Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

SOKAKTA ÇALIŞAN VE/VEYA YAŞAYAN ÇOCUKLARIN PSİKOSOSYAL ÖZELLİKLERİ

 

Stres, tıpta kullanılan anlamıyla “basınç, yüklenme, gerilim, zorlanma” anlamına gelmektedir ve varlığımız için dışardan gelen bir tehdittir. Canlı organizma, bu tehdidi önlemeye çalışır, stresten kaçar, bunu başaramazsa savaşır. Ancak stres güçlü ve süresi uzunsa savaşma gücü azalır ve sonuçta organizmanın ruhsal ve/veya bedensel dengesi bozulur.

Şekil 1: Yerkes Yerkes - Dodson Yasası’na göre (Benson, Stuart (1993),

 

Yerkes - Dodson Yasası’na göre (Benson, Stuart (1993), stres canlı organizma için bir oranda gereklidir ve canlıyı ayakta tutar. Teorik olarak sıfır stres durumunda organizma uykuya dalar. Stres arttıkça uyanıklık durumuna geçer. Organizma için makul olan stres durumunda kişinin performansı en iyi duruma gelir. Doğanın birçok alanında olduğu gibi stres-performans ilişkisi bir çan eğrisi çizer. Stresin daha da artmasıyla durum tersine döner ve kişide sıkıntı, gerginlik ortaya çıkar. Stres daha da artar ve kişinin dayanma gücünü aşarsa, disorganisation (düzensizlik, karışıklık, dezorganizasyon)  ortaya çıkar ve kişi için yıkıcı bir durumdur.

 

Hemen her canlıda olduğu gibi, sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuklar da stres altındadırlar ve Yerkes-Dodson Yasası’na tabidirler. Açıkça söylemek gerekirse, biyolojik, psikolojik ve sosyal stresle kuşatılmış durumdadırlar. Anılan üç grup stres dışında, sokakta çalışmanın getirdiği iş stresi de büyük önem taşır.

 

BİYOLOJİK STRES’ler, barınma, ısınma, beslenme, bedensel hastalıklar, hijyen gibi olumsuz ve yetersiz yaşam koşullarının ortaya çıkardığı zorlanmalardır.

 

PSİKOLOJİK ZORLANMA, sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuğun sevme – sevilme ve paylaşma duygularını yaşayamama sonucu ortaya çıkan duygusal açlık, gelecek kaygısı ve içinde yaşadığı tüm yaşam zorlukları sonucu ister istemez kendisini başkalarıyla kıyaslama sonucu ortaya çıkan streslerdir.

 

TOPLUMSAL ZORLANMA, aile ve toplumsal yaşamı son derece sınırlı olan sokaktaki çocuğun reddedilme, değersiz görülme, yoksulluk, yoksunluk, çocuk İstismarı (ailesi ve toplumca) ve benzeri streslerdir.

 

ÇALIŞMA STRESİ, sokakta çalışmanın ortaya çıkardığı gerilimlerdir. Gerçekte, çalışma koşullarının ortaya çıkardığı ruhsal zorlanmalar ve sorunlar ‘İş Psikiyatrisi’nin konusudur (Çelikkol, 2001). İş Psikiyatrisi, kurallı, yasa ve yönetmeliklerle denetlenen koşullardaki erişkin kişinin çalışma koşullarını değerlendirir ve çalışma ortamından ve koşullarından kaynaklanan stresleri ve sonuçlarını ele alır. Sokakta çalışan çocuğun durumu ise yasa ve yönetmeliklerle denetlenmez. Dahası, çocukluk veya ergenlik yaşındaki çocuğun strese dayanma ve stresle baş etme gücü, erişkin çalışan ile kıyaslanamaz.

 

Sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuklarda her alandaki stresin olağanüstü yoğun biçimde yaşandığı kolayca görülebilir.

