|
|
SUSKUN TÜRKÜLER ZAMANI
Oniki Mart 1971
fırtınasını, türkülerin sustuğu yılları yaşamış kuşağın romanı. Yirmiyedi Mayıs Devrimi’nin özgürlük dolu havasını solumuş, yaşamlarını ülkelerini ve dünyayı kurtarmaya adamış, ne ki çocuk yaşta ve gençliklerinde idamlarını da yaşamış Cumhuriyetçi, yurtsever, toplumcu, aydınlanmacı, özgeci niteliklere sahip 68 kuşağının, 12 Mart öncesi ve sonrasındaki fırtınalı, kıyım dolu yaşamlarının romanı. Deneyimli psikiyatri uzmanı, olayların tanığı, dikkatli bir gözlemcisi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, kurgu ile gerçeğin harmanlandığı romanında, dönemin isyanını ve ardından gelen ağıtını canlı bir biçimde göz önüne seriyor; ruhsal analizini sunuyor. Bir dönemin psikolojik tahlili, bir kuşağın birbirlerine, ülkeye, tarihe/tarihselliğe bağlanışlarının içtenlikli bir anlatımı; tarihi bir roman, siyasi bir roman, psikolojik bir roman, bizim romanımız. Sınıf, zümre farkları ve tabii ki aşk, sevgi, dostluklar ve dönemin kavgaları incelikli bir polisiye kurgu içinde anlatılıyor.
Hakkında yazılanlar:
Suskun Türküler Zamanı Cumhuriyet Kitap, 19. 7. 2007, S. 24 Yusuf ALPER Daha önce deneme, siyasal- sosyal tartışma yazılarını içeren birçok kitabı bulunan, psikiyatr, akademisyen Ahmet Çelikkol'un 2005 İnkılâp Roman Ödülleri'nde "Dikkate Değer" bulunarak dikkat çekilen ilk romanı "Suskun Türküler Zamanı"* yayımlandı.Çelikkol'un bu romanı bir ilk roman olmanın ötesinde ve çok iyi bir çıkış. Bunda yazarın uzun yıllardır, şiir de dahil birçok alanda yazmasının etkisi olabilir. Ancak ne olursa olsun yine de bir ilk romanda görmeyi beklediğimiz acemiliklerin hemen hiç olmaması şaşırtıcı. Sanki büyülü bir el romana dokunmuş ve böylesine eksiksiz bir kurguyla karşımıza çıkmış. Tabii metin içinde çok küçük de olsa harf hataları, birkaç anlatım yanlışı var. Sevgili Fethi Naci okusa onları mutlaka fark eder, dile getirirdi. Ancak sanırım romanı beğendiğini de yazardı. Bunlar dikkatten kaçan küçük hatalar. 68 KUŞAĞININ AĞIDI Roman, genel olarak 68 Kuşağının bir ağıtı denebilir. Yazar, dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri yaşanan siyasi olayları gidiş- gelişlerle içeren romanda bütün bir siyasal tarihimizi anlatırken merkeze, yürek yakan, naif ve trajik bir sevda öyküsünü oturtmuş. Çelikkol'un psikiyatr oluşundan kaynaklanan kahramanların psikolojilerini derinliğine verebilme becerisi belirgin. Ama bazen ruhsal terimleri kullanan karakterin psikoloji bilgisinin abartılmış olduğu düşünülebiliyor. Tabii ki tümüyle gerçeğin dışına düşmüyor, psikoloji bilmek sadece meslekten kişilerin tekelinde değil. Mimar Mazhar da, başkaları da okuyarak Freud düşüncesiyle ilgili bilgi ve yorum sahibi olabilirler.Ancak romanın temel karakterlerinden sevgili-eş Hediye'nin ailesine ilişkin betimlemeler Çelikkol'un bu halkı ne kadar iyi bildiğini, tanıdığını, tam anlamıyla gerçeği yansıttığını gösteriyor. Çelikkol, dağ başındaki bir köylü teyzenin de, kasabalı amcanın da, kentli okuyan, paşa torunu bir asilzadenin de ruhsal yapısını çok iyi bir biçimde verebilmiş. Tabii 60'lı yılların solcu öğrenci gençliğinin, yoksul, sınıfsal, naif ve romantik anlayışını da çok güzel betimlemiş. Hiçbir şey yama gibi durmuyor. Bu da onun bütün olarak Türkiye insanını ve ondan giderek evrensel insanı ne kadar yetkinlikle tanıdığını gösteriyor. 