|
|
Tarih Psikiyatri Divanında İÇİNDEKİLER ve ÖNSÖZ
İLKSÖZ TARİH, PSİKOLOJİ, PSİKİYATRİ Tarihin Nesnelliği Psikolojik Tarih (Psychohistory) Psikanaliz ve Tarih Sigmund Freud Ruhsal İşleyiş Nevroz ve Tarih Psikolojik Tarihin Gelişimine Katkılar Psikanalizin Tarih Felsefesi Marksizm ve Freud Psikolojik Tarih Çalışmaları Freud Karşıtlığı Freud Kuramının Eleştirisi Freud Kuramının Uygulanabilirlik Kriterleri Volkan’ın Seçilmiş Travma’sı ve Seçilmiş Zafer’i İNSAN KURBAN ETME KÖLECİLİK ENSEST EŞCİNSELLİK ÇIPLAKLIK BEREKETTEN AŞKA SHAKESPEARE’İN TARİHSEL KİŞİLİKLERİ BİR TANRI DOĞUYOR.. YENİÇAĞ DİNLERİ BİLİMİN BIÇAK SIRTI Zekâ mı rastlantı mı Arşimet Newton Kekule Einstein YIKICI BİR LİDER PARADİGMALARI YIKMAK BAVYERA’NIN LUNATİK KRALI KENDİ TARİHİMİZ.. KOSOVA SAVAŞI “YAVUZ SULTAN SELİM AĞLIYOR”. SONSÖZ DİZİN
İLKSÖZ
Elinizdeki kitabın konusu psikolojik tarihtir (psychohistory). Adından da anlaşılacağı gibi, psikolojik tarih, mültidisipliner bir yaklaşımı gerektiren, tarih ve psikoloji-psikiyatri kavşağında yer alan bir alandır ve son birkaç on yılda gündeme gelmiştir. Psikolojik tarih konusundaki kitaplar incelenirse, 1/ Szaluta’nın yazdığı gibi, doğrudan psikolojik tarihi tanıtan, eleştiren kitaplar, 2/ Redlich örneğindeki gibi, bir tarih kişiliğini ele alan kitaplar, 3/ Demause örneğindeki gibi, psikolojik tarihi tanıtıp, tarihsel olayları bu perspektiften ele alan kitaplar olduğu görülür. Bunun yanında, yazarlarının formasyonları açısından ele alabiliriz: 1/ Tekrar Szaluta örneğindeki gibi, temelde tarihçi olup psikanaliz eğitimi almış olan yazarlarca kaleme alınmış psikolojik tarih kitapları, 2/ Tekrar Redlich örneğindeki gibi, psikiyatri uzmanı olan yazarlarca yazılmış olanlar, 3/ Brown gibi beşeri bilimler (humanities) mensubu olan yazarlarca yazılmış olanlar, 4/ Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz örneğindeki gibi, psikiyatrist ve tarihçinin birlikte kaleme aldığı kitaplar. Bu kitap ise, bir psikiyatri uzmanınca yazılmıştır ve psikohistori’nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluşmuştur. Psikohistori’yi ele alan ilk bölümde, psikohistorinin tarihçesi ve eleştirisi üzerinde durulmuştur. Özellikle tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmayıp, tarihin psikanalitik açıdan tekrar ele alınması yoluna daha az başvurulmuştur. Daha kısa boyutlu diğer bölümlerde bazı tarihsel olaylar, psikiyatrist gözüyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Zaman zaman tarihsel kişilikler üzerinde durulmakla birlikte, daha çok olaylar üzerinde durulmuş ve olayların, tarih içindeki akışı ele alınmıştır. Tarihçilerin işine karışmış olmamak için, tarihsel olaylara yaklaşılırken, klasik tarih kitaplarında, büyük ansiklopedilerde yer almış bilgilerin dışına çıkılmamaya çalışılmıştır. Doğal olarak yeri geldikçe kendi tarihimiz üzerinde de durulmuş ve ona da uzunca bir yer ayrılmıştır. Ayrı başlıklar altında ele alınan konularda, her bölümün bütünlüğünü korumak amacıyla, zorunlu bazı kısa tekrarlar kaçınılmaz olmuştur. Tarihe psikiyatri gözüyle bakarken, deformasyon profesyonel yaklaşımından kaçınılmaya çalışılmıştır. Tarihe ve tarihimize yeni bir bakış açısıyla yaklaşan bu kitabın ülkemiz aydınlarının ilgisini çekeceğini umuyorum. ********************* HAKKINDA: Virgül, Kitap Eleştiri Dergisi