 

Stresin kişiyi nasıl etkilediği, strese maruz kalma durumunda bedensel, hormonal değişmeler iyi bilinmektedir. Stres ile beyindeki amigdala etkinliği artmaktadır. Sonuçta, temel tehdit devresi, ardından reaktif agresyon riski ve sonunda Anksiyete bozuklukları ve depresyon riski ortaya çıkar. Düşük sosyoekonomik düzey, kişiyi daha çok çevresel stresöre maruz kılar; bu da kişinin reaktif saldırganlık (agresyon) riskini artırır.

 

Sokaktaki çocuk, toplum tarafından reddedilmiştir, dışlanmıştır. Değersiz görülmektedir. Yoksulluk çekmektedir. Bunların sonucu yaşamı için gerekli olan eğlence, dinlenme, konfordan yoksundur. Dahası gerek ailesi gerek büyük toplum tarafından istismar edilebilmektedir. Örneklemek gerekirse, ailesi tarafından çalıştırılma ve kazancının elinden alınması, kötü davranış, dövme vb. fiziksel istismardır. Özellikle sokaktaki kız çocukları cinsel istismara da maruz kalabilmektedir bu nedenle sokaktaki kız çocuklarının erkek kıyafetiyle dolaştıkları gözlenmektedir.

 

Zaman zaman, ünlü iş ve siyaset adamlarımız, çocukluklarında simit sattıklarını söylemektedir. Eğer böyleyse, bu durumları istisnai bir durumdur; belki de bir kuşak öncesi için mümkün olabilmiştir veya gerçeği yansıtmamaktadır. Simit satıcılığından büyük iş veya devlet adamlığına ulaşma bugün için sadece bir mittir daha doğrudan deyişle kandırmacadır.

Mitleri bir tarafa bırakırsak, yaşam zorlukları, kişide basamak basamak, giderek belirginleşen ruhsal belirtiler ve sonuçta ruhsal bozukluklara yol açmaktadır:

 

Stres altındaki kişide, ilk önce ılımlı sübjektif belirtiler kendini gösterir. Anksiyete (bunaltı, gerginlik), depresyon, konsantrasyon azalması, kolay ve çok öfkelenme ilk basamakta ortaya çıkan ılımlı sübjektif ruhsal belirtilerdir.

 

İkinci basamakta ılımlı davranışsal belirtiler, doğrudan deyişle davranış bozukluklatı ortaya çıkar: Aileden uzaklaşma, ailede uyuşmazlık, sosyal aktivitede azalma, risk alma bu belirtiler arasında yer alır. Stres artık kişinin davranışlarını etkileme başlamıştır. Özellikle risk alma davranışı, kişiyi kendisi ve çevresi için tehlikeli olabilecek davranışlara yönlendirecektir.

 

Üçüncü basamakta klinik psikiyatrik bozuklukla kendini göstermeye başlar. Uyum bozuklukları, Affektif (duygulanım) bozukluklar, Anksiyete bozuklukları, Somatoform (bedensel yakınma ağırlıklı ruhsal) bozukluklar ve psikofizyolojik bozukluklar, madde kullanım bozuklukları ortaya çıkacak ruhsal bozuklukların başlıcalarıdır.

 

Öner, Buğdaycı, Şaşmaz, Kurt ve Toros (2004), Mersin Çıraklık Eğitim Merkezine devam eden 1152 çırak ergenin kişisel, ailesel ve çalışma yaşamı özelliklerini saptamışlar ve ‘Çocuklar İçin Beck Depresyon Ölçeği’ uygulamışlardır. Risk faktörlerinin belirlenmesinde Binary Lojistik Regresyon analizi kullanmışlar ve yaş ortalaması 17.3 olan çocukların depresyon sıklığını kızlarda %26.6, erkeklerde %17.0 olduğunu saptamışlardır. Araştırmacıların bulgularına göre, depresyon riski; intihar girişim öyküsü olanlarda, aile içinde ve işyerinde fiziksel istismara maruz kalanlarda, sigara içenlerde, uçucu veya diğer maddeleri denemiş olanlarda daha yüksektir. Sonuç olarak çıraklarda, ailedeki ve işyerindeki olumsuzluklar, depresyon riskini artırmaktadır

