Ahmet Çelikkol

           Ana Sayfa           

          Site Haritası          

   Ruhsal Bozukluklar  

     Muayenehane   

           İletişim         

             Basında           

        Konuk Defteri       

            Kitap           

     Gazete Yazıları    

       YÖK Yazıları      

   Çelikkol Yayıncılık  

            Özgeçmiş           

            Fotoğraf           

                 Şiir                

  Ege Psikiyatri Yayınları 

 

ŞİİR

 

YÜREĞİME DEĞEN BAHAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖZLEDİM

 

Ne güzel uçarlardı

Peşlerinden koşardım sapanımla

Hiçbirini vuramazdım

Kuşlarımı özledim

 

Karanlık çökerdi, korkardım

Solgun, suskun canavarlar

Uyanırdım kuş gibi atan yüreğimle

Düşlerimi özledim

 

Korkulu gündüz düşleriydi

Bitip tükenmez sınavlar

Üstüm başım, utanırdım sessizce

Okulumu özledim

 

Yıkık duvarlı sokaklarda

İtiş kakış, ter içinde

Delik papuçlarla vururduk bağlanmış bezlere

Topumu özledim

 

Yırtık eski gazeteler

Çıta yerine ağaç dalları

Gene de uçardı esintili güz akşamlarında

Uçurtmamı özledim

 

Umutsuz hayallerdi kurduğum

Soğuk yer yatağımda her akşam düşünürdüm

Kimseler bilmezdi sevdiğimi

Seni özledim

 

Umut doluydu çaresizliklerde

Buna da şükür derdi

Dualar ederdi

Annemi özledim

 

Bir akşam çağrısı, bir aşık koşması

Ne oldum, ne olacak, nerdeyim şimdi

Bu ben miyim, değiştim mi

Kendimi özledim

 

 

 

DÜN HİÇ GELMEDİ ZATEN / ANLADIM

 

Gün döndü bugün / nasılsa karlar pembe

Uyuyan gecenin korkusuz sabahı geldi

Yüreğim uçsuz bozkırlarda dolanır

 

Bir tebessüm eksik gözlerinde / duyarım

Sözlerin zihnime yazıldığı an, her an

Kimsesiz kendimin benliği ağlaşır sessizce

 

Bir söz var, bir sözün var / yakaladım

Parmağınla devşirdiğin kızarmış narın

Acımsı tadı yayılır dilimin ucuna / yanarım

 

Dedim ya, ahengi yok kumsaldaki gölgenin

Kıyıya vuran dalganın ötesi deniz, ötesi aşkım

Narin balıkların küçük ağızları sayıklar seni-beni

 

Gündüz düşü görmedim, gece düşüyüz ikimiz birden

Zamanlar ayartır kimliğimi, rüzgara diklenir gün boyu

Unuttum yarını, dün hiç gelmedi zaten / anladım

 

 

NEREDE BAHARIN HATMİLERİ

 

Nerede baharın hatmileri

Adına şiirler yazılan gül

Işıldayan renkleri toprağın

 

Nerede baharın hatmileri

Ulaşmak güzel çiçeklerine

Güzel gözleri mis kokulu yaprağın

 

Nerede baharın hatmileri

Kavuşmak güllere kaygısızca

Gök açılır, kuşlar uçar kaynar yüreğin.

 

 

SEVGİ OKYANUSU

 

 

Karanlıktı, görmüyordu, ışığa hasret

Cahildi, bilgiye susamış

Yoksuldu, umudu varsıl

Cumhuriyet ulusu

 

Kırdı karanlığı keskin bıçağı aklın

En aydınlık yüz, aydınlattı ufukları

Yorgun zihinler yıkandı ışığıyla

Binyılın koşusu

 

Yetmişbeş yaşında sonsuzluk güneşi

Onurlu, ödünsüz, kırılmaz zincir

En güzel coğrafyada

Varoluş coşkusu

 

İnançlı mavi bakışlarında

Sımsıcak coşkusu aydınlığın

Halkının yüreğinde

Sevgi okyanusu

 

 

 

 

UMUTLAR GELİR

 

Güzel düşlerim, yaşamımın harcı, umudumun soluğu

Uslanmaz bir rüzgarla koşarım

Rüzgara doğru

 

Günlük güneşlik gökkafes, hapishane müdürüm

Soğuk pınar sularıyla dolan zihnimi

Zihnimin aynasında gördüm

 

Bulunmaz bir su, bu umutsuz gecenin rengi

Değişti sabrım, yok oldu beklediğim hüzün

Çiğ düşmüş salkımın tanesi gibi

 

Irmak boylarında rastladım, kristal çiçeklere

Gizli kalmış umutlar yakıyor bedenimi yeniden

Görmediğim düşler, esiyor geleceğe

 

Irmak boylarında bıraktım, aynadaki suretimi

Kimsesiz dağ yamaçlarında gördüğüm

Bilinmez uzaklardan gelen yelkenli

 

İz sürerim gönlümce, ararım sine sine

Saklı kulübeler buldum, yalnızlık ormanında

Umutlu bir rüzgara rastladım yine

YALNIZLIĞA ÖVGÜ YA DA BOYUN EĞİŞ

   

Mor dağların al kanatlı yalvacı

Yalnızlığa koşuşan yitik sonbaharlar

Sırtımda bomboş evrenin yükü

 

Ne yapar, nasıl sabreder iğneli çam yaprakları

Sonsuzluğu bekleyen ezgilerin seslenişi ormana

Yay çizen ağustosböceği, halince, gürültülü, uçarı

 

Toprağa ulaşmayan gözyaşları, çözümsüz çaresizlikler

Bunaltılı akşamlar, daraltılı sokaklar, soluksuz kalabalık

Elemli kaderlerin cümlesi

 

Evrenine dün doğmuş yavrucuk kaplumbağa

Önemsiz, umarsız, geleceksiz, minnacık

Bin evrenden artakalan dünyamız, dönüyor sonsuzluğa

 

 

 

BEN YAŞAMADIM DÜNÜ

 

Bir damla suya bin hasret, susamış kaktüs

İzsiz, ufuksuz, rüzgarsız çöl kumları

Kırk haramilerin iz sürdüğü yokuş

 

Çırpınır ebedi isyanla, dudaklarımda sensizlik fısıltısı

Güneşe renk veren ışıltı kaybolur

Ben yaşamadım dünü

 

Çöl kumlarını sulayan ışığın, gözlerinden koşup gelen

Tenimi delip geçen martı

Yeniden ilkbahar

 

Hiç elleri ellerimden büyük sevgilim olmamıştı

Zil çaldı, yüreğime değen bahar

Kapı açık, yüreğim açık

Komşumu öpsem, kedimi kucaklasam

 

Ben yaşamadım dünü

Yarınımı isterim

 

 

MAHKUM

 

Yalnız mısın, korkar mısın yalnızlıktan

Kime bakarsın, kimse olmadan

 

Düşünmek gün boyu, zamansız - mekansız

Düşünecek şey olmadan

 

Seni seven bilir yalnızca

Güzelsin, farkında olmadan

 

Kader mi bir garip insanoğlunun

Sokulmak nefesine nefes almadan

 

Bir mucize, sevmek sahibini

Boğaz tokluğuna nankör olmadan

 

Doğrusu hür olmaktı, sense değilsin

Yaşamak zor kul olmadan

 

Acı bir tat, eski bir sanat

Mahkum yaşamak mahkum olmadan

 

 

 

 

 

YAĞMUR ISLATIR KALBİMİ

 

Eriğin çiçeğe durmasını bekler gibi bekledim bu anı

Dervişin ölümü özleyişi gibi, en büyük vuslatı

Çiçeğin arıyı gözlemesi gibi bekledim

 

Bilmez misin, sen gelince

Mitralyöz ateşine uğramış kısrak misali

Gülleler yuvarlanır gül vadilerinde

 

Yağmurlu bir gök gürlemesi, gökleri kırbaçla bölen

Aydınlanır karanlıklar şimşek hızıyla

Yağmurla yıkanır çıkmaz sokaklar

 

Bilmez misin geldiğinde

Bir yağmur iner gökyüzünden

Bir tohum düşer toprağa

Sonsuzdan gelen nehir, sonsuza gider

 

Nehir sırılsıklam, ter içinde

Ben ömrümün esiriyim, sense benim

Yokuşa sürme yağmuru, ayna tutma şimşeğe

Sokaklar bomboş, aksın yağmur sokaklara

Işıyan tenin aydınlatsın bulutları

Bir an, bir an, bir an

 

HAKKINDA:

İzmir Esintileri

Objektife Yakalanan Şiir

Dinçer Sezgin

Sevgili dostum Şair Yusuf Alper’in yanına gitmiştim bir gün. Biraz söyleştikten sonra  “Gel dedi, seni sanatçı bir dostla tanıştırayım.” Çıktık üzerinde ‘Prof. Dr. Ahmet Çelikkol – Psikiyatrist’ yazan bir kapıyı çaldı, içeri girdik. Tanıştık. Zamanın bizi dostluk tadına ulaştıracağını, sık görüşme olanağı bulamasak da birbirimizin çalışmalarını daima izleyeceğimizi elbette tahmin bile etmemiştim, o tanışma sırasında. Psikiyatri profesörüydü. Ama aynı zamanda çok değerli bir fotoğraf sanatçısıydı. Üşenmedi, kalkıp çektiği fotoğrafları gösterdi bize. Gerek siyah beyazları, gerek renklileri, insanın dilini damağını kurutacak kadar güzeldi. Fotoğrafları izlememiz saatlerce sürdü. Ahmet deklanşöre basılacak anı çok iyi biliyordu. İzleyen fotoğraf konularını, öykülerini öne çıkarmadan, plastik tada doyurmayı biliyordu. Işığı, çok güzel kullanıyordu. Ahmet fotoğraf sergileri açtı. Karma sergilere katıldı. Ödüller aldı. Hala, büyük bir hazla sürdürüyormfotoğraf makinesiyle dostluğunu.

Yıllar yıllara eklendi. Ahmet, objektifle yakalamaya çalıştığı şiiri, kalemiyle de yakalamak çabasına daldı. Kendisine hiçbir zaman “şairim” demedi. ‘Dize’, ‘Düşlem’, ‘Pencere’, ‘Çağdaş Türk Dili’ dergilerinde şiirleri yayımlandı. Şiirleri çoğaldıkça “Ben şair değilim” sözünü daha sık söyler oldu.

Yeni yazdığı bir şiiri bizlere okurken, sanki suç işlemiş gibi tedirgin, mahcup, hüzünlü olurdu hep. Dergilerde yayımlanan şiirleri çoğunlukla özlemin, yalnızlığın, kendini arayışın şiirleriydi. Ege Üniversitesi yoğun bakım ünitesinde yatarken, Şair dostum Yusuf Alper, ‘Sıkılınca okursun’ diyerek bir kitap getirdi. Kitabın adı ‘Yüreğime Değen Bahar’ yazarı, şairi de kimdi biliyor musunuz? Ahmet Çelikkol. ‘Dize’ dergisi yayını olarak çıkan kitabın arka kapağına Veysel Çolak, “Bu kitap, şiiri sevmenin ve bunu içtenlkle söylemenin bir kanıtıdır. Çelikkol’un hiçbir şey beklemeden şirle buluşmayı amaçlıyor olması; şiir yazma edimini bir arınma, aşkınlaşma süreci olarak gördüğünü ortaya koyar. Bireyin kendini gerçekleştirmesi; daha doğrusu kendini üretmesi bağlamında bir öneridir Çelikkol’un yaptığı” diye yazmış. Tümüyle katılıyorum. Ahmet’in kitabını bir solukta okudum. Hemen hemen bütün şiirlerinde bir umut var. Ama yine bütün şiirlerinde hüzün, yalnızlık ve büyük bir arayışın soruları da var. Bir şiirini “Ben neyin peşindeyim” diye bitiriyor. Bir başka şiiri “Yalnızlık, yine yalnız” diye bitiyor. Bir başka şiirine “Yalnız mısın, korkar mısın yalnızlıktan / Kime bakarsın, kimse olmadan” diye başlıyor. Bir şiiri “Kendimi özledim” dizesiyle sonlanıyor. Bir başka şiirinde de “Ben yaşamadım dünü /Yarınımı isterim” diyor. ‘Sonsuzluk Denen’ adlı şiirini ne “Aştım ruhun ölmezliğini / Aşkın olmazlığını / Yeniden geldim dünyaya / Var olması yokluğun ne yazar / Dünya kurulmuş, biz varız ya” dizeleriyle ve büyük bir umutla noktalıyor. Ahmet, her şair gibi, hüznü, yalnızlığın ve umudun şiirini yazmaya çalışıyor. Görünen o ki ileride bunlar üzerinde daha da yoğunlaşacak ve öteki Ahmetlerle birlikte şiirine yeni kanatlar ekleyecek, biz okurlarını o Ahmet’lerin dünyasına sevgiyle uçuracak.

Bu kitabı için Ahmet’e diyeceğim, bence önemli bir şey var: Şiirin iç müziğini yakalama uğraşını yoğunlaştırmalı. O zaman şiiri yüreğimize daha yakın olacak, şiirinin objektifi daha çok şiire dönüşecek. (Radikal Gazetesi)

 

YÜREĞİME DEĞEN BAHAR

Ahmet Çelikkol, Dize Yayınları, şiir, 47 sayfa

"Hiç elleri benden büyük sevgilim olmamıştı/ Zil çaldı, yüreğime değen bahar/ Kapı açık, yüreğim açık/ Komşumu öpsem, kedimi kucaklasam" bu satırların sahibi Ahmet Çelikkol; doğaya, sevgiliye, kediye ve yaşamla ilgili her şeye sevecen bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Kitapta yer alan son şiir ise o onanmaz ölüm gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor: "Ölüler şarkı söylemez bırak beni gideyim". Daha önce Dize, Düşlem, Pencere ve Çağdaş Türk Dili dergilerinde yayımlanarak sınanmış; şiir skalasında kendilerine yer açabilmiş yapıtlardan oluşuyor. Geçmişi ve geçmişin şiirini unutanlara bir yürek anımsatması yaratan kitabın sayfalarını süsleyen fotoğraflar da bir o kadar ilginç.(Radikal Kitap, 20.07.2001)