Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

                Tarih Psikiyatri Divanında

İÇİNDEKİLER ve ÖNSÖZ

İLKSÖZ

TARİH, PSİKOLOJİ, PSİKİYATRİ

Tarihin Nesnelliği

 Psikolojik Tarih (Psychohistory)

Psikanaliz ve Tarih

Sigmund Freud

Ruhsal İşleyiş

Nevroz ve Tarih

Psikolojik Tarihin Gelişimine Katkılar

Psikanalizin Tarih Felsefesi

Marksizm ve Freud

Psikolojik Tarih Çalışmaları

Freud Karşıtlığı

Freud Kuramının Eleştirisi

Freud Kuramının Uygulanabilirlik Kriterleri

Volkan’ın Seçilmiş Travma’sı ve Seçilmiş Zafer’i

İNSAN KURBAN ETME

KÖLECİLİK

ENSEST

EŞCİNSELLİK

ÇIPLAKLIK

BEREKETTEN AŞKA

SHAKESPEARE’İN TARİHSEL KİŞİLİKLERİ

BİR TANRI DOĞUYOR..

YENİÇAĞ DİNLERİ

BİLİMİN BIÇAK SIRTI

Zekâ mı rastlantı mı

Arşimet

Newton

Kekule

Einstein

YIKICI BİR LİDER

PARADİGMALARI YIKMAK

BAVYERA’NIN LUNATİK KRALI

KENDİ TARİHİMİZ..

KOSOVA SAVAŞI

“YAVUZ SULTAN SELİM AĞLIYOR”.

SONSÖZ

DİZİN

 

       İLKSÖZ

 

                Elinizdeki kitabın konusu psikolojik tarihtir (psychohistory). Adından da anlaşılacağı gibi, psikolojik tarih, mültidisipliner bir yaklaşımı gerektiren, tarih ve psikoloji-psikiyatri kavşağında yer alan bir alandır ve son birkaç on yılda gündeme gelmiştir.

                Psikolojik tarih konusundaki kitaplar incelenirse,

                1/ Szaluta’nın yazdığı gibi, doğrudan psikolojik tarihi tanıtan, eleştiren kitaplar,

                2/ Redlich örneğindeki gibi, bir tarih kişiliğini ele alan kitaplar,

                3/ Demause örneğindeki gibi, psikolojik tarihi tanıtıp, tarihsel olayları bu perspektiften ele alan kitaplar

olduğu görülür.

                Bunun yanında, yazarlarının formasyonları açısından ele alabiliriz:

                1/ Tekrar Szaluta örneğindeki gibi, temelde tarihçi olup psikanaliz eğitimi almış olan yazarlarca kaleme alınmış psikolojik tarih kitapları,

                2/ Tekrar Redlich örneğindeki gibi, psikiyatri uzmanı olan yazarlarca yazılmış olanlar,

                3/ Brown gibi beşeri bilimler (humanities) mensubu olan yazarlarca yazılmış olanlar,

                4/ Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz örneğindeki gibi, psikiyatrist ve tarihçinin birlikte kaleme aldığı kitaplar.

                Bu kitap ise, bir psikiyatri uzmanınca yazılmıştır ve psikohistori’nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluşmuştur. Psikohistori’yi ele alan ilk bölümde, psikohistorinin tarihçesi ve eleştirisi üzerinde durulmuştur. Özellikle tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmayıp, tarihin psikanalitik açıdan tekrar ele alınması yoluna daha az başvurulmuştur. Daha kısa boyutlu diğer bölümlerde bazı tarihsel olaylar, psikiyatrist gözüyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Zaman zaman tarihsel kişilikler üzerinde durulmakla birlikte, daha çok olaylar üzerinde durulmuş ve olayların, tarih içindeki akışı ele alınmıştır.

                Tarihçilerin işine karışmış olmamak için, tarihsel olaylara yaklaşılırken, klasik tarih kitaplarında, büyük ansiklopedilerde yer almış bilgilerin dışına çıkılmamaya çalışılmıştır.

Doğal olarak yeri geldikçe kendi tarihimiz üzerinde de durulmuş ve ona da uzunca bir yer ayrılmıştır.

Ayrı başlıklar altında ele alınan konularda, her bölümün bütünlüğünü korumak amacıyla, zorunlu bazı kısa tekrarlar kaçınılmaz olmuştur.

Tarihe psikiyatri gözüyle bakarken, deformasyon profesyonel yaklaşımından kaçınılmaya çalışılmıştır.

                Tarihe ve tarihimize yeni bir bakış açısıyla yaklaşan bu kitabın ülkemiz aydınlarının ilgisini çekeceğini umuyorum.

*********************

HAKKINDA:

Virgül, Kitap Eleştiri Dergisi 

 

Tarihsel psikolojide bir hamle

Erol Göka

Tarihin psikolojik açıdan ele alınması devasa sorunlarla dolu ama bir o kadar da kayıtsız kalınamayacak bir konu.