 

Yazarların diğer bulguları da önemlidir. Çırakların 87’sinde (%7.6) işyerinde fiziksel istismara maruz kalma öyküsü saptanmıştır. İşyerinde fiziksel istismar öyküsü olanlarda depresyonun daha çok görüldüğü belirlenmiştir (p=0.000). Çırakların 215’i (%18.7) işyerinde duygusal istismara (küfür ve alay) maruz kaldığını belirtmiştir. Duygusal istismara maruz kalanların 61’inde (%28.4), duygusal istismara maruz kalmayanların 184’ünde (%17.3) depresyon saptanmıştır. İşyerinde duygusal istismara maruz kalma öyküsü ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır (p=0.000).

 

Yazarlar, erken başlangıçlı depresif bozuklukların, erişkin başlangıçlı depresif bozukluklardan daha kötü gidişe sahip olduğu vurgulamışlar, kimlik edinme çabaları, yaşadığı biyolojik, sosyal ve psikolojik değişimlerin, ergeni, çevresel streslere daha duyarlı hale getirdiğini ifade etmişlerdir.

 

Sigara içme öyküsü bildiren çırak sayısı 527’dir (%45.7). Sigara içme öyküsü olanların 129’unda (%24.5), sigara içme öyküsü olmayanların 85’inde (%13.6) depresyon saptanmıştır (p=0.000). Çırakların 453’ünde (%39.3) alkol içme öyküsü saptanmıştır. Alkol içme öyküsü olanlarda depresyon daha fazla bulunmuştur. (p=0.000). Uyuşturucu veya uçucu madde denemiş olanlarda depresyon sıklığı daha fazladır ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.000).

 

Yazarlar bu bulgulara dayanarak, kesin çözümün; hükümetler, işveren, meslek kuruluşları ve ailelerin işbirliği ile 0-18 yaş arasında işçiliğinin ortadan kaldırılması olduğunu öne sürmüşlerdir.

 

Yasa ve yönetmelikler içinde, devlet ve aile denetimi altında yürütülen çırak ergenler için durum böyleyse, her türlü yasa dışılığın, denetimsizliğin, en olumsuz fizik koşullarda çalışmanın ve kötüye kullanılmanın ortaya çıkardığı olumsuz tablo kolayca tahmin edilebilir.

 

Sütoluk,, Nazlıcan, Azizoğlui Akbaba (2005), Yüreğir Çıraklık Eğitim Merkezi öğrencileri üzerinde yaptıkları araştırmada, yaş ortalamaları 18.4 olan çıraklarda ‘Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği’ kullanarak yaptıkları benzer çalışmada çıraklarda depresyon sıklığının %35.0 (145 çırakta) olduğunu saptamışlardır.

 

Yazarlar saptadıkları yüksek depresyon oranını, çırakların çalışma ortamlarından kaynaklanan streslere (uzun çalışma süreleri, şiddete maruz kalma) bağlanmışlardır.

Yazarlar, depresyonun derin üzüntülü bir duygudurumu içinde, değersizlik, yetersizlik, küçüklük duygu ve düşünceleriyle birlikte düşünme, konuşma ve hareketler gibi fizyolojik işlevlerde yavaşlama ile seyreden bir sendrom olduğunu belirterek, her yaşta görülebildiğini vurgulamışlardır.

 

Sonuç olarak, çocuk işçiliği günümüz dünyasında önemli bir sorun olup, milyonlarca çocuk; fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren ve ulusal yasalara, uluslar arası standartlara uygun olmayan koşullarda çalışmaktadır.

