Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

Cumhuriyet 2. Sayfa

Sorun Sadece Rektör Seçiminde mi?

Ortaya çıkışından bu yana tartışılan YÖK Yasası, son olarak Dokuz Eylül Üniversitesi rektör seçimiyle gündeme geldi. Umalım ki bu gelişimin, ülkemizin ve tabii YÖK'ün demokratikleşmesine katkısı olsun. Tartışmalar daha çok rektör seçimine odaklandığı için, önemli birçok konunun gözden kaçtığı görülüyor.

Öyle bir hava oluştu ki, YÖK, biraz demokratik davransa ve en çok oy alan üç adayı cumhurbaşkanının onayına sunsa sorun kalmayacak. Bu konuya birçok yönden itiraz edilmelidir:

1) En çok oy alan aday, seçmenin iradesini temsil etmeyebilir. Öyle örnekler vardır ki en yüksek oyu alan aday, en çok oy alan 2 adayın katılımıyla yapılacak ikinci tur seçimde, ikinci sıraya düşebilir. Aynen belediye seçimlerinde olduğu gibi. Neden, seçmenin gerçek iradesini yansıtacak iki dereceli seçim yapılmaz?

2) Bu da yapıldı diyelim. Rektörün olağanüstü yetkileri olduğu sürece, tartışmalar devam edecektir. Çünkü demokrasi, sadece en çok oy almış kişinin rektör atanmasıyla bitmiyor.

3) Üniversite sadece rektörden oluşmuyor. Bunun yanında dekan, bölüm ve anabilim dalı başkanı seçimleri var. Şimdiki durumda, dekan, rektörün önerdiği üç aday arasından YÖK tarafından seçiliyor; diğer deyişle antidemokratik piramit, ve keskin hiyerarşi gene devam ediyor.

Gerçi bazı değerli rektörler, bu atama haklarını kullanmayıp seçime başvuruyor, fakat bu konunun da kurala bağlı yani yasa gereği yapılması gerekir. Ve tabii, en çok oy alan adayın değil, gerekirse ikinci tur seçime başvurularak çoğunluk oyu alan adayın dekan atanması gerekir. Son tartışmalarda, YÖK yanlılarının ana savunma dayanağı, yöneticinin, yönetilenler tarafından seçilmesinin sakıncalarıydı. Aslında bu savunma, bir mantık oyunu ya da saptırma gibi görünüyor. Yukarıda değinildiği gibi, YÖK'ün tek kusuru rektör seçimi değildir; üniversiteler, YÖK'le birlikte yanlış bir yönetim yapılanması içine girmiştir. 12 Eylül 1980 öncesine gidersek, o zamanki adı ''kürsü'' olan ''anabilim dalı'' başkanı seçimi, fakültenin tüm öğretim üyelerinin oy kullandığı fakülte kurulunda yapılırdı. YÖK sonrası, bir süre, anabilim dalı başkanı atama ile getirildi. Bu arada trajikomik olaylar da yaşanmadı değil. Bazı rektör ya da rektör yardımcıları, kendi kendilerini dekan ve/veya anabilim Başkanı olarak da atadılar.

Anabilim dalı başkanının fakülte kurulunca seçilmesi, seçilen-seçen arasında gelişebilecek sakıncaları önlüyordu. Ancak YÖK Yasası, bu kuralı bozdu. Anabilim dalı başkanı, sadece o anabilim dalının öğretim üyelerince seçilmeye başlandı.

1) Diyelim, anabilim dalındaki dört öğretim üyesi, başkanını seçiyor. Diyelim, iki aday var ve sonuçta biri seçiliyor. Bu durumda her tek oy seçimi belirleyebilmektedir. Bir kişinin oyunu değiştirmesi, başkanın durumunu zorlaştıracaktır. Bunun sonu, anabilim dalının bölünmesidir ve bu tür olaylar sıkça yaşanmaktadır.

Aslına bakılırsa, yöneticinin, yönetilecek kişiler tarafından seçiminin sakıncaları işte burada, dar çerçeveli anabilim dalı başkanlıklarında ortaya çıkmaktadır; rektör seçiminde değil. Bu bakımdan, rektörlük seçimini bu yönden sakıncalı bulanlar, önce anabilim dalı başkanı seçimine eğilmelidir.

2) Seçim öncesi, kürsü içinde olağanüstü tavizler verilmekte ve bunun sonucu, olağan durumlarda yapılmaması gereken uygulamalar yapılmaktadır.

3) Nasılsa anabilim dalı başkanı seçilen kişi, koltuğunu koruyabilmek, daha doğrusu ''kürsüsünü'' istediği biçimde yönetebilmek için kendine ek destekler sağlamak zorunluluğunu hissedecektir. Bunun en kolay yolu, yeni ''oy'' lar bulmaktır.

Bu da genellikle, yardımcı doçent ataması ile yapılır. Yardımcı doçent olmak için doktora (tıpta uzmanlık) almış olmak yeterlidir; zaman sınırlaması da yoktur. Bunları söylerken, yardımcı doçentlerin büyük çoğunluğunun, bileklerinin hakkıyla bu unvanı elde ettikleri belirtilmelidir. Fakat bazı örneklerde, yardımcı doçent atamalarının sadece oy kaygısıyla yapıldığı da gerçektir; bu durum, bir tür ''devşirme oy'' icadıdır.

4) ''Devşirme oy'' icadı, dekan ya da rektör tarafından da uygulamaya konulabilir. Örneklemek gerekirse: bir anabilim dalında 7 öğretim üyesi vardı. Dekan bu kadrodan memnun değildi. O kürsüye 7 yardımcı doçent atadı. Bunun için kürsünün görüşünü almadı. Yeni yardımcı doçentler, kürsü yönetimini değiştirmek için seçilmiş kişilerdi. Atamalar tamamlandı, yeni bir başkan adayı çıktı ve seçimi kazandı.

Sonra kürsü bölündü. Kürsünün eski uzmanları, kendilerinin yardımcı doçent yolunun kapandığını düşünmeye başladılar; çünkü bu kadrolar da doldurulmuştu. Eski kürsü yönetimi, antidemokratik bir darbeyle devrilmişti.

Bütünde demokrasi olmadıkça, dorukta (zirvede) demokrasi olması sorunları çözemez. Bu bakımdan, sadece rektör seçimlerini demokratikleştirmenin yeterli olmayacağı, hatta aldatmaca olacağı kabul edilmelidir. Ama gene de, Dokuz Eylül Üniversitesi rektörlük seçimiyle konunun ülke gündemine gelmesi, yararlı olmuştur.

Üniversitelerin demokratikleşmesinde, kürsü kurulu, fakülte kurulu ve öbür kurulların göstermelik değil, gerçek anlamda görev yapması ayrıca ele alınmalıdır.