“Mevcut grup yaşantılarının tarih içine uzanan psikolojik dinamikleri var mıdır?” sorusuna cevap ararken bilim dünyası içinde çalıştığınız alanı da belirlemek durumundasınız; bu alana bugün için tarihsel psikoloji (psychohistory) denebilir. Gerçekten de bugün psikanaliz, tarih felsefesi ve ampirik psikolojinin ilginç bir amalgamından ibaret olsa da tarihin içinde psikolojik unsuru ayrıştırma girişimleri kendini fark ettirmeye, bilim dünyasında kendisine bir yer açmaya başladı. Tarihsel psikoloji, tarihteki büyük kişiliklerin yaşantılarının, psikolojilerinin ve özellikle çocukluklarının incelendiği psikobiyografinin, aile içi dinamiklerinin tarihsel görüntülerinin incelenmesiyle sınırlı gibi görünse de bir tarihsel olaya neden olan grup dinamiklerini araştırmayı hedeflediğini de belirtir. “Grup dinamikleri” alanı, “psikolojik tarih”in “politik psikoloji”ye en çok yaklaştığı alandır ve bu yüzden psikolojik tarihle uğraşan birçok kimse aynı zamanda “politik psikoloji”yle de ilgilenmektedir.

Ege Üniversitesi psikiyatri profesörlerinden Ahmet Çelikkol, Tarih Psikiyatri Divanında adlı kitabıyla tarihsel psikoloji alanında ülkemizdeki ilk eseri vermiştir. Neredeyse tarihe yeni bir bakış olduğunu iddia edecek kadar ileri gidip ve birkaç uluslararası toplantı düzenleme başarısı gösterebilmiş olsa da, tarihsel psikoloji teorik olarak kurgulanması henüz tamamlanmamış, tıpkı büyük grup psikolojisi gibi birçok sorunu barındıran bir alandır. Çelikkol bu zorlukların farkındadır; bu nedenle uzun uzadıya teorinin içinde çırpınmaktansa, sanatçı ve hekim kişiliğiyle sade bir ders anlatımını, neşeli bir öykülemeyi yeğlemiştir. İdam cezasının kaldırılması ve vejetaryenliğin uygarlığın son basamakları olarak görüldüğü “İnsan Kurban Etme”; kölelik ve ırkçılığın karşılaştırıldığı “Kölecilik”; evrensel ensest tabusunun günümüzde genişleyeceği öngörüsünde bulunan “Ensest”; günümüzün manevi arayışlarıyla kapitalizm ve bireycilik bağlantısını kurcalayan “Yeniçağ Dinleri” makaleleri gerçekten hoş anlatımının yanı sıra tezleriyle de dikkati çekmektedir. “Eşcinsellik”, “Çıplaklık” ve “Bereketten Aşka” adlı makalelerde henüz bir tez geliştirilmemiş, tarihsel gelişim panoramasıyla yetinilmiştir. Kitapta ayrıca Shekespeare’nin eserlerindeki psikolojik temalar, Hitler’in Yavuz Sultan Selim’in ve Bavyera’nın çılgın kralı II. Ludwig’in psikolojisinin tarihsel olaylarla örülü anlatımı da vardır. “Kendi Tarihimiz” ve “Kosova Savaşı” adlı bölümler ise, adeta psikanalist Vamık Volkan’ın “seçilmiş travma” kavramına ve tarih bilgisine karşı saygılı bir medyan okumadır. Vamık Volkan’ın seçimli travma teorisi, en azından Türk tarihi için geçerli değildir ve Volkan’ın tarih bilgisinde de, psikanalitik çıkarımlarında da hatalar vardır.

Tüm bunlardan sonra belki bireysel psikolojinin grup psikolojisi aleyhine böylesine gelişip kökleşmesini daha iyi anlayabiliyorum. Hep kolaya doğru çekilen bir yanımız var: Bireysel olanın basit ama gizemli sığ sularında emin ve heyecanlı bir yolculuğu, toplumsal ve tarihsel olanın belirsiz bataklıklarına, derin dip vurgunlarına kim tercih etmez!

 

**********

Ahmet Çelikkol bu kez tarihi sorguya alıyor

HÜSEYİN PEKER

Cumhuriyet Kitap

Ahmet Çelikkol'un 'Tarih Psikiyatri Divanında' başlığının, ya da ele alınan temaların 'bir psikiyatri uzmanınca yazıldığı ve psikohistori'nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluştuğu' belirtilmektedir kitabının önsözünde. 'Tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmadığını' bunun yerine 'daha çok olaylar üzerinde durulduğunu ve olayların tarih içinde akışının ele alındığını' söylemektedir.

 

Ahmet Çelikkol; İzmirlilerin yakından tanıdığı, Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda profesör olarak görevini sürdüren, aynı zamanda şiir, roman ve psikiyatri konusunda bilimsel denemeler yaratan önemli bir kimlik. Yayınladığı 4 kitabının ardından bu kez, daha kapsamlı, nitelikli bir çalışması ile zihinleri kurcalıyor. İnsanlara bildiklerinden yeni anıştırmalar kazandırarak, hem konusuna ve okura kazançlı yaratılar bırakma yoluna gidiyor.

İzmir'de bu konuda daha girişimci çalışmalar yaratan Yusuf Alper'le birlikte aydınlara kendi konularında ışık tutan çalışmalar getiren isimler olarak anılıyor.