 

Yazarlar ayrıca Türkiye’de madde bağımlılığının giderek yaygınlaştığı ve sorunun önümüzdeki yıllarda büyüyebileceğini kaydetmişler, madde kullanıcılarında yapılan bir çalışmada, katılanların yarıdan fazlasının çocukluk döneminde fiziksel ve sözel istismara uğradığını bildirildiğini, kullanıcıların %66.7’si en önemli madde kullanım nedeninin; sıkıntı ve acılardan uzaklaşmak olduğunu belirtmişlerdir.

 

Anılan iki çalışmanın, çıraklık eğitim okullarında yapıldığı dikkate alınmalıdır. Sorunu, denetimsiz koşullarda, sokakta, yasadışı, kural dışı çalışan, önemli bölümü sokakta barınan daha küçük yaştaki çocuklara projekte edilirse, sorunun kat kat büyüyeceği kolaylıkla tahmin edilebilir.

 

Klinik belirtiler yanında, aileden uzaklaşma, riskli davranışlara yönelme, madde kullanımı, kolay ve çok öfkelenme, sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocukları suça itmektedir.

 

Davranım Bozukluğunda, başkalarının temel haklarına saldırılır ya da yaşa uygun toplumsal değerler ya da kurallar hiçe sayılır. İnsanlara ve hayvanlara karşı saldırganlık, eşyalara zarar verme, dolandırıcılık veya hırsızlık, kuralları ciddi bir biçimde bozma (ihlal etme) başlıca belirtileridir. empati yapamazlar, saldırgan tepkiler verirler, haklı ve mantıklı olduklarına inanırlar, katı, arsız,.pişmanlık göstermezler, arkadaşlarını ele verebilirler veya suçu başkalarına atabilirler.

 

Düşük Sosyoekonomik düzey, antisosyal davranış riski ortaya çıkarır. Antisosyal yaşantı, madde kullanımı ile ilişkilidir. Psikopati eğilimi olan çocuklar antisosyal stratejilerin kullanıldığı bir ortamda büyürse, sonuç elde etmek için bu stratejileri kullanabilir. Düşük sosyo-ekonomik düzeyin antisosyal davranış sıklığı ile ilişkisi göz önüne alındığında çocuğun alternatif yolu kalmayacaktır

 

Erken çocuklukta strese maruz kalma CRF düzeylerini artırarak serotonin 1A reseptörlerini kalıcı olarak değiştirir. Bu reseptörlerin reaktif agresyonun düzenlenmesinde rol oynadığı bilinmektedir (Eker, 2006).

 

Ergenlikle sınırlı antisosyal davranış denilen bir durum da söz konusudur. Bu durum iki şekilde açıklanabilir. Birincisi Terry Moffit'in önerdiği maturity gap denilen olgunlaşma boşluğu olarak tanımlanan durumdur: Ergenler biyolojik olarak erişkinlere yakın kapasitede oldukları halde erişkinlerin sahip olduğu hakları kullanamazlar (ekonomik ve cinsel özgürlük). Akran grupları içinde var olan psikopat eğilimi olan kişiler ise zor kullanarak bunlara sahip olabilmektedir. Ergen de bu kişi ile özdeşim kurarak veya o kişiyi model alarak şiddete başvurabilir. Olağan yaşamda, olgunlaşma ile birlikte ergenler çalışacak yaşa gelirler ve kendi yaşamları hakkında karar verebildikçe biyolojik gereksinimleri de şiddete başvurmadan, sosyal olarak kabul görecek şekilde karşılayabilecek olanaklara erişirler. Şiddet davranışı da bununla birlikte sona erer (Eker, 2006). Sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuklarda ise bu olağan çözüm ortaya çıkamaz; şiddet devam eder.

 

Suç eğilimi, saldırganlık, gasp, çalma gibi bireysel ya da suç çeteleri kurma, suç örgütlerine hatta terör örgütlerine katılma biçiminde toplumsal nitelikte olmaktadır.

