|
|
Cumhuriyet 2. sayfa
Üniversite Rektörünün Görevleri
Rektör, üniversitenin en tepe yöneticisidir. Doğaldır ki
atanma biçimi, görev yetkileri ve de sorumlulukları yasalarla
belirlenmiştir. Eylemleri yasa denetimindedir. Rektörlük, bilim ve toplum
açısından saygın bir kurumdur, bu saygınlığın herkesçe korunması, bu makamın
yıpratılmaması gerekir; böyle bir yazıya başlarken, yazar da bu saygınlığı
göz önünde tutmalıdır. Gene doğaldır ki, bu duyarlılık bu yüce makamı
dolduran kişiler için de gereklidir.
Ege Üniversitesi, tarih olarak ülkemizin üçüncü
üniversitesidir; fakülteleri, yüksekokulları, enstitüleri ile ülkemizin en
büyük üniversitelerinden biridir. Bu üniversitenin başı da, bu büyüklükle
onur kazanmış aynı zamanda bu büyüklükle orantılı sorumluluklar
yüklenmiştir.
Yönetim kademeleri açısından, rektöre bağlı çok sayıda dekan
görev başındadır. Tıp fakültelerinde, dekana bağlı bölüm başkanlıkları
bulunur. Anabilim dalları, bölüm başkanlıklarına bağlıdır.
Şimdi, 31 yıllık tüm meslek yaşamımı harcadığım Psikiyatri
Anabilim Dalı'ndaki uygulamalara geliyorum: 12 Eylül'le, seçimle gelmiş
Anabilim Dalı Başkanı görevden alındı ve şimdiki başkan atandı. Yeni başkan,
aynı zamanda rektör yardımcısı; sonra rektör oldu. Tam 19 yıl. Üstüme vazife
olmasa da yazmam gerekirse, bir süre ek olarak Nöroloji Anabilim Dalı
Başkanlığı da yaptı. Hatta kısa bir süre için de "tedviren (yönetmekle
görevli olarak)" dekanlık görevini üzerine aldı.
Konuyu önce yönetim mantığı açısından irdelememiz gerekir.
Aynı zamana hem rektör, hem anabilim dalı başkanı olmanın yönetimsel
şemasına göz atalım:
Diyelim ki, Çubuk Barajı'nda çalışan bölüm şefi, gün geldi,
başbakan oldu. Kendisine bağlı onlarca bakanlık var. Her bakana bağlı birçok
genel müdürlük var. Her genel müdürlüğe bağlı müdürlükler var. Başbakan
diyor ki, "ben aynı zamanda Çubuk Barajı Müdürlüğü görevini de
sürdüreceğim". Bu, yönetim mantığı açısından konunun incelenmesi. İşte
mantıksız şeması:
Şimdi de konuya hukuk mantığı açısından bakalım. Anabilim
dalında görevlisiniz; diyelim ki başkanı şikâyet etmek istiyorsunuz.
Başkanınız aynı zamanda üniversitenizin rektörü. Bu iş nereye varabilir?
Rektörün tayin ettiği dekan, anabilim dalı başkanlarıyla toplantı yapsa,
Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanına (aynı zamanda rektör), hiyerarşik
yaklaşımı nasıl olabilir?
Gene hukuksal küçük bir ayrıntı. Anabilim dalı başkanının,
tam gün çalışması gerekir. Sözgelimi, part time çalışan bir kişiyseniz ve
eğer kürsü başkanı olmak isterseniz, part time çalışma hakkınız korunmakla
birlikte, tam gün mesaisi yapmak zorundasınız. Büyük bir üniversitenin
rektörü iseniz; başkanı olduğunuz anabilim dalına sadece şöyle bir
uğrarsınız. Öyleyse bu durum, anabilim başkanının tam gün çalışması
ilkesiyle uyuşmamaktadır. Yoksa, Anabilim Dalı Başkanı aynı zamanda
rektörse, yasa ve/veya yönetmelikler rafa mı kaldırılıyor?
Başka bir ayrıntı daha. 67 yaşına ulaşan devlet görevlisi,
yaş sınırı nedeniyle emekli olur. Eğer bu yaşa geldiğinizde rektörseniz,
zorunlu emekli olma süreniz, rektörlük döneminiz sona erinceye kadar uzamış
olur. Doğaldır ki, demokratik olmasa da, değişmediği sürece yasanın dediği
olur. Yasanın ya da yönetmeliğin dediği olur da, "şık" olur mu,
tartışılmalıdır. En azından, bu hakkı, rektörlük görevi dışında kullanmanın
şık olmadığını düşünüyorum.
Başkan 7 yıldır üçer yıllık dönemler için seçimle gelir ama,
kimse alınmasın, bazı gariplikler de olmuştur. Bir sabah kliniğe gelirsiniz;
bir telefon duyurusu alırsınız, "Dekanlığa buyurun; yarım saat içinde
Anabilim Dalı Başkanı'nı seçeceksiniz" diye. Toplanırsınız, bakarsınız bazı
öğretim üyeleri hazır değil; dersiniz ki "Bu seçimi erteleyelim; tam kadro
burada değiliz". Size denir ki: "Hayır; Anabilim Dalı Başkanlığı bir gün
bile boş kalamaz. Cevap verirsiniz: "Savaş halinde miyiz, yangından mal mı
kaçırıyoruz; ayrıca şimdiki başkan yeni seçime kadar görevini sürdürür
nihayet birkaç gün". Gene, "Olmaz" yanıtını alırsınız. Üç yıl sonra, başka
bir öğretim üyesi meslektaşınızla, İzmir dışında bir bilimsel kongreye, tabi
ki resmen izinli olarak atılırsınız. Pazartesi günü göreve döndüğünüzde,
öğrenirsiniz ki cuma günü kürsü başkanı seçilmiş, üniversite rektörü gene
anabilim dalı başkanı olmuştur. Peki, o sırada birkaç günlüğüne İzmir dışına
çıkmış olan iki öğretim üyesinin seçme ve seçilme hakkı nerede kalmıştır?
Bütün bunların yasa ve/veya yönetmeliklere uygun olduğu söylenecekse bu da
tartışılmalıdır. Hukuk yolu budur; demokrasi budur. Bunu yaparken de,
safsatalara sapılmamalıdır. "Rektör, aynı zamanda Anabilim Dalı Başkanı
olamaz" diye bir yasa yok mantığı gibi. Böyle bir gerekçeye dayanmak,
"hakkın suiistimali" anlamına gelir. Çubuk Barajı Müdürü seçiminde, başbakan
da aday olsa ve de seçilse, bu ne kadar demokratik olur?
Ülkemiz, demokratikleşme özlemindedir. Demokratikleşmenin
önemli koşulu tartışabilme ve şeffaflaşmadır. Üniversiteler, bu konunun
öncülüğünü yapmalıdır. Bu inançla, konuyu, kamuoyu önünde ilgili kurum ya da
kurumların dikkatine sunuyorum.
|
|