Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

PSİKİYATRİDE TEDAVİ

Çağdaş psikiyatri, günümüzde hızlı bir aşama içine girmiştir. Birkaç on yılda etkin, yan etkisi son derece az olan ilaçlarla tedavi geliştirilmiştir.. Dünün tedavi edilemeyen ya da çok sınırlı tedavi edilebilen hastaları, tedavi edilebilmektedir. Psikotik hastaların tedavisinde bulunan onlarca nöroleptik, depresyon ve başka bozuklukların tedavisinde kullanılan 20 civarında antidepresan ilaç bulunmaktadır. Bunun yanında bir kısmı yeşil reçeteye tabi, bunaltı giderici tranklizan ilaçlar psikiyatrik hastaların hizmetindedir.

Ruhsal bozuklukların ilaçla tedavisi birinci yöntemdir. Ancak, psikiyatrik ilaçların kullanımı, genellikle antibiyotik örneğinde olduğu gibi bir kutu ile sınırlı değildir. Psikiyatrik tedavi, düzelme sağlandıktan sonra bile uzunca bir süre sürdürülür. Uygulamada ise bu her zaman böyle olmamaktadır.

1/ Verilen ilacın iyileştirici etkisi günler hatta bazan haftalar içinde başlar. İlacın alındığı ilk günlerde, tedavi etkisi ortaya çıkmadığı halde, yan etkiler kendini gösterebilir; bu olmasa bile hasta kendini daha kötü hissedebilir. Hasta da bu ilaç iyi değil diye tedaviyi bırakır. Halbuki devam etse, birkaç gün içinde yakındığı bu etkiler geçecek, ardından iyileşme belirtileri başlayacaktır.

2/ Hasta biraz iyileşince, güya kendi iradesiyle iyileşmeye başladığına ve gene iradesini kullanarak iyileşeceğine inanır ve tedaviyi bırakır. Böylelikle tedavi uzar, hastanın kronikleşme riski belirir; tedaviye baştan başlamak gerekir.

3/ Ne kadar bilgi verirsek verelim, iyileşme görüldükten sonra, hasta ilacı keser; böyle durumlarda ya hastalık hemen tekrar başlar ya da bir süre geçtikten sonra nüksetme riski artar.

4/ Hasta, yakın ya da uzak çevresinin etkisiyle tedaviyi bırakır. Ruhsal tedavi edici ilaçların beyne, karaciğere vb zarar verdiği, bunamaya yol açtığı, alışkanlık yaptığı gibi yanlış bilgiler ve telkinler öne sürülür. Sonuçta gene hasta zarar görür. Kişisel kanım, ruhsal ilaç reçete eden hekimlerin, bu konuları mutlaka açıklamaları gerektiğidir ve böyle yapmaktadırlar. Ne var ki kişisel olarak pek çok örnekte bunun yetersiz olduğunu görüyorum.

İlaç tedavisiyle birlikte, isim babalığını Freud’un yaptığı psikoterapi yöntemleri iyice gelişmiştir. Günümüzde 400’den fazla psikoterapi yaklaşımının olduğu belirtilmiştir.

Psikoterapi, konuşma yöntemiyle iyileştirme yöntemidir. Bu açıdan bakıldığında, hekim hasta ilişkisi terapötik bir ilişkidir; en azından öyle olmalıdır. Hekimin yaptığı her davranış, söylediği her söz psikoterapi çerçevesi içindedir. Hekimin yersiz bir mimiği, gereksiz bir kol işareti, her türlü sözel olmayan ilişkisi hasta için önem taşır; yanlışlarda zararlı bile olur. Aynı şekilde, hekimin ağzından çıkan her söz, tüm ifade biçimleri de dahil olmak üzere önem taşır; iki tarafı keskin bir ilaçtır.

Bazen, hatta başka uzmanlık dallarından ya da pratisyen meslekdaşlarımızdan bile, hastalara, “git kendini analiz ettir, şuualtında ne varsa bulup çözsünler” yaklaşımı gelmektedir. Sanılır ki, psikiyatri uzmanı hasta ile bir saat görüşecek, bilinçdışına inecek, problemi bulup o saat çözüverecek. Oysa klasik psikanalitik yöntemle tedavi yıllar sürmektedir ve uygulandığı hastalık yelpazesi giderek daralmaktadır. Bunun yanında, öğrenimi nisbeten kolay, daha kısa süreli terapi yöntemleri geliştirilmiştir ve uygulama ağırlığı onlardadır.

Bir bey başvurmuştu; eşinin kendisininden kuşkulandığından yakınıyordu. Başvuru nedeni, eşine tarafımdan psikanaliz yapılması, kendisinin kuşkusunun yerinde olup olmadığını öğrenilip tarafına bildirilmesiydi. Kendisine anlattım; böyle bir yöntem yoktur; ayrıca hastadan hekimi olarak şöyle veya böyle elde ettiğim bilgileri, eşi de olsa başkasına söylemem etik bir davranış olmazdı ve imkansızdı. Özetle, vatandaşımız, psikoterapiyi kolay, mümkünsüzü mümkün yapan mucize bir yöntem olarak görmektedir. Bunun yanında, birkaç psikolojik kitap okuyup, doğru-yanlış gazete küpürlerini değerlendiirp psikoteapi öğrendiğini sanan yurttaşlarımız vardır. Bazen kendi kendilerine terapi uygulamaya kalkarlar; bazen başkasına psikoterapi uygulamaya çalışırlar. Bunun zararlı sonuçlarını değerdirmeye gerek yok sanırım.

Benzer yaklaşım hipnotizma konusunda olmaktadır. Yalan yanlış bir şekilde hipnotizma öğrenen kişi, salon gösterileri düzenlemekte, sözüm ona hasta tedavisine öykünmektedir. Bu uygulamaların sonu hüsrandır; hiçbir ruhsal bozukluğu olmadığı halde, sadece merak yüzden bu uygulamalara karışan, bu nedenle kişiliğinde çözülmeler olan bir hastam olmuştu.

Bazı hastalarımız, özellikle hipnotizma talep etmektedirler. Bunun nedeni, hipnotizmanın olağanüstü etkin olmalarını sanmalarındandır. Gerçekte ise, uzmanınca yapılmış olsa bile, hipnotizma bir tedavi yöntemi değildir; uygun terapötik yaklaşım için sadece bir araçtır.Bunun yanında, özellikle ülkemizde, hipnotizmanın, bilir bilmez birtakım kişilerce uygulandığını, ve muutlaka yanlış uygulandığını tekrar vurgulamalıyız.