Ekim 2006

PROZAC TOPLUMU OLMAK

Birkaç on yıldır, özellikle Amerikan toplumu, günde bir tablet/draje mültivitamin-mineral almayı alışkanlık haline getirmeye yöneldi. Kolay mı, en ağır işlerde çalışacaksın, saatlerce havasız-güneşsiz ortamlarda bulunacaksın; doğru dürüst beslenmeye zaman ve imkan bulamayacaksın, hazır ve bekletilmiş, katkılı maddelerle besleneceksin. İstemesen de çoğu öğünü fast food ile geçiştireceksin. Bedenin bu tempoya uymak için ek vitamin-mineral almak zorunda kalacak.

Böyle olunca önemli marketler zinciri, birbiri ile rekabet eden, yarışan one a day vitamin-mineral hapları ile dolmaya başladı; bir paket pirinç, iki paket deterjan, 2 armut ve bir kutu one a day. Kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı, 60 yaş altı için ayrı, üstü için ayrı vitamin-mineral kutuları, herkes kendisine uygun olandan günde bir tablet içecek. Böylelikle yorgun, iyi beslenemeyen beden desteklenmiş olacak.

Son on-onbeş yıldır, one a day çılgınlığına bir de prozac eklendi. Aslında prozac adlandırması sembolik. Çoğumuz sabaha nestkafe içerek başlar. Aslında aldığımız instant kafedir, hazır kahve. Suyu ısıtacaksın, bir-iki kaşık granüle edilmiş kahve özünü ekleyeceksin, al sana sabah kahvesi. Nasılsa ünlü marka nestkafe öne geçmiş sabah kahvesinin adı yerine konuvermiş, tuvalet kağıdı yerine selpak, traş bıçağı yerine jilet dendiği gibi.

İşte Prozac’tan kasıt, on kadar benzeri olan, bir nevi beyin serotonin kimyasalı düzenleyicisi antidepresan ilaçlar… Hemen hepsi günde bir tablet/draje içiliyor; beyin serotonin düzeni yeniden kuruluyor veya sağlamlaştırılıyor. Kendinizi iyi, en azından daha iyi hissediyorsunuz. Bazıları –yanlış da olsa- “mutluluk hapı” diyor bu ilaçlara.

Doğru mu? Doğrudur, koskoca Amerikan toplumu, durduk yerde para verip bu ilaçları içer mi? Sadece Amerika değil, hemen tüm gelişmiş –zengin- ülke vatandaşları böyle yapmaya başladı. Başka deyişle böyle yapan kişilerin toplum içindeki oranı giderek artıyor. Bunun için de “prozac toplumu” sözü ortaya çıktı. Burada da prozac’tan kasıt serotonin düzenleyici antidepresanlardan herhangi biri.

Günümüzün yaşama, çalışma, beslenme koşulları nasılsa one a day ile bedensel takviyeyi gerekli duruma getirmişse, aynı koşullar bir tür ruh vitamini almayı da gerekli hale getiriyor demektir, alın size one a day toplumu, arkasından prozac toplumu.

Küreselleşme dünyanın sınırlarını küçülttü; dünyanın herhangi bir köşesindeki med-cezir, her an en azından televizyon ekranı ile gözünüzün önünde. 11 Eylülde Amerikan ikiz kulelerinin toz duman içinde, kıyamet misali yok oluşunu aynı anda siz de izliyorsunuz. Yarın bugünden çok çalışmak zorundasınız yoksa geri kalırsınız, belki işsiz kalırsınız. Ömür boyu yarışma içinde çalışmak, rekabet etmek zor, yıpratıcı. Dünya nüfusu artmış, kaynaklar aynı, belki biraz zor, çok zor ama siz kendi payınızı koparmak için her gün daha çok çalışmak, yarışmak zorundasınız.

Böyle bir dünya, bir o kadar stres demektir; her anlamda zorlanmanız demektir. Beden sağlığınız için egzersiz yapacaksınız, belki yoga yapacaksınız, hekiminizden danışmanlık alacaksınız. Ama yetmez, uzmanından psikolojik danışmanlık alacaksınız, o da yetmezse prozac toplumunun saygın bir üyesi olacaksınız, ya da ilaç kullanacaksınız.

Yanlış mı? Hayır.

Toplum kişiye neler kazandırıyor? Evlilik bunalımına girenler, aldatılanlar, annesi-babası boşanan çocuklar, şiddet görenler, tecavüze uğrayanlar, depresyona girenler, özgüven sorunu yaşayanlar, boşanmış çiftler, kompleksleri olanlar, listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Yaşamak güzel, çok güzel ama bir o kadar da zor ve ruhsal destek aramayı gerekli kılıyor.

Böyle kişiler ruh hastası mıdır ya da bir ruhsal bozuklukları var mıdır? Çoğu kez hayır. Üstelik psikiyatri, ruh hastalığı ya da benzer adlandırmaları kullanmaz bu nedenle, ruhsal bozukluk der geçer. Ruh hekimliği için doğrusu buysa, vatandaş için de doğrusu, bir ruhsal bozukluğun gastrit, mide ülseri, hipertansiyon gibi görülebilmesidir. Ruh ve beden bir bütündür ve bedende birtakım sorunlar çıkabilir, ruhta da. Burada “ruh” derken kastedilen, ölümsüz olduğuna inandığımız ruhumuz değil, “davranış duygu ve düşüncelerimizin tümü”dür.

Ülserli bir insanı, mide ağrısından kıvranmıyorsa fark edemezsiniz; Ruhsal bozukluklar için de durum aynıdır, ruh hekimi olsanız da durum böyledir. Gene ülseriniz varsa tedavi ararsınız, utanılacak, saklanacak bir durum söz konusu değildir, depresyonunuz varsa ya da streslerinizi artık taşıyamaz duruma gelmişseniz gene tedavi aramalısınız, utanılacak, saklanılacak bir durum söz konusu değildir.

İşte size 21. yüzyılın ilk yıllarının acıklı profili.