Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

Cumhuriyet, 2. sayfa

Rektör Seçimleri

Bugünlerde, hemen bütün üniversitelerimizde rektör seçimleri yapılıyor. Ülkemiz aydınları, bu konuda halkımızı aydınlatan, doğal olarak konuya eleştirel yaklaşan yazılar yayımlıyorlar. Tüm üniversitelerimizin bağlı olduğu YÖK mercek altına alınıyor. Aslında bu konuda yazı değil kitaplar yazmak gerekiyor ve yazılıyor.

Demokrasinin olmazsa olmaz kuralları vardır. YÖK Yasası, bu açıdan ele alındığında, yazık ki yeni düzenlemelerle demokratik niteliklere kavuşacak gibi görünmüyor, sil baştan ele alınması gerekiyor. Zaten hatırlatmaya gerek yok, bu yasa demokrasinin rafa kaldırıldığı bir dönemin ürünüdür.

YÖK, yasalaştığı günden bu yana, daha iyiye yönelmek bir yana, antidemokratik niteliği daha belirginleşiyor. Yeni eklemelerle, rektörlerin yetkileri, demokratik çizgiye yönelmesi bir yana, rektörlük yetkileri daha arttırılıyor. Hukuk mantığı açısından, yetkili kişilerin kendi yetkilerini daha da arttırma yetkisi, gene kendilerine verilirse, zaten olacağı budur. Üstelik bu yetkilerin hukuk denetimi sınırlıdır.

Gelelim rektörlük seçimlerine. Adı seçim olmakla birlikte, bu bir aldatmacadır. Yapılan seçim değil, altı aday saptamasından ibarettir. Düşünülürse, böyle bir seçim ortamında, altı aday ya çıkar ya çıkmaz. Çok sayıda aday olması sonucu değiştirmiyor. Seçimlerde açıkça görülüyor ki, birkaç adaydan fazlası, sadece komik oylar alıyor, belli ki bu adaylar, rektörlük yetkilerinin cazibesine dayanamayıp ''ya tutarsa'' örneği aday oluyorlar. Bu durumda, en çok oyu alan altı adaydan herhangi biri rektör atanabilir.

Diyebilirsiniz ki, ilk altı adaydan, en çok oy alanı genellikle rektör atanıyor. Ancak her zaman değil. ''Bütün insanlar eşittir, ancak bazen eşit tutulmayabilir'' hükmünün mantığı, hele hukuk mantığı var mıdır?

Seçimde oy kullanan kişilerin durumu da ayrıca tartışılmalıdır. Oy sahipleri, burada öğretim üyeleri, oy kullanma konusunda her zaman haklı değildir.

Rektör, dekan, hatta kürsü başkanı, bir sabah kalkıp birimde, yardımcı doçent olabilecek birden çok aday varken sadece birine, hiçbir kurulun kararını beklemeden yardımcı doçent kadrosu verme yoluna gidebilir, al sana bir oy. Bunu yaparken üç kişilik jüri raporu gerekmez mi? Gerekir de, biri kendisi olur, kalan iki kişiyi de nasıl olsa bulur; bunlar olurken durumdan kimsenin haberi olmaz. Haberi olsa da sonuç değişmez zaten. Ülkemizde doçent olma, bazen objektif kurallar uygulanmasa bile, sonuçta bilimsel bir sınavda başarılı olmaya bağlıdır.

Ancak bu doçentin böyle bir seçimde, doçent olmasına rağmen oy kullanma yetkisi yoktur. Gene bir sabah, rektör ya da başka bir ''yetkili'' gene hiçbir kurulun kararı olmadan, bir doçenti, doçent kadrosuna atama işlemini başlatabilir; al sana bir oy daha. Atanan adayın yanında, bilimsel yetkinliği çok daha yukarılarda olan adayın, böyle bir haksızlıkta, hukuka başvurma hakkı var mıdır? Ne yazık ki evet demek güç. Dahası, böyle bir yola başvurursanız, yetkililer, eğer isterlerse, bir şekilde, sizi susturabilirler. Bazı durumlarda, işinizden bile olabilirsiniz.

Denilebilir ki rektör, vali atamasında olduğu gibi, atama ile gelemez mi? Bu da tartışılabilir. Ancak valinin yetkileriyle, rektörün yetkilerini karşılaştıramazsınız. Rektör, istediği kişiyi, kimseye sormadan atayabilir, bazı durumlarda istediği kişiyi, bir şekilde işinden edebilir.

Tüm kadrolar rektörün emrine verilmiştir; rektör isterse demokratik davranır, hukuka uyar, istemezse.. Bir rektör adayının ifadesiyle, ''rektörün yetkileri cumhurbaşkanının yetkisinden bile fazladır, adeta Tanrı yetkisine sahiptir.'' Bu sözler, televizyon haberlerinde aynen yayımlanmıştır.

''Adeta sınırsız'' yetkiden bahsederken bu koşulun, oy alabilecek potansiyeli olmasa da, birçok kişiyi, rektör adayı olmaya ittiği ve sonuçta aday enflasyonu ile baş başa kalındığı da hatırlanmalıdır.

Adeta sınırsız yetkinin, rektörlük koltuğunun dayanılmaz cazibesinin diğer olumsuz sonucu da, birçok üniversitede, öğretim üyesinin hatta diğer personelin, rektör seçiminden aylar, hayır hayır yıllar önce rektörlük seçimine kilitlenmesidir. Rektör atamasında kazanılacak koltuk o kadar cezbedicidir ki, bu kilitlenme sonucu tüm üniversitede işler yavaşlar, karmaşıklaşır, üniversite iki-üç kampa bölünür. Kişiler, kendisini gereksiz bir kavga içinde bulur, oy sahibi öğretim üyelerinden hiç olmazsa bir kısmı, ''aman şu adayın ya da öbür adayın yanında görünmeyeyim'' düşüncesiyle yemekhaneye bile gidemez.

Psikoloji ve psikiyatrinin söylediğine göre, insanoğlu doğuştan zaaflıdır. Pek çok insanın zaafa düşebileceği bir sınır vardır. Şeytanın görevi de insanı bir noktada zaafa düşürmek ve günah işlemesini sağlamak değil midir? Görevini, hukuk sorumluluğu içinde yürüten rektörlerimiz tabii ki vardır. Açıkça baştan çıkarıcı yetkilerle donanmışken adil bir biçimde davranan rektörlerimiz olduğu gibi, fırsat bulmuşken rektörlük görevi yanında, ilgisi olmadığı bir kürsünün başkanlığını, artı ilgisi olmayan bir fakültenin dekanlığını, artı hiç ilgisi olmayan bir yüksek okulun müdürlüğünü aynı anda yıllarca yürüten rektör de vardır. Bu durumu hatırlattığınızda da yetkilerini kullandığını söyler. Rektörlük yanında, birkaç görevi yürütmesine engel bir yasa olmadığını iddia eder.

Hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi? Rektörlük gibi çok önemli bir makam, rektör olan kişinin iyi niyetine ve oturduğu koltuğun ve yetkilerin baştan çıkarıcılığına direnme gücüne bırakılabilir mi?

İki ay kadar önce, üniversite TBMM Araştırma Komisyonu'na çağrılmıştım. Komisyon, ''rektör hakkında bir roman yazmışsın'' sözleriyle başlayarak birçok konuda görüşlerimi aldı. Sonunda sözlerimi nasıl bağlayacağım soruldu; şu yanıtı verdim: ''Rektör, romanımın içinde sadece bir figürandır. Esas kahraman YÖK'tür. YÖK Yasası değişmeli, demokratik bir duruma getirilmelidir.''