Tarihsel psikolojide bir hamle Erol Göka Tarihin psikolojik açıdan ele alınması devasa sorunlarla dolu ama bir o kadar da kayıtsız kalınamayacak bir konu. “Mevcut grup yaşantılarının tarih içine uzanan psikolojik dinamikleri var mıdır?” sorusuna cevap ararken bilim dünyası içinde çalıştığınız alanı da belirlemek durumundasınız; bu alana bugün için tarihsel psikoloji (psychohistory) denebilir. Gerçekten de bugün psikanaliz, tarih felsefesi ve ampirik psikolojinin ilginç bir amalgamından ibaret olsa da tarihin içinde psikolojik unsuru ayrıştırma girişimleri kendini fark ettirmeye, bilim dünyasında kendisine bir yer açmaya başladı. Tarihsel psikoloji, tarihteki büyük kişiliklerin yaşantılarının, psikolojilerinin ve özellikle çocukluklarının incelendiği psikobiyografinin, aile içi dinamiklerinin tarihsel görüntülerinin incelenmesiyle sınırlı gibi görünse de bir tarihsel olaya neden olan grup dinamiklerini araştırmayı hedeflediğini de belirtir. “Grup dinamikleri” alanı, “psikolojik tarih”in “politik psikoloji”ye en çok yaklaştığı alandır ve bu yüzden psikolojik tarihle uğraşan birçok kimse aynı zamanda “politik psikoloji”yle de ilgilenmektedir. Ege Üniversitesi psikiyatri profesörlerinden Ahmet Çelikkol, Tarih Psikiyatri Divanında adlı kitabıyla tarihsel psikoloji alanında ülkemizdeki ilk eseri vermiştir. Neredeyse tarihe yeni bir bakış olduğunu iddia edecek kadar ileri gidip ve birkaç uluslararası toplantı düzenleme başarısı gösterebilmiş olsa da, tarihsel psikoloji teorik olarak kurgulanması henüz tamamlanmamış, tıpkı büyük grup psikolojisi gibi birçok sorunu barındıran bir alandır. Çelikkol bu zorlukların farkındadır; bu nedenle uzun uzadıya teorinin içinde çırpınmaktansa, sanatçı ve hekim kişiliğiyle sade bir ders anlatımını, neşeli bir öykülemeyi yeğlemiştir. İdam cezasının kaldırılması ve vejetaryenliğin uygarlığın son basamakları olarak görüldüğü “İnsan Kurban Etme”; kölelik ve ırkçılığın karşılaştırıldığı “Kölecilik”; evrensel ensest tabusunun günümüzde genişleyeceği öngörüsünde bulunan “Ensest”; günümüzün manevi arayışlarıyla kapitalizm ve bireycilik bağlantısını kurcalayan “Yeniçağ Dinleri” makaleleri gerçekten hoş anlatımının yanı sıra tezleriyle de dikkati çekmektedir. “Eşcinsellik”, “Çıplaklık” ve “Bereketten Aşka” adlı makalelerde henüz bir tez geliştirilmemiş, tarihsel gelişim panoramasıyla yetinilmiştir. Kitapta ayrıca Shekespeare’nin eserlerindeki psikolojik temalar, Hitler’in Yavuz Sultan Selim’in ve Bavyera’nın çılgın kralı II. Ludwig’in psikolojisinin tarihsel olaylarla örülü anlatımı da vardır. “Kendi Tarihimiz” ve “Kosova Savaşı” adlı bölümler ise, adeta psikanalist Vamık Volkan’ın “seçilmiş travma” kavramına ve tarih bilgisine karşı saygılı bir medyan okumadır. Vamık Volkan’ın seçimli travma teorisi, en azından Türk tarihi için geçerli değildir ve Volkan’ın tarih bilgisinde de, psikanalitik çıkarımlarında da hatalar vardır. Tüm bunlardan sonra belki bireysel psikolojinin grup psikolojisi aleyhine böylesine gelişip kökleşmesini daha iyi anlayabiliyorum. Hep kolaya doğru çekilen bir yanımız var: Bireysel olanın basit ama gizemli sığ sularında emin ve heyecanlı bir yolculuğu, toplumsal ve tarihsel olanın belirsiz bataklıklarına, derin dip vurgunlarına kim tercih etmez!