Önsözünde de belirttiği gibi Çelikkol'un 'Tarih Psikiyatri Divanında' başlığının, ya da ele alınan temaların 'bir psikiyatri uzmanınca yazıldığı ve psikohistori'nin tanıtımı ve tarihsel olaylar üzerine yazılardan oluştuğu' belirtilmektedir önsözünde. 'Tarihçi kökenli, psikanaliz eğitimi almış yazarların yaptığı gibi davranılmadığını' bunun yerine 'daha çok olaylar üzerinde durulduğunu ve olayların tarih içinde akışının ele alındığını' söylemektedir Çelikkol. (S 8)

Psikolojik tarih

Kitabın yazılarına eğildiğimizde 'psikohistori'nin psikolojik tarih anlamına geldiğini' (S 20) 'tarihteki olayları ve kişileri psikolojik bakış açısıyla ele alacağını' öğreniyoruz işin başında Çelikkol'dan. Ama kitaba girdiğimizde, her psikiyatrist'te olduğu gibi 'Freud tutkusuyla' başlayan anlatma serüveni içersinde geniş kapsamlı bir Freud öğretisinin tanıtımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Freud'un libido, regresyon, süblimasyon (yüceltme), id (altben), ego (ben), süperego (üstben) kavramlarla psikanalizin kuruşunun tarihçesini inceliyoruz. Bu psikolojik tarihin gelişimine katkılar açısından Erik Erikson, Melanie Klein Winnicott, Lacan gibi analistlerin tanıtılmasıyla, Çelikkol'un psikokoji tarihine köklü bir başlangıç yapılıyor. Ve diğer psikiyatristlerin tanıtım kitaplarında rastladığımız türden, ekseri konuda Volkan'ın, Freud'un görüşlerine yaslanarak ve dayanarak anlatılıyor tüm olanlar. Gönül ister ki, bağlı olduğunuz öğreticilerin dışında kendi görüşlerinin yoğunluğunu taşıyan görüşlerle anlatılsın tüm düşünceler. Bu konuda Çelikkol'da ekseni yorumlarına Freud'a, Volkan'a dayanarak yapmayı yeğliyor.

Rüyalardaki saçma sapan anlamsız bağlantılar, ağır psikiyatrik bozukluklarda öne geçen birincil süreç düşüncesi (S 32), İd, ego, süperego kavramlarının ayrıntılı biçimde anlatıldığı bölümlerle 'Oral, anal, fallik ve ergenlik' döneme geçişin getirdiği psikoseksüel gelişimler kitabın konusu dışında ayrıntılandırılarak anlatılıyor. Bu yönüyle kitap önce bize psikoloji bilimini sevmeyi, bilmeyi öngörüyor. Zaten kitabın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere Freud'a uzunca bir bölüm ayrılmış, bir bilimsel incelemeye dönüştürülmüş bir kitap bu. Bence bu haliyle tarihin psikiyatri bağlamında incelenmesi daha düşünülür biçimde aza indirilmiş, sadece kitabın bazı bölümlerinde öz olarak yatıyor, bir başlangıç noktası olarak aralara yediriliyor.

Örneğin tarih içersinde yer alan kölecilik, ensest, eşcinsellik, insan kurban etme gibi konular kitabın ilk yarısından sonra konu edilmiş. Bence tüm tarihi başından sonuna incelemeci psikolojik bağlamda incelemeye daha fazla önem vermeliydi Çelikkol. Bu haliyle kitabın birazının psikolojik tarih değil, psikolojinin açılımları gözüyle onun tarihçesi olarak belledik.

Kitabın ilgimi çeken 'tarihsel psikiyatri' dilimlerinden seçmeler yaparak kitaba daha çok açıklık getirmek niyetindeyim

İlginç bir örnek

Kitabın 57. sayfasında adına rastladığımız Kıbrıslı Türk asıllı psikanalist V. Volkan'ın Osmanlılar döneminde Sırp Sındığı (1364 yılında) ve Kosova savaşlarında Sırplarla kazanılan başarılar ve yenilgiler çerçevesinde yaşanan Travma'nın (daha çok Sırplara yönelik) psikolojik tarihe örneklik teşkil edeceğini anlatması ilginç bir örnektir kitapta. Yine insan kurban etme konusunda tarih boyunca İnka'lardan beri süregelen Eski Çin'de, Germen dinlerinde eski Yunan ve Roma'da hayvan insan kurban etmeler psikolojik tarihin dişe dokunur örnekleri olarak gözüküyor. Kanlı, kansız ve kutsal biçimde sunulan 'kutsal dönüşler' kitabın ilginç dilimlerindendir.

Yine tarihte yeri ayrı olan 'Kölelik' bağlamında ABD'de siyahlara karşı eskiden beri yerleşen tutumun, ırkçılığa sapmasının ardında psikolojik tarih açısından ayrı bir yeri vardır. Sivil köleler yanında savaş köleleri de ayrı bir inceleme konusudur psikolojik tarihin. Hitler'in yaratmak istediği Germanik cennet teorisinin de psikolojik tarihte ayrı bir sayfa olduğu herkesçe bilinmektedir. Eski Yunan'da rahat olarak yaşanan eşcinsel ilişkilerin yaygın ve kabul görür olmasının altında ''yalnızca eski sistemlerin cinsel eğitimsizliği aranmamalıdır' diyor Çelikkol kitabın bir bölümünde (S 116)

Hititlerden Sümerlere, eski Mısır'dan Eski Yunan'a gerek kalan heykel ve diğer sanat yapıtlarında rastladığımız çıplaklık da, ensest ve birçok konu gibi psikolojik tarihin bir konusu. Eski Yunan ve Roma heykellerinin kusursuz güzelliği ortaya çıkarmak için çıplak düzenlenişinin de psikolojik bir açıklaması olacağını savunuyor Çelikkol. (S 133) Rönesans sırasında Michel Angelo'nun yaptığı çıplak İsa heykelleri ve figürleri de psikolojik tarihin incelenen birer parçası. (S 135)

Yabancı kaynaklar

Kitabın orta bölümünde Shakespeare'e geniş yer ayrılması; Hamlet'ten Othello'ya tiyatro kişiliklerindeki psişik tarihe, aydınlatmaya yer verilmesi bize yabancı kaynaklı psikolojik tarih betimlemelerinden fazlaca yararlanıldığı izlenimini de bıraktı. Çünkü kitabın son elli sayfasının kendi tarihimize ayrılması, özellikle bu bizim tarih çerçevesinde Yavuz Selim, II. Mehmet gibi padişahlara, özellikle Kıbrıs asıllı Volkan'ın teorilerinden yararlanarak alıntı yapan, Özal'ın ölümüne, çok az da Orhun Kitabeleri ile Göktürk yazıtlarına değinen Çelikkol'un, Shakespeare'e, Hitler'e, az da olsa Voltaire'a bile yer ayırdığı bu geniş dilimler dışında Türk edebiyatı, tarihi bağlamında, ya da sanat tarihimiz içersinde söylenecek sözü bu kadar azla mı kalmalıydı? Dediğim gibi bence ustaları saydığı Freud ve Volkan'ın tutkusuyla, onlardan derlediği, onların üzerlerine konuştuğu tarihsel kahramanlarla, Shakespeare gibi yazarlara daha çok yer vermiş.

Bunlar o saydığım psikanalistlerin bilgisi ışığında yapılmış ve kalmış. En azından Mevlana, Yusuf Atılgan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Faruk Nafiz, Ceyhun Atuf Kansu, Nâzım Hikmet, Edip Cansever, Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Bilge Karasu vb. birçok yazarımız hiç mi psikolojik tarih içersinde incelenemezdi? Hatta Halk şiirinin, Divan şiirinin odak noktaları Shakespeare, Hitler kadar olmasa bile, hiç mi Çelikkol'un nazarında incelenmeden geçilebiliyor. Ben bu yaratının, daha çok bilimsel veriler dışına taşmadan kalmasına özen gösterilen bir çalışma olduğu kanısındayım. Çelikkol, kendi kanaatlerini, okul çerçevesinde bırakmaya özen göstermiş. Bu konuda yine bir okullu olduğunu bildiğim Prof. Aysu Erden'in öykü üzerine, Yıldız Ecevit'in, Gürsel Aytaç'ın roman üzerine yaptığı açılımların daha kişisel ve kendi görüşleriyle bezeli olduğu kanaatini taşıyorum. Çelikkol'un da bizim olan dilimden yola çıkarak, daha yaratıcı olması, bu çekici kitabı renkli kılacaktır.

Yıkıcı bir lider

Volkan'ın 'Führer' diye bilinen Hitler ile ilgili yaptığı çalışmadan alıntılarla oluşan 'Yıkıcı Bir Lider' bölümü, elbet Shakespeare kadar güzel. Buradan Hitler'in zekâsıyla ilgili söylenenleri, ben de buraya aktarmak istiyorum en son

'Hitler'in zekâsı ile ilgili söylenenler çelişkilidir. Çok zeki bulanlar hatta deha olduğunu söyleyenler vardır. Hitler bir otodidaktır. Pek çok konuyu yarım yamalak bilir fakat her şeyi bildiğini sanır.. Hitler agresiftir.. sifiliz foosisi ve arkadaşlık kuramaması da nekrofilik özelliklerinden bazılarıdır.' (S 196)

En azından Yahya Kemal'in devlet tarafından onurlandırılma koşulunda bile, fazla boğazlı bir şair olma koşulları, Nâzım Hikmet'in yurtdışına taşınma nedenleri, Sabahattin Ali'nin Istranca dağlarında bir kamyonla ölüme sürüklenme nedenleri, Orhan Kemal'in niçin Bereketli Toprağı saydığı Çukurova yöresinden hep varoş insanlarını öyküleştirdiği, bu konuda niçin başarılı olduğunun nedenleri ile, Yusuf Atılgan'ın Zebercet tiplemesi ile neyi yaratmak istediğinin, Ece Ayhan'ın bu denli dil karmaşası içinde, bir üst dille yarattığı şiire koşturduğunun hikâyesi ile Hasan Ali Toptaş'ın dili bir oyma gibi tasarladığının ve bu denli üst dil kurmacasına koşturuş öyküsünün, hatta daha da yenilere dönerek Orhan Pamuk'un niçin her eserde yeni bir kurmaca sistemine koşturduğunun arkasında neyin aranması gerektiğinin konuşulmadığı, Türk yazarına tarihi önünde psikanalist olarak yaklaşılmadığı sürece Shakespeare'e, Hitler'e en fazlası Kosova Savaşı'na bakılan bir psikiyatrist bakışının bir ciltle daha tamamlanması gerekiyor bence.

 

(*) Tarih Psikiyatri Divanında, Ahmet Çelikkol, Şubat 2002, S. İmge yayını.

******************************************

Tarihin psikanalitik yorumu

Radikal Kitap

'Tarih Psikiyatri Divanında' psikanalizin tarih çalışmalarında uygulanmasının yararlarını göstermesi, tarihsel süreçlere yaklaşımımıza yeni boyutlar getirmesi açısından önemli

YUSUF ALPERi

·  TARİH PSİKİYATRİ DİVANINDA
Ahmet Çelikkol, Stüdyo İmge Yayınları, 2002,
280 sayfa.
Tarihsel olaylara ilişkin yorumlamalarda bazen olayın kahramanlarının psikolojik yapıları çok öne çıkartılmış bazen görmezlikten gelinmiş ya da yeterince ilgili davranılmamıştır. Hitler olmasa da II. Dünya Savaşı'nın olabileceğini, benzer şeylerin yaşanabileceğini kabul edebiliriz. Ancak o koşullarda iktidara Hitler değil de bir başka kişinin gelmesinin savaşı, öldürülmeleri, zulmü, işkenceyi çok azaltabileceğini düşünmek olasıdır. Yahudi soykırımının olmayabileceğini de. Hitler'in Güzel Sanatlar Akademisi sınavını kazanamayışına bu nedenle hayıflanırım. Doğrudur, tarihi belirleyen daha çok sosyo - politik durumlar ve uluslararası ilişkiler, dengelerdir ancak süreci belirlemede liderlerin ruhsal yapılarının önemi yadsınamaz.
Paranoyadan çok sayıda kişilik bozukluğuna birçok psikiyatrik tanı alabilecek birinin; Hitler'in, Almanya'nın başına geçmesi, insanlık açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Hitler'le birlikte, 'saldırganla özdeşim' kuran, o toplumu oluşturan bireylerin de çorbada tuzlarının bulunduğu düşünülebilir. Tabii ki o zaman orada yaşayan tüm Almanların değil.
Başka liderler, başka olaylar üzerine de çok çeşitli yorumlar yapılabilir ve yapılmalıdır.
Bunlar yapılmalı ki dersimizi alalım ve insanlık bir daha öylesine kötü günler yaşamasın.
İşte bu ve buna benzer konular nedeniyle psikotarih son yıllarda giderek artan bir ilgi görüyor. "Psikolojik tarih ya da psikohistori, tarihi, tarihteki olayları ve kişileri psikolojik bakış açısıyla ele alır. Tarihsel olayların oluşumunda, insanın psikolojik motivasyonunu anlamak üzere, psikoloji bilimini, özellikle psikanalitik yaklaşımları kullanır. Bu bakımdan psikolojik
tarih, en geniş anlamıyla, psikolojinin, daha özgün olarak psikanalizin, geçmişin
incelenmesinde yani tarihte kullanılmasıdır. Psikanalizin tarih çalışmalarında uygulanmasının yararı, geçmişin dinamik yapısını anlamamızı zenginleştirmesi ve
tarihsel süreçlere yaklaşımımıza yeni
boyutlar getirmesidir."
"Psikolojik tarih, içinde psikoloji olduğu için biyolojik ve sosyal bilim, tarih olduğu için beşerî bilim ve bunun sonucu olarak, tam anlamıyla disiplinler arası bir ilgi ve araştırma alanıdır. Tarih ve psikoloji - psikiyatriyi birleştiren daha doğrusu tarihe psikoloji - psikiyatri gözüyle bakan bilimsel disiplindir."

Psikolojik tarihin dayanağı
Bugüne kadar daha çok sosyal psikiyatri; koruyucu psikiyatri (Ruh Hastalıklarından Korunma, Gendaş Y.,1999) ve endüstri psikiyatrisi (Çağdaş İş Yaşamında Ruh Sağlığı, Alfa Yay.,2001) alanında yaptığı çalışmalar ve yayınlarıyla tanınan Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, şimdi
yine sosyal psikoloji çerçevesinde görülebilecek ancak psikodinamik ya da psikanalitik boyutun da yadsınamayacağı bir alanda yeni bir yapıtla karşımıza çıkıyor.
Çelikkol, 'Tarih Psikiyatri Divanında' adlı kitabında, "psikolojik tarihin teori ve pratiğini ayrıntılarıyla incelemiş, geleneksel tarihten farkının altını çizmiştir."
"Bu bağlamda, psikolojik tarihin önemli dayanağı Freud Kuramını ve bu kurama Freud ardıllarının katkılarını ele almış, diğer yandan Freud Kuramı konusundaki eleştirilere de yer vermiştir. Ayrıca, Freud'un psikanaliz
kuramı ve Marksizm'in tarihe bakışını, benzerliklerini ve farklılıklarını tartışmıştır."