 

Belirtilen yaşam koşulları, sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocukların psikososyal özelliklerini belirlemektedir:

 

Psiko-sosyal Özellikler

    Ruhsal

Çaresizlik

Güvensizlik

Stresle baş edememe

Uyumsuzluk

Ruhsal Belirtiler

Madde bağımlılığı

Ruhsal Bozukluk

Toplumsal

Eğitimsizlik

Mensubiyet duygusu eksikliği

Mağdurluk psikolojisi

Dışlanmışlık psikolojisi

Topluma öfke, kin

Değer yargılarını dışlama

Şiddet eğilimi

Suistimale açık olma

 

Belirtilen psiko-sosyal özelliklere sahip sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuklarımız, ruh sağlığı açısından sağlıksız, toplumsal açıdan sorunlu birey olmaya yönelmektedir. Ağır bireysel durumlar, ağır toplumsal sorunlara yol açmaktadır.

 

Sorunun ana kaynağı olarak görülen nedenler olarak, nüfus artışı, nüfus yapısı, iç ve dış göçler, gecekondulaşma, düzensiz kentleşme, işsizlik, aile yapısı, eğitim olanaksızlıkları gibi nedenler olarak görünse de, bu nedenlerin tümünün hızlı, özellikle dengesiz nüfus artışına bağlı olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

 

Özellikle eğitimsiz ve yoksul kesimler, bazen iki haneli sayıya ulaşacak kadar çok sayıda çocuğu sahip olmakta, bu çocuklara bakamamakta, bazen bu çocukların sokakta çalışıp kazandıklarını eve getirmesini istemektedir. Ailenin barınma ortamı sokakta çalışan çocuğun temelli sokakta kalmasına yol açabilmektedir (Şekil 5). 

 

Sonuç

Bu sonuçlar dikkate alındığında, sorunun bireysel ve toplumsal önemi ve boyutu açıkça görülmekte, acilen çare aranması gereğini ortaya koymaktadır.

 

Bütün bu nedenlerle sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocuklar sorununa çare aranacaksa, öncelikle çok çocuk yapma konusunda teşvik yerine caydırıcı önlemlere başvurulmalıdır.

 

Konunun sokakta çalışan ve/veya yaşayan çocukların ruh sağlığı sorunu, davranış bozukluğu olarak görmek ve sunmak doğru olmakla birlikte, temel nedeni göz ardı etmemek gerekir. Ülkemizde son yıllarda nüfus artış hızı %1.6’ya inmekle birlikte hala yüksektir. Daha önemlisi, en çok çocuğa sahip aileler, toplumun en yoksul ve yoksun ve daha çok feodal nitelikleri ağır basan kesiminden gelmektedir. Asıl üzerinde durulması ve çare aranması gereken nokta burasıdır.

 

Kaynakç

1.      Benson H, Stuart EM (1993). The Wellness Book, The comprehensive guide to maintaining health and treating stres-related illness, Firerside, New York.

  1. Çelikkol A (2001). Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı, Alfa Yayınları, İstanbul.

3.      Çelikkol A (2006). Stres. Psikiyatriden Hayata, Beyazhat Yayıncılık, İstanbul.

4.      Eker Ç (2006), Psikopatlık, Ahlaki Kognisyonu Anlamak, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı.

  1. Öner S, Buğdaycı R, Şaşmaz T, Kurt Ö, Toros F (2004).  Mersin Çıraklık Eğitim Merkezi Öğrencilerinde Depresyon Sıklığı ve Etkileyen Faktörler, Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, 2004( 4,5,6), 36-42.

  2. Sütoluk, Nazlıcan, Azizoğlui Akbaba (2005). Yüreğir Çıraklık Eğitim Merkezi Öğrencilerinde Depresyon Sıklığı ve Nedenleri, Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi,2005(7,8,9), 23-26.