Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

                SOSYAL FOBİ, OLMAK YA DA OLMAMAK

Fobi’ler, mantıksız korkularımızdır. Öyleyse, sosyal fobi, toplumsal korkularımız ya da toplum korkusu anlamına gelir ve sanılandan daha yaygındır. Her yüz kişiden 3-13 kişinin ömrünün bir döneminde bu ruhsal rahatsızlıktan muzdarip olduğu bilinir. Hekimlikte yüzde 3-13 rakamı çok yüksektir, yüzde birler, yarımlar bile yüksek kabul edilir.

Hastalığın iyisi –kötüsü olmaz, hepsi kötüdür. Ama bir de hastalağın derecesi, başka deyişle şiddeti vardır. Derecesi yükseldikçe verdiği acı, riskleri artar. Ruhsal bozukluklardaki başta gelen risk, kişinin işlevselliğini bozmasıdır. Kişinin yaşamını engellemeye başlaması. Kişinin görevlerini yapamaz oluşu, çalışamaması, ilişkilerini sürdürememesi.

Sosyal fobi, kişinin toplum içinde bulunduğu durumlarda gösterdiği mantıksız korkudur. Toplum içinde söz alıp konuşamaz. Kendisine söz düşecek diye korkar. Bu korkuların altında, başkalarının yanında küçük düşeceği, utanç duyacağı bir duruma düşeceği korkusu yatar. Böyle bir rahatsızlıkta, kişi, başkalarıyla etkileşimde bulunmasını gerektiren her türlü durumdan kaçar ve bunun sonucu toplumsal aktiviteleri de zorunlu olarak azalır. Çoğunlukla ergenlik döneminde başlaması, kişi için önemini atrırır çünkü kişi yaşama aktif olarak katılmaya başladığı yaşlarda kendisi için önemli engellenmeler de başlamış demektir..

Sosyal fobisi olan kişilerin birinci dereceden akrabalarında, aynı rahatsızlığı gösterme riski, sosyal fobisi olamayanlara oranla daha yüksektir. Başka ifadeyle, sosyal fobi bazı ailelerde daha fazla görülmektedir. Burada, sosyal fobinin oluşumunda, kalıtımsal etkenler yanında çevresel etmenlerin de önem taşıdığı vurgulanmalıdır. Aşırı kaygılı, aşırı koruyucu ve kollayıcı anne-babaların çocukları, yeterli özgüven kazanamaz; sosyal fobi göstermeye yatkın olurlar.

Sosyal fobi, bir anksiyete (kaygı, bunaltı) bozukluğudur. Anksiyete, bedensel belirtilerle birlikte ortaya çıkan şiddetli korku ve dehşet hissini tanımlar. Bilinen korkuda, bilinen bir nedene, yaşamı tehdit eden bir dış tehlikeye verilen duygusal yanıt söz konusudur. Otomobilde hızla giderken, çok riskli bir durumda duyduğumuz kötü hisler olağan korkuyu tanımlar. Anksiyetede ise, bir benzetme ile, hiçbir görünür neden olmadan, benzer duygunun hissedilmesi söz konusudur. Bunaltıdaki nedensiz korku hissi, ölümcül bir trafik kazasına uğramak üzere hissedeceğimiz korku ile eşdeğer görülmelidir. Gerçekte, anksiyetede de bir tehlike algısı vardır; ancak bu dışarıdan gelen, yaşamı tehdit eden bir tehlike değildir. Tehlike algısı, hedef olarak benliğe yönelmiştir. Anksiyeteyi, gerçeklik ilkesine göre çalışmakta olan benliğimiz yaşamaktadır. Benlik, bu bunaltıdan kutulabilmek için savunma düzeneklerine başvurur. Bu savunma düzenekleri sorunu çözemediğinde, yatersiz kaldığında, anksiyete bozukluklarından biri ya da birden fazlası ortaya çıkar.

O zaman sosyal fobisi olan ne yapmalı? Özgüven kazanmanın çarelerini aramalı. Spor yapmalı, böylece toplumla daha haşir neşir olmaya başlar. Her fırsatta karşısındaki kişi ile konuşmalı, sonra kişilerin sayısını artırmalı, gruplarla konuşmaya başlamalı. Bir toplantıda, kendini zorlayıp söz almalı ve kısa da olsa konuşmalı. Dozu giderek artırmalı.

Daha önemlisi, çocuklarımıza özgüven kazandırmak veya özgüven kazanmasını engelleyecek davranışlara yönelmemek. Bu demektir ki çocuğumuzu sevelim, sevdiğimizi gösterelim. Ona sevmeyi, paylaşmayı, sorumluluğu öğretelim. Olumlu yanlarını öne çıkarıp teşvik edelim. Toplumla ilişkilerinde engelleyici olmayalım hatta teşvik edelim.

Sonuç yüzde yüz mü, hayır. Arabanızdan homurtulu sesler geldiğinde motor kapağını açarsınız, birkaç manivelayı yoklarsınız, takılma varsa düzeltirsiniz, tıkanma varsa temizlersiniz. Düzeldiyse sorun yok ama düzelmediyse ve siz kurcalamamaya devam ederseniz tamirciye ödeyeceğiniz hesap giderek artar, dahası arabanızın tamirde kalacağı süre de artar. Sosyal fobimiz varsa, uygun yöntemle düzelmeye çalışalım ama en doğrusu hekime başvuralım.