Ahmet Çelikkol

        Muayenehane       

              Kitap                

            Özgeçmiş          

           Ana Sayfa          

            İletişim           

    Gazete Yazıları       

               Fotoğraf             

       Site Haritası       

          Basında          

     YÖK Yazıları       

                Şiir             

   Ruhsal Bozukluklar  

      Konuk Defteri       

 Çelikkol Yayıncılık  

 Ege Psikiyatri Yayınları

 

Cumhuriyet 2. sayfa

Üniversitelerimiz: Boyun Eğ ya da Git!

 

Üniversitelerimiz her kesimde yoğun sorunlara yol açıyor. YÖK'ün öz kendisi ve her kademedeki ülke yönetimi, YÖK uygulamalarından yakınmaktadır. YÖK'le ilgili haber ve eleştiriler yazılı ve görsel medyada her zaman yer almakta, bazı durumlarda bu yayınlar ülke gündeminin başına oturmaktadır.

Üniversitelerimizin yönetimsel yapısına bakarsak, tepeden tırnağa aşırı merkeziyetçi bir yapıda olduğunu görürüz. Söylemeye gerek yok ki aşırı merkeziyetçi yönetim yapılanması, tamamen çağdışıdır ve bilimsel değildir. En küçük birimden başlarsak, bilim dalı başkanı, anabilim dalı başkanı, bölüm başkanı, dekan, rektör ve YÖK (ya da YÖK Başkanı)... Bu hiyerarşide, aykırı bir davranış sergiler ya da fikir üretirseniz sistem dışına itilirsiniz. Örneğin rektörseniz, YÖK, rektörlüğü yürütmek için gereksiniminiz (ihtiyacınız) olan elektriğinizi, suyunuzu kesiverir ve rektörlük yapamaz duruma gelirsiniz. O halde, davranışlarınızı bu durumu bilerek yönlendireceksiniz.

Dekansanız, rektörünüz suyunuzu, elektriğinizi kesebilir. Bu zincir devam eder. Bu nedenle, yönetimin her basamağında (kademesinde) olanlar, isteseler de istemeseler de uygulamalarına otosansür uygulamak zorundadırlar. Şimdi, örneğin bir sayın dekan, böyle bir durum olmadığını, özgür iradesiyle davrandığını söylese neyi değiştirir?..

Hiyerarşide, tepeden başlarsak, dekan ve sonrakilerin tüzelkişiliği yoktur. Bu bakımdan, öğrenci dahil, tüm üniversite mensuplarının hukuksal muhatabı rektörlüktür. Öyleyse, yetki ve sorumluluk rektördedir; ancak YÖK ile karşı karşıya gelmediği sürece... Tabii böyle bir yönetsel (idari) yapılanmanın, çağdaş çalışma ile yakından uzaktan ilgisi olmadığını, birinci sınıf hukuk öğrencileri bile gayet iyi bilirler.

Üniversitenin başlıca iki amacı vardır: Eğitim ve bilimsel çalışma . Bu iki amacın dışında, özellikle tıp fakülteleri, yurttaşa üst düzey sağlık hizmeti vermek durumundadır.

Öncelikle, öğretim üyelerinin gelir düzeyi açısından tatminli, bundan daha önemlisi kazanç açısından her koşulda yaşamını sürdürebilmesi gerekir. Eğer durum böyle değilse, hocalar için, görevlerini sürdürmelerinde sorunlar olabilecek demektir.

Bir de YÖK uygulamalarının, üniversite mensuplarının üzerinde Demoklesin Kılıcı gibi sallanan yaptırımları vardır. Burada denebilir ki, üniversite mensupları bu kurallara göre davranırsa önemli sorun yok demektir. Ama uygulamalar öyle mi?

Diyelim, üniversitenin hiyerarşide en alt basamağı olan anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalışmaktasınız. Anabilim dalının en az ayda bir toplanması gereken Akademik Kurul 'u vardır. Birimde çalışan tüm öğretim üyelerinin katıldığı bir toplantı... Yasa, bu kurulda alınacak kararların anabilim dalı başkanı için istişari nitelikte olduğunu yazar. Doğrudan deyişle, alınan kararlar anabilim dalı başkanını bağlamaz. Ancak, iyi bir uygulama örneği olarak, birçok rektör ya da dekan, istişari niteliğini dikkate almaksızın Akademik Kurul kararını şart koşar.

Buraya kadar çok iyi. Eğer bir Akademik Kurul'da, anabilim dalı başkanını biraz sertçe eleştirecek olursanız; başkanınızın demokratikliği, yeterliliği, hazımlılığı, komplekssizliği ile ters orantılı olarak başınıza neler geleceğini Tanrı bilir. Bir de bakarsınız, toplantının ertesi günü, elinize bir yazı tutuşturulur: On beş yıldır çalışmakta olduğunuz göreviniz değiştirilir. Neden diye soracak olursanız, göstermelik bir neden belirtilir.

Şimdi ya özsaygınızı dikkate almayacaksınız ve tıpış tıpış verilen yeni görevinize başlayacaksınız. Yani boyun eğeceksiniz! Başka deyişle, özsaygınızı kendinize çiğnetecekler... Birtakım kademelere derdinizi anlatmaya kalkışsanız, size sadece ''gazan mübarek olsun'' diyecekler. Özsaygınızı yitirdiğinize göre yeni işinizi nasıl yaparsınız; nasıl fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür öğrenci yetiştirebilirsiniz? Orası kimin umurunda!..

Ya da direneceksiniz. ''Türkiye Cumhuriyeti, muz cumhuriyeti değildir. Öğretim üyesi de kimsenin kapı kulu değildir'' düşüncesiyle, hastalara zarar vermeme açısından tedavi sorumluluğunu yerine getirme dışında, size dayatılan yeni görevi almayacaksınız; yeni görevinizle ilgili hiçbir belgeyi imzalamayacaksınız.

Daha acı ve komik olanı, önünüze getirilen belgeye rasgele iki çarpı işareti koyup imza yerine bir çizik atsanız gene size kimse bir şey demez. Tersi durumda, her türlü idari sonucu da peşinen kabul edeceksiniz . Bu arada, uzmanlığında, profesörlüğünde imzanız bulunan anabilim dalı başkanınızın ''kendine yazık ediyorsun'' ya da kaleme gelmeyecek sözlerine muhatap olacaksınız.

Bu bir tehdit mi, aba altından sopa göstermek mi diye düşüneceksiniz. Her türlü sonuca katlanmayı göze alacaksınız...

Özetin özeti, bugünkü YÖK düzeni size iki seçenek sunar: Boyun eğ ya da git! Yirmi yıllık YÖK macerasının bugün geldiği nokta budur. Hukuk kuralları işletilmedikçe, çağdaş yönetime geçilmedikçe olacağı da budur.

Öğretim üyesini kapıkulu yapan zihniyete karşı çıkışınız nasıl sonlanır? Göreceğiz.