·  İnsanlığı anlamak için
Yazar, kitabında, kölecilik, eşcinsellik, ensest, çıplaklık, yeniçağ dinleri gibi konuların tarih içindeki seyrini incelemiş. Tabii bu konuların herbiri oldukça tartışılabilir konular ve okuyucu açısından yadsınacak, tartışılması gereken düşünceler de bulunabilir. Psikanalizin birebir, yüzyüze (ya da divanda kişisel görüşme) yapılan biçimine itirazların olduğu bilindiğinde, tarihsel olaylar ya da kişilere
psikanalitik yaklaşıma da itirazların olması doğal olacaktır. Çelikkol da konuya daha çok eleştirel gözle bakma eğiliminde. Genel olarak, tarihsel olaylara ve kişilere psikanalitik bakışla yaklaşmanın eleştirisini
yapıyor.
Ancak şu bilinmelidir ki tarihin psikanalitik
yorumu, o olayların tümüyle psikolojik nedenlere bağlanmasını savlamaz, savlayamaz. Olsa olsa tarihsel olaylara bakış açımızı genişletip zenginleştirebilir. Tarihin çok sayıda belirleyicisinin yanında kahramanların, liderlerin ve kişilerin bireysel psikodinamiklerinin de önemli
olabileceğini ve tarihsel süreci etkileyebileceğini öne sürer.
Yazar, "insanlığı anlamak için psikohistori'nin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş" ayrıca kendi tarihimize de yeni bir bakış açısıyla bakmayı önermiş. Her an öldürülme olasılığının olduğu bir ortamda büyüyen bir şehzadenin, padişah olduktan sonra nasıl davranabileceğini tahmin etmek psikodinamik açıdan zor değil. Öte yandan o şehzadelerin bazıları başa geçtiklerinde sağlıklı davranabilirken bazılarının psikoz benzeri davranışlarının olduğu da biliniyor. Bu da o kişilerin yaşadıkları ortamın şiddet, ölüm içermesi vb. olumsuzluklara
bağlı olabileceği gibi yapısal farklılıklarından da kaynaklanabiliyor.
'Tarih Psikiyatri Divanında'nın tarihsel olaylara ve kişilere bakışınızı değiştireceğini umuyor, kitabı, başta entelektüeller olmak üzere herkese öneriyorum.

 

Bilimin bıçak sırtı
Tarih, anekdotal olaylarla süslenir. Ne var ki, bazen anekdotlar tarihsel olayların önüne geçer. Arşimet deyince 'buldum, buldum' feryatlarıyla hamamdan çırılçıplak fırlayan bir bilimci hatırlanır ama bilim alanında ne yaptığını çoğu kişi bilmez. Newton deyince, dalından düşen elma hatırlanır.
Bunun yanında, garip şekilde, bu bilim adamlarının büyük keyif ya da icatları, sanki hamam tasının suda yüzmesi, elmanın kafaya düşmesi ile ortaya çıkıvermiş gibi algılanır. Ya da, tarihin en büyük beyinlerinin en büyük icatları ve keşifleri böyle basit olaylara kurban gider. Tarih kitaplarında genellikle devletleri yöneten hanedanların, kralların, despotların yaşamlarıyla savaşları anlatılır. Bu açıdan tarih, krallar ve savaşlar tarihidir. Gerçekte, aslında çok da önemli olmayan savaşlar ve hanedanlar tarihi yanında, daha önemli olan alanlar söz konusudur.Sanat tarihi, bilim tarihi gibi. Gene de inkar etmemek ya da hakkını vermek gerekirse, bu konular da tarih kitaplarında yer alır. Tarih kitaplarında, mesela 'XVII. yüzyılda Batı Avrupa'da sanat, edebiyat ve bilim' gibi başlıklar görürüz; ancak yüzlerce sayfanın ardından sadece onlarca sayfa.Ve gariptir ki, bilim tarihi söz konusu olduğunda, çoğu kez karşımıza birtakım rastlantılar çıkarılır. (...)
Hamamdan çırılçıplak fırlamış olması, adeta Arşimet'in buluşlarının önüne geçmiştir. MÖ 213'te, keşfettiği kaldıraç düzenini kentinin savunmasında savaş aygıtı olarak kulanması, devasa aynalarla Roma gemilerini yakma çabalarıyla Siraküza'yı savunmada yardımcı olması neredeyse unutulmuş gibidir.
... Zihninin nihai sonuca hamamda ulaşması, rastlantı değil kesişmeydi. Elbet buluşuna nokta koyduğunda bir iş yapıyor olacaktı. Ya da, 'aman keşfimi tesadüf sanmasınlar' diye banyo yapmaktan vazgeçmeyecekti.
(Kitaptan)

 

TARİHİN PSİKOLOJİSİNE GİRİŞ

(Ahmet Çelikkol’un Tarih Psikiyatri Divanında isimli eseri üzerine notlar)

Mustafa ALİCAN*

(Tarihsel bir konu tartışılırken askeri, ekonomik, dinsel ve benzeri yönler ele alınır, psikolojik yön niçin bunun dışında kalsın? William Langer)

Psikotarih, çok genel bir tanımlamayla, tarih ve psikoloji disiplinlerinin ortaklaştırılmasıdır. Tarihin psiko-disiplinel bir zemin üzerinden kurulması, tarihsel inceleme-araştırma konusunun psikolojinin verileriyle muayene edilmesidir. Disiplinin teorik çerçevesi henüz genel-kabul görecek bir biçimde teşekkül etmemiş olduğundan dolayı, başka bir ifadeyle, kabul edilmiş temel aksiyomları mevcut olmamasından dolayı, “şimdilik,” üzerinde mutabakata varılmış bir psikotarih tanımı yoktur. Bu durumdan dolayı, psikolojik tarih, psikanalitik tarih, psikotarih vb kavramlar sık sık birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.    

Hemen hemen bir asra yakın bir geçmişe sahip bulunan psikotarih, (tarihin ve psikanalizin yapısına dönük tartışmalardan kaynaklanan) çeşitli gerekçelerle, hem birçok tarihçi hem de birçok psikolog tarafından kabul görmese de, genel anlamda, disiplinel bir çizgi tutturmayı başarmıştır. Freud’un Woodrow Wilson, Fyodor Dostoyevski ve Leonardo Da Vinci biyografileri ile temelleri atılan psikotarih, temel anlamda psikobiyografik bir uğraş olarak girdiği ilerleme sürecinde, özellikle Erikson ile birlikte, “psikanalitik tarih” olmaktan kurtulma yoluna girmiş, sair psikoloji disiplinlerin de dahil edilmeye başlandığı multidisipliner bir paradigma haline gelmiştir. Disiplinin sınırları çerçevesi içinde daha önce “id psikolojisine” yapılan vurgu, ondan sonra “ego psikolojisine” yönelmiştir. Psikotarih, temellerini, tarihe, “insanlığın evrensel nevrozu doktrini” üzerinden duhul etme çabası içinde olan Freudyen psikolojide bulsa da, sahip olduğu popülerliği, Erikson’un, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında dikkat çekmeye başlayan çalışmalarına borçludur. 

            Psikotarih, ülkemizde henüz pek bilinen bir disiplin değildir. Son yıllarda politik psikoloji üzerinden kendisiyle belli ölçüde temas kurulmuş olsa da, müstakil olarak psikotarihe adanan incelemelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Konu ile ilgili olarak Batı dillerinden yapılan çeviriler de sınırlı sayıda olup, yabancı dili olmayan Türkiyeli araştırmacılar tarafından konunun geniş ve tutarlıklı ölçüde ele alınabilmesine yetecek düzeyde değildir. Son yıllarda yapılan birkaç çeviri (Michel de Certau’nun “Tarih ve Psikanaliz” ve Norman O. Brown’ın “Ölüme Karşı Hayat, Tarihin Psikanalitik Anlamı” isimli eserleri ile son iki yıl içinde İzmir merkezli bir tarih dergisi olan “Tarih Okulu”nda yayınlanan çevirilere işaret edebiliriz) ve telif eseri (sözgelimi Bülent Somay’ın “Tarihin Biliçdışı” ve Nusret Kaya’nın “Psiko-Tarih” isimli eserleri ile Vamık Volkan’ın çalışmalarını) dışarıda bırakırsak, ülkemizde, “psikotarih literatürü” denilebilecek bir birikim henüz mevcut değildir. 

            Türkçe kaleme alınmış olup teorik olarak doğrudan doğruya psikotarih ile ilgili olduğu söylenebilecek ilk çalışma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda çalışmakta olup meslekten bir psikiyatrist olan Prof. Dr. Ahmet Çelikkol tarafından kaleme alınan ve 2002 yılında yayınlanan “Tarih Psikiyatri Divanında, Psikolojik Tarih” isimli eserdir. Stüdyo İmge Yayınları tarafından yayınlanmış olan söz konusu eser hakkında, yayınlandığı dönemde birkaç tanıtım yazısı kaleme alınmış, ilk baskısı tükendikten sonra yeni baskısı yapılmamış ve eser, maalesef hak ettiği etkiyi yaratma noktasında başarılı olamamıştır. Eser, psikotarihin ülkemizdeki durumuna bağlı olarak pek ilgi görmemiş, özellikle tarihçiler üzerinde, görünen herhangi bir etkisi olmamıştır. Bunda, kuşkusuz akademideki tarihçilerin konuya olan yabancılığı belirleyici bir öneme sahiptir, ancak entelektüel elitin konuya olan ilgisizliğine de işaret etmek gerekir.       