********** Ahmet Çelikkol bu kez tarihi sorguya alıyor HÜSEYİN PEKER Cumhuriyet Kitap Ahmet Çelikkol'un 'Tarih Psikiyatri Divanında' başlığının, ya da ele alınan temaların 'bir psikiyatri uzmanınca yazıldığı ve psikohistori'nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluştuğu' belirtilmektedir kitabının önsözünde. 'Tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmadığını' bunun yerine 'daha çok olaylar üzerinde durulduğunu ve olayların tarih içinde akışının ele alındığını' söylemektedir.
Ahmet Çelikkol; İzmirlilerin yakından tanıdığı, Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda profesör olarak görevini sürdüren, aynı zamanda şiir, roman ve psikiyatri konusunda bilimsel denemeler yaratan önemli bir kimlik. Yayınladığı 4 kitabının ardından bu kez, daha kapsamlı, nitelikli bir çalışması ile zihinleri kurcalıyor. İnsanlara bildiklerinden yeni anıştırmalar kazandırarak, hem konusuna ve okura kazançlı yaratılar bırakma yoluna gidiyor. İzmir'de bu konuda daha girişimci çalışmalar yaratan Yusuf Alper'le birlikte aydınlara kendi konularında ışık tutan çalışmalar getiren isimler olarak anılıyor. Önsözünde de belirttiği gibi Çelikkol'un 'Tarih Psikiyatri Divanında' başlığının, ya da ele alınan temaların 'bir psikiyatri uzmanınca yazıldığı ve psikohistori'nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluştuğu' belirtilmektedir önsözünde. 'Tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmadığını' bunun yerine 'daha çok olaylar üzerinde durulduğunu ve olayların tarih içinde akışının ele alındığını' söylemektedir Çelikkol. (S 8) Psikolojik tarih Kitabın yazılarına eğildiğimizde 'psikohistori'nin psikolojik tarih anlamına geldiğini' (S 20) 'tarihteki olayları ve kişileri psikolojik bakış açısıyla ele alacağını' öğreniyoruz işin başında Çelikkol'dan. Ama kitaba girdiğimizde, her psikiyatrist'te olduğu gibi 'Freud tutkusuyla' başlayan anlatma serüveni içersinde geniş kapsamlı bir Freud öğretisinin tanıtımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Freud'un libido, regresyon, süblimasyon (yüceltme), id (altben), ego (ben), süperego (üstben) kavramlarla psikanalizin kuruşunun tarihçesini inceliyoruz. Bu psikolojik tarihin gelişimine katkılar açısından Erik Erikson, Melanie Klein Winnicott, Lacan gibi analistlerin tanıtılmasıyla, Çelikkol'un psikokoji tarihine köklü bir başlangıç yapılıyor. Ve diğer psikiyatristlerin tanıtım kitaplarında rastladığımız türden, ekseri konuda Volkan'ın, Freud'un görüşlerine yaslanarak ve dayanarak anlatılıyor tüm olanlar. Gönül ister ki, bağlı olduğunuz öğreticilerin dışında kendi görüşlerinin yoğunluğunu taşıyan görüşlerle anlatılsın tüm düşünceler. Bu konuda Çelikkol'da ekseni yorumlarına Freud'a, Volkan'a dayanarak yapmayı yeğliyor. Rüyalardaki saçma sapan anlamsız bağlantılar, ağır psikiyatrik bozukluklarda öne geçen birincil süreç düşüncesi (S 32), İd, ego, süperego kavramlarının ayrıntılı biçimde anlatıldığı bölümlerle 'Oral, anal, fallik ve ergenlik' döneme geçişin getirdiği psikoseksüel gelişimler kitabın konusu dışında ayrıntılandırılarak anlatılıyor. Bu yönüyle kitap önce bize psikoloji bilimini sevmeyi, bilmeyi öngörüyor. Zaten kitabın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere Freud'a uzunca bir bölüm ayrılmış, bir bilimsel incelemeye dönüştürülmüş bir kitap bu. Bence bu haliyle tarihin psikiyatri bağlamında incelenmesi daha düşünülür biçimde aza indirilmiş, sadece kitabın bazı bölümlerinde öz olarak yatıyor, bir başlangıç noktası olarak aralara yediriliyor. Örneğin tarih içersinde yer alan kölecilik, ensest, eşcinsellik, insan kurban etme gibi konular kitabın ilk yarısından sonra konu edilmiş. Bence tüm tarihi başından sonuna incelemeci psikolojik bağlamda incelemeye daha fazla önem vermeliydi Çelikkol. Bu haliyle kitabın birazının psikolojik tarih değil, psikolojinin açılımları gözüyle onun tarihçesi olarak belledik. Kitabın ilgimi çeken 'tarihsel psikiyatri' dilimlerinden seçmeler yaparak kitaba daha çok açıklık getirmek niyetindeyim İlginç bir örnek Kitabın 57. sayfasında adına rastladığımız Kıbrıslı Türk asıllı psikanalist V. Volkan'ın Osmanlılar döneminde Sırp Sındığı (1364 yılında) ve Kosova savaşlarında Sırplarla kazanılan başarılar ve yenilgiler çerçevesinde yaşanan Travma'nın (daha çok Sırplara yönelik) psikolojik tarihe örneklik teşkil edeceğini anlatması ilginç bir örnektir kitapta. Yine insan kurban etme konusunda tarih boyunca İnka'lardan beri süregelen Eski Çin'de, Germen dinlerinde eski Yunan ve Roma'da hayvan insan kurban etmeler psikolojik tarihin dişe dokunur örnekleri olarak gözüküyor. Kanlı, kansız ve kutsal biçimde sunulan 'kutsal dönüşler' kitabın ilginç dilimlerindendir. Yine tarihte yeri ayrı olan 'Kölelik' bağlamında ABD'de siyahlara karşı eskiden beri yerleşen tutumun, ırkçılığa sapmasının ardında psikolojik tarih açısından ayrı bir yeri vardır. Sivil köleler yanında savaş köleleri de ayrı bir inceleme konusudur psikolojik tarihin. Hitler'in yaratmak istediği Germanik cennet teorisinin de psikolojik tarihte ayrı bir sayfa olduğu herkesçe bilinmektedir. Eski Yunan'da rahat olarak yaşanan eşcinsel ilişkilerin yaygın ve kabul görür olmasının altında ''yalnızca eski sistemlerin cinsel eğitimsizliği aranmamalıdır' diyor Çelikkol kitabın bir bölümünde (S 116) Hititlerden Sümerlere, eski Mısır'dan Eski Yunan'a gerek kalan heykel ve diğer sanat yapıtlarında rastladığımız çıplaklık da, ensest ve birçok konu gibi psikolojik tarihin bir konusu. Eski Yunan ve Roma heykellerinin kusursuz güzelliği ortaya çıkarmak için çıplak düzenlenişinin de psikolojik bir açıklaması olacağını savunuyor Çelikkol. (S 133) Rönesans sırasında Michel Angelo'nun yaptığı çıplak İsa heykelleri ve figürleri de psikolojik tarihin incelenen birer parçası. (S 135) Yabancı kaynaklar Kitabın orta bölümünde Shakespeare'e geniş yer ayrılması; Hamlet'ten Othello'ya tiyatro kişiliklerindeki psişik tarihe, aydınlatmaya yer verilmesi bize yabancı kaynaklı psikolojik tarih betimlemelerinden fazlaca yararlanıldığı izlenimini de bıraktı. Çünkü kitabın son elli sayfasının kendi tarihimize ayrılması, özellikle bu bizim tarih çerçevesinde Yavuz Selim, II. Mehmet gibi padişahlara, özellikle Kıbrıs asıllı Volkan'ın teorilerinden yararlanarak alıntı yapan, Özal'ın ölümüne, çok az da Orhun Kitabeleri ile Göktürk yazıtlarına değinen Çelikkol'un, Shakespeare'e, Hitler'e, az da olsa Voltaire'a bile yer ayırdığı bu geniş dilimler dışında Türk edebiyatı, tarihi bağlamında, ya da sanat tarihimiz içersinde söylenecek sözü bu kadar azla mı kalmalıydı? Dediğim