12 MART FIRTINASI Kitap kapağında bulunan metnin kitabı çok iyi betimlediğini söyleyebilirim. Şöyle deniyor: "On iki Mart 1971 fırtınasını, türkülerin sustuğu yılları yaşamış kuşağın romanı.Yirmi yedi Mayıs Devrimi'nin özgürlük dolu havasını solumuş, yaşamlarını, ülkelerini ve dünyayı kurtarmaya adamış, ne ki çocuk yaşta ve gençliklerinde idamlarını da yaşamış Cumhuriyetçi, yurtsever, toplumcu, aydınlanmacı, özgeci niteliklere sahip 68 kuşağının, 12 Mart öncesi ve sonrasındaki fırtınalı, kıyım dolu yaşamlarının romanı. Deneyimli psikiyatr, olayların tanığı, dikkatli bir gözlemcisi... Ahmet Çelikkol, kurgu ile gerçeğin harmanlandığı romanında, dönemin isyanını ve ardından gelen ağıdını canlı bir biçimde göz önüne seriyor; ruhsal analizini sunuyor."Bir dönemin psikolojik tahlili, bir kuşağın birbirlerine, ülkeye, tarihe/tarihselliğe bağlanışlarının içtenlikli bir anlatımı; tarihi bir roman, siyasi bir roman, psikolojik bir roman, bizim romanımız. Sınıf, zümre farkları ve tabii ki aşk, sevgi, dostluklar ve dönemin kavgaları incelikli bir polisiye kurgu içinde anlatılıyor."Roman, üniversite asistanı genç bir adamın bir psikiyatra giderek sorunlarını, anılarını bırakıp daha sonra da mektuplar göndermesi ve 5 yıl sonra tekrar başvurması ekseninde gelişiyor. Her yazın yapıtında otobiyografik özellikler olabilir. Freud yazarın kendisini romandaki karakterlere dağıtabildiğini belirtmektedir. Olası ki Çelikkol da, otobiyografik olanı bir yandan 68 kuşağı genç üniversite asistanı olarak Mazhar'a, öte yandan bir psikiyatr olarak Yaşar'a dağıtmış olmalı. Tabii ki bunun çok önemi yok. Ancak bu özellikler onun bir bakıma hata yapmasını engelliyor. Yaşadıklarının içinden yazmak gerçeği ıskalamasına engel oluyor gibi görünüyor. Psikiyatr Yaşar'ın meslek etiği açısından zaman zaman zorlandığı, bazı konuları eşine anlattığı görülüyor. Danışanla ilgili bazı bilgileri etik açıdan paylaşma vb. konuları tartışıyor. Bütün bunları aslında bir supervizor (denetleyici meslektaş) aracılığıyla ya da bir başka meslektaşıyla paylaşması beklenir ancak olayların acısıyla psikiyatr kimliğinden koparak danışanına sempati duyuyor ve bocalama içinde yanlış yapıyor. SİYASİ EYLEMLERİN ELEŞTİRİSİ Çelikkol'un Mazhar üzerinden dönemin siyasal eylemlerine getirdiği eleştiri de büyük ölçüde gerçekçi ve saygılı. Dönemin iktidarının tutumu ve sözlerinden alıntılarla nasıl bir cadı kazanının kaynatıldığı bütün boyutlarıyla ortaya konmuş. Bugünün gençliğinin böylesine gerçeğin fotoğrafını çeken, insanı psikososyal boyutlarıyla yetkin bir biçimde anlatan romanlara gereksinimi olduğunu düşünüyorum. Bu roman günümüz gençliğinin alfabesi olmalıdır. Geri dönüşlerle 1950'li yıllar, 6-7 Eylül olayları, hatta Çanakkale Savaşı'na kadar gidip gelen bir tarihsellik içinde, bütün tarihimiz gözler önüne serilmiş. Politize olarak kolluk kuvvetlerinin gençlere davranışlarının nasıl değiştiği de nesnel, yansız bir biçimde anlatılmış.Çelikkol, 68 kuşağının içinden, onların gözüyle olaylara bakmış ancak nesnelliğini koruyabilmiştir. Roman 12 Eylül öncesinin terör ortamını, katliamlarını da küçük ayrıntılar olarak vermiş. Sanırım Çelikkol'un amacı ağırlıklı olarak 12 Mart dönemini anlatmaktı. Ama roman, 27 Mayıs'ı da doğal olarak kapsıyor. 12 Eylül öncesine de giriyor. Bundan sonraki romanının 12 Eylül ve sonrasını içerebileceği öngörüsünde bulunabiliriz. Ahmet Çelikkol böyle bir ilk romandan sonra, bunu aşan yeni romanlar yazarsa Türk romanı önemli bir yazar kazanacaktır. * İlya Yayıncılık, İzmir, 2007, 256 s. |
|