ŞİİR

 

YÜREĞİME DEĞEN BAHAR

Sevgi okyanusu

Dün hiç gelmedi zaten/anladım

Mahkum

 

 

 

ÖZLEDİM

 

Ne güzel uçarlardı

Peşlerinden koşardım sapanımla

Hiçbirini vuramazdım

Kuşlarımı özledim

 

Karanlık çökerdi, korkardım

Solgun, suskun canavarlar

Uyanırdım kuş gibi atan yüreğimle

Düşlerimi özledim

 

Korkulu gündüz düşleriydi

Bitip tükenmez sınavlar

Üstüm başım, utanırdım sessizce

Okulumu özledim

 

Yıkık duvarlı sokaklarda

İtiş kakış, ter içinde

Delik papuçlarla vururduk bağlanmış bezlere

Topumu özledim

 

Yırtık eski gazeteler

Çıta yerine ağaç dalları

Gene de uçardı esintili güz akşamlarında

Uçurtmamı özledim

 

Umutsuz hayallerdi kurduğum

Soğuk yer yatağımda her akşam düşünürdüm

Kimseler bilmezdi sevdiğimi

Seni özledim

 

Umut doluydu çaresizliklerde

Buna da şükür derdi

Dualar ederdi

Annemi özledim

 

Bir akşam çağrısı, bir aşık koşması

Ne oldum, ne olacak, nerdeyim şimdi

Bu ben miyim, değiştim mi

Kendimi özledim

 

 

NEREDE BAHARIN HATMİLERİ

 

Nerede baharın hatmileri

Adına şiirler yazılan gül

Işıldayan renkleri toprağın

 

Nerede baharın hatmileri

Ulaşmak güzel çiçeklerine

Güzel gözleri mis kokulu yaprağın

 

Nerede baharın hatmileri

Kavuşmak güllere kaygısızca

Gök açılır, kuşlar uçar kaynar yüreğin.

 

 

 

 

YALNIZLIĞA ÖVGÜ YA DA BOYUN EĞİŞ

   

Mor dağların al kanatlı yalvacı

Yalnızlığa koşuşan yitik sonbaharlar

Sırtımda bomboş evrenin yükü

 

Ne yapar, nasıl sabreder iğneli çam yaprakları

Sonsuzluğu bekleyen ezgilerin seslenişi ormana

Yay çizen ağustosböceği, halince, gürültülü, uçarı

 

Toprağa ulaşmayan gözyaşları, çözümsüz çaresizlikler

Bunaltılı akşamlar, daraltılı sokaklar, soluksuz kalabalık

Elemli kaderlerin cümlesi

 

Evrenine dün doğmuş yavrucuk kaplumbağa

Önemsiz, umarsız, geleceksiz, minnacık

Bin evrenden artakalan dünyamız, dönüyor sonsuzluğa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAKKINDA:

İzmir Esintileri

Objektife Yakalanan Şiir

Dinçer Sezgin

Sevgili dostum Şair Yusuf Alper’in yanına gitmiştim bir gün. Biraz söyleştikten sonra  “Gel dedi, seni sanatçı bir dostla tanıştırayım.” Çıktık üzerinde ‘Prof. Dr. Ahmet Çelikkol – Psikiyatrist’ yazan bir kapıyı çaldı, içeri girdik. Tanıştık. Zamanın bizi dostluk tadına ulaştıracağını, sık görüşme olanağı bulamasak da birbirimizin çalışmalarını daima izleyeceğimizi elbette tahmin bile etmemiştim, o tanışma sırasında. Psikiyatri profesörüydü. Ama aynı zamanda çok değerli bir fotoğraf sanatçısıydı. Üşenmedi, kalkıp çektiği fotoğrafları gösterdi bize. Gerek siyah beyazları, gerek renklileri, insanın dilini damağını kurutacak kadar güzeldi. Fotoğrafları izlememiz saatlerce sürdü. Ahmet deklanşöre basılacak anı çok iyi biliyordu. İzleyen fotoğraf konularını, öykülerini öne çıkarmadan, plastik tada doyurmayı biliyordu. Işığı, çok güzel kullanıyordu. Ahmet fotoğraf sergileri açtı. Karma sergilere katıldı. Ödüller aldı. Hala, büyük bir hazla sürdürüyormfotoğraf makinesiyle dostluğunu.

Yıllar yıllara eklendi. Ahmet, objektifle yakalamaya çalıştığı şiiri, kalemiyle de yakalamak çabasına daldı. Kendisine hiçbir zaman “şairim” demedi. ‘Dize’, ‘Düşlem’, ‘Pencere’, ‘Çağdaş Türk Dili’ dergilerinde şiirleri yayımlandı. Şiirleri çoğaldıkça “Ben şair değilim” sözünü daha sık söyler oldu.

Yeni yazdığı bir şiiri bizlere okurken, sanki suç işlemiş gibi tedirgin, mahcup, hüzünlü olurdu hep. Dergilerde yayımlanan şiirleri çoğunlukla özlemin, yalnızlığın, kendini arayışın şiirleriydi. Ege Üniversitesi yoğun bakım ünitesinde yatarken, Şair dostum Yusuf Alper, ‘Sıkılınca okursun’ diyerek bir kitap getirdi. Kitabın adı ‘Yüreğime Değen Bahar’ yazarı, şairi de kimdi biliyor musunuz? Ahmet Çelikkol. ‘Dize’ dergisi yayını olarak çıkan kitabın arka kapağına Veysel Çolak, “Bu kitap, şiiri sevmenin ve bunu içtenlkle söylemenin bir kanıtıdır. Çelikkol’un hiçbir şey beklemeden şirle buluşmayı amaçlıyor olması; şiir yazma edimini bir arınma, aşkınlaşma süreci olarak gördüğünü ortaya koyar. Bireyin kendini gerçekleştirmesi; daha doğrusu kendini üretmesi bağlamında bir öneridir Çelikkol’un yaptığı” diye yazmış. Tümüyle katılıyorum. Ahmet’in kitabını bir solukta okudum. Hemen hemen bütün şiirlerinde bir umut var. Ama yine bütün şiirlerinde hüzün, yalnızlık ve büyük bir arayışın soruları da var. Bir şiirini “Ben neyin peşindeyim” diye bitiriyor. Bir başka şiiri “Yalnızlık, yine yalnız” diye bitiyor. Bir başka şiirine “Yalnız mısın, korkar mısın yalnızlıktan / Kime bakarsın, kimse olmadan” diye başlıyor. Bir şiiri “Kendimi özledim” dizesiyle sonlanıyor. Bir başka şiirinde de “Ben yaşamadım dünü /Yarınımı isterim” diyor. ‘Sonsuzluk Denen’ adlı şiirini ne “Aştım ruhun ölmezliğini / Aşkın olmazlığını / Yeniden geldim dünyaya / Var olması yokluğun ne yazar / Dünya kurulmuş, biz varız ya” dizeleriyle ve büyük bir umutla noktalıyor. Ahmet, her şair gibi, hüznü, yalnızlığın ve umudun şiirini yazmaya çalışıyor. Görünen o ki ileride bunlar üzerinde daha da yoğunlaşacak ve öteki Ahmetlerle birlikte şiirine yeni kanatlar ekleyecek, biz okurlarını o Ahmet’lerin dünyasına sevgiyle uçuracak.

Bu kitabı için Ahmet’e diyeceğim, bence önemli bir şey var: Şiirin iç müziğini yakalama uğraşını yoğunlaştırmalı. O zaman şiiri yüreğimize daha yakın olacak, şiirinin objektifi daha çok şiire dönüşecek. (Radikal Gazetesi)

 

YÜREĞİME DEĞEN BAHAR

Ahmet Çelikkol, Dize Yayınları, şiir, 47 sayfa

"Hiç elleri benden büyük sevgilim olmamıştı/ Zil çaldı, yüreğime değen bahar/ Kapı açık, yüreğim açık/ Komşumu öpsem, kedimi kucaklasam" bu satırların sahibi Ahmet Çelikkol; doğaya, sevgiliye, kediye ve yaşamla ilgili her şeye sevecen bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Kitapta yer alan son şiir ise o onanmaz ölüm gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor: "Ölüler şarkı söylemez bırak beni gideyim". Daha önce Dize, Düşlem, Pencere ve Çağdaş Türk Dili dergilerinde yayımlanarak sınanmış; şiir skalasında kendilerine yer açabilmiş yapıtlardan oluşuyor. Geçmişi ve geçmişin şiirini unutanlara bir yürek anımsatması yaratan kitabın sayfalarını süsleyen fotoğraflar da bir o kadar ilginç.(Radikal Kitap, 20.07.2001)