gibi bence ustaları saydığı Freud ve Volkan'ın tutkusuyla, onlardan derlediği, onların üzerlerine konuştuğu tarihsel kahramanlarla, Shakespeare gibi yazarlara daha çok yer vermiş. Bunlar o saydığım psikanalistlerin bilgisi ışığında yapılmış ve kalmış. En azından Mevlana, Yusuf Atılgan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Faruk Nafiz, Ceyhun Atuf Kansu, Nâzım Hikmet, Edip Cansever, Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Bilge Karasu vb. birçok yazarımız hiç mi psikolojik tarih içersinde incelenemezdi? Hatta Halk şiirinin, Divan şiirinin odak noktaları Shakespeare, Hitler kadar olmasa bile, hiç mi Çelikkol'un nazarında incelenmeden geçilebiliyor. Ben bu yaratının, daha çok bilimsel veriler dışına taşmadan kalmasına özen gösterilen bir çalışma olduğu kanısındayım. Çelikkol, kendi kanaatlerini, okul çerçevesinde bırakmaya özen göstermiş. Bu konuda yine bir okullu olduğunu bildiğim Prof. Aysu Erden'in öykü üzerine, Yıldız Ecevit'in, Gürsel Aytaç'ın roman üzerine yaptığı açılımların daha kişisel ve kendi görüşleriyle bezeli olduğu kanaatini taşıyorum. Çelikkol'un da bizim olan dilimden yola çıkarak, daha yaratıcı olması, bu çekici kitabı renkli kılacaktır. Yıkıcı bir lider Volkan'ın 'Führer' diye bilinen Hitler ile ilgili yaptığı çalışmadan alıntılarla oluşan 'Yıkıcı Bir Lider' bölümü, elbet Shakespeare kadar güzel. Buradan Hitler'in zekâsıyla ilgili söylenenleri, ben de buraya aktarmak istiyorum en son 'Hitler'in zekâsı ile ilgili söylenenler çelişkilidir. Çok zeki bulanlar hatta deha olduğunu söyleyenler vardır. Hitler bir otodidaktır. Pek çok konuyu yarım yamalak bilir fakat her şeyi bildiğini sanır.. Hitler agresiftir.. sifiliz foosisi ve arkadaşlık kuramaması da nekrofilik özelliklerinden bazılarıdır.' (S 196) En azından Yahya Kemal'in devlet tarafından onurlandırılma koşulunda bile, fazla boğazlı bir şair olma koşulları, Nâzım Hikmet'in yurtdışına taşınma nedenleri, Sabahattin Ali'nin Istranca dağlarında bir kamyonla ölüme sürüklenme nedenleri, Orhan Kemal'in niçin Bereketli Toprağı saydığı Çukurova yöresinden hep varoş insanlarını öyküleştirdiği, bu konuda niçin başarılı olduğunun nedenleri ile, Yusuf Atılgan'ın Zebercet tiplemesi ile neyi yaratmak istediğinin, Ece Ayhan'ın bu denli dil karmaşası içinde, bir üst dille yarattığı şiire koşturduğunun hikâyesi ile Hasan Ali Toptaş'ın dili bir oyma gibi tasarladığının ve bu denli üst dil kurmacasına koşturuş öyküsünün, hatta daha da yenilere dönerek Orhan Pamuk'un niçin her eserde yeni bir kurmaca sistemine koşturduğunun arkasında neyin aranması gerektiğinin konuşulmadığı, Türk yazarına tarihi önünde psikanalist olarak yaklaşılmadığı sürece Shakespeare'e, Hitler'e en fazlası Kosova Savaşı'na bakılan bir psikiyatrist bakışının bir ciltle daha tamamlanması gerekiyor bence.
(*) Tarih Psikiyatri Divanında, Ahmet Çelikkol, Şubat 2002, S. İmge yayını. ****************************************** Tarihin psikanalitik yorumu Radikal Kitap 'Tarih Psikiyatri Divanında' psikanalizin tarih çalışmalarında uygulanmasının yararlarını göstermesi, tarihsel süreçlere yaklaşımımıza yeni boyutlar getirmesi açısından önemli YUSUF ALPERi
· TARİH PSİKİYATRİ DİVANINDA
Psikolojik tarihin dayanağı
·
İnsanlığı anlamak için
Bilimin bıçak sırtı
|
|