            “Tarih Psikiyatri Divanında,” iki temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, tarih ve psikanalizin tanımları, çerçeveleri ve yaklaşımları incelenmekte, psikotarihin disiplinel temelleri irdelenmektedir. Bu çerçevede, psikotarihin ne kadar bilimsel bir disiplin olduğu üzerinde durulmakta, disiplinin bilimselliğine yöneltilmiş saldırılar incelenmektedir. İlk bölümdeki ara başlıklar, okuyucuya, eserin çerçevesi hakkında genel bir fikir verebilir: “Tarih, Psikoloji, Psikiyatri,” “Tarihin Nesnelliği,” “Psikolojik Tarih (Psychohistory),” “Psikanaliz ve Tarih,” “Sigmund Freud,” “Ruhsal İşleyiş,” “Ego Savunma Mekanizmaları,” “Psikoseksüel Gelişim,” “Nevroz ve Tarih,” “Psikolojik Tarihin Gelişimine Katkılar,” “Psikanalizin Tarih Felsefesi,” “Marksizm ve Freud,” “Psikolojik Tarih Çalışmaları,” “Freud Karşıtlığı,” “Feist ve Freud Kuramının Eleştirisi,” “Freud Kuramının Uygulanabilirlik Kriterleri” ve “Volkan’ın Seçilmiş Travma’sı ve Seçilmiş Zafer’i.”

Çelikkol, eserinin ilk bölümünde, tarih disiplinini postmodernist (yapısökümcü) bir hat üzerinden tanımlayarak, “tarihsel incelemelerde her zaman mevcut olan sübjektif mantık yürütümünün akıl yürütmeden ibaret olduğunu” savladıktan sonra, “psikolojik tarihin bu yaklaşımın yerine sistematik bir yöntem koyduğunu” (s. 22-23) ileri sürer. Tarih ve psikanalizi “geçmişle ilgilenmek” üzerinden ortaklaştırır ve her iki disiplinin geçmişte yaşananların insanlar üzerindeki etkisini sorgulamak açısından “paralel” olduklarının altını çizer. Öte yandan yazar, psikanaliz temelli psikotarihin kendisini sınırladığını ve bir anlamda “tarihsel kişiliklerin biyografisi” haline geldiğini belirtir ve “psikolojik tarih incelemelerinde, tüm psikolojik ve psikiyatrik yöntemlerin konu içinde tutulması gerektiğinin (s. 57)” önemine göndermede bulunur.   

            Yazara göre, “psikobiyografi,” “grup dinamiği,” “çocukluk” ve “aile” ile ilgili çalışmalar şeklinde gruplandırılması mümkün olan tarihsel incelemeleri kapsayan psikotarihin metodolojisi, başlıca dört basamakta odaklanmaktadır. Psikotarih, insan davranışında biliçdışının rolünü ortaya koymayı amaçlamakta; dinamik psikoloji çizgisi üzerinde işlemekte; bireyin öznel tecrübesini tanımakta ve psikotarihçiyi empati yapmaya yönlendirmektedir. (s. 25) Bu bağlamda denilebilir ki, psikotarihin temel mantığı, tarihe, insanın psikolojik motivasyonları hakkında düşünme hattı üzerinden yaklaşmayı önermektedir.

             Çelikkol’un eserinin ikinci bölümü, psikotarihsel denemelere ayrılmıştır. Bu bölümde, “insan kurban etme,” “kölecilik,” “ensest,” “eşcinsellik” ve “çıplaklık” gibi olgular psikotarihsel bir metot ile incelenmekte, bunun dışında, sözgelimi Arşimed, Newton, Kekule ve Einstein gibi bilim adamları ve Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ve faşist Alman diktatör Adolf Hitler gibi politikacıların psikobiyografileri üzerinde durulmaktadır. Sözü edilen tarihsel şahsiyetlerin faaliyetlerine psikolojinin merceklerinden bakılmakta, eylemlerinin ardındaki dürtü ve motivasyonlar anlaşılmaya çalışılmaktadır. Özellikle dünyaca ünlü Türk psikiyatrist Vamık Volkan’ın “seçilmiş travma” kavramı üzerinden “tarihsel olanı kavrama” parametreleri geliştirilmekte, Volkan’ın yaklaşımı tahlil edilmektedir.

            Metinde mevcut olan psikotarih ile ilgili kavramların Türkçeleri arasındaki tutarsızlık,  eserin geneli göz önüne alındığında çok da dikkati çekmese de, “psikotarih” kavramının kimi yerde “psikolojik tarih,” kimi yerde “psikohistori” şeklinde ifade bulması ya da “psikotarihçi” yerine “psikolojik tarihçi” veya “psikohistorici” denilmiş olması, altı çizilmesi gereken bir şeydir. Söz konusu kavramsal karmaşa, muhtemelen, psikotarih disiplini noktasında Türkçe’de oturmuş bir terminolojinin mevcut olmamasından kaynaklanmaktadır.

            Sonuç olarak denilebilir ki, insanın tarihsel eyleminin psikolojik motivasyonlarını inceleme uğraşısı olarak psikotarih, ülkemizde henüz çok yeni bir disiplin olsa da, belirli bir ilerleme çizgisi üzerinde hareket etmektedir ve kuşku yok ki, “Türkçe psikotarihin ilki” olma onuru, Çelikkol’un eserine aittir.

* Ege Üniversitesi Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi