|
|
|
ŞİİR
YÜREĞİME DEĞEN BAHAR
|
|
 |

|
Ne güzel uçarlardı
Peşlerinden koşardım sapanımla
Hiçbirini vuramazdım
Kuşlarımı özledim
Karanlık çökerdi, korkardım
Solgun, suskun canavarlar
Uyanırdım kuş gibi atan yüreğimle
Düşlerimi özledim
Korkulu gündüz düşleriydi
Bitip tükenmez sınavlar
Üstüm başım, utanırdım sessizce
Okulumu özledim
Yıkık duvarlı sokaklarda
İtiş kakış, ter içinde
Delik papuçlarla vururduk bağlanmış
bezlere
Topumu özledim
Yırtık eski gazeteler
Çıta yerine ağaç dalları
Gene de uçardı esintili güz
akşamlarında
Uçurtmamı özledim
Umutsuz hayallerdi kurduğum
Soğuk yer yatağımda her akşam
düşünürdüm
Kimseler bilmezdi sevdiğimi
Seni özledim
Umut doluydu çaresizliklerde
Buna da şükür derdi
Dualar ederdi
Annemi özledim
Bir akşam çağrısı, bir aşık koşması
Ne oldum, ne olacak, nerdeyim şimdi
Bu ben miyim, değiştim mi
Kendimi özledim
|
DÜN HİÇ GELMEDİ ZATEN / ANLADIM
Gün döndü bugün / nasılsa
karlar pembe
Uyuyan gecenin korkusuz
sabahı geldi
Yüreğim uçsuz bozkırlarda
dolanır
Bir tebessüm eksik
gözlerinde / duyarım
Sözlerin zihnime yazıldığı
an, her an
Kimsesiz kendimin benliği
ağlaşır sessizce
Bir söz var, bir sözün var
/ yakaladım
Parmağınla devşirdiğin
kızarmış narın
Acımsı tadı yayılır
dilimin ucuna / yanarım
Dedim ya, ahengi yok
kumsaldaki gölgenin
Kıyıya vuran dalganın
ötesi deniz, ötesi aşkım
Narin balıkların küçük
ağızları sayıklar seni-beni
Gündüz düşü görmedim, gece
düşüyüz ikimiz birden
Zamanlar ayartır
kimliğimi, rüzgara diklenir gün boyu
Unuttum yarını, dün hiç
gelmedi zaten / anladım
NEREDE
BAHARIN HATMİLERİ
Nerede
baharın hatmileri
Adına
şiirler yazılan gül
Işıldayan
renkleri toprağın
Nerede
baharın hatmileri
Ulaşmak
güzel çiçeklerine
Güzel
gözleri mis kokulu yaprağın
Nerede baharın
hatmileri
Kavuşmak güllere
kaygısızca
Gök açılır, kuşlar
uçar kaynar yüreğin.
|
|

SEVGİ
OKYANUSU
Karanlıktı, görmüyordu, ışığa hasret
Cahildi, bilgiye susamış
Yoksuldu, umudu varsıl
Cumhuriyet ulusu
Kırdı karanlığı keskin bıçağı aklın
En aydınlık yüz, aydınlattı ufukları
Yorgun zihinler yıkandı ışığıyla
Binyılın koşusu
Yetmişbeş yaşında sonsuzluk güneşi
Onurlu, ödünsüz, kırılmaz zincir
En güzel coğrafyada
Varoluş coşkusu
İnançlı mavi bakışlarında
Sımsıcak coşkusu aydınlığın
Halkının yüreğinde
Sevgi okyanusu
|
UMUTLAR GELİR
Güzel
düşlerim, yaşamımın harcı, umudumun soluğu
Uslanmaz bir
rüzgarla koşarım
Rüzgara
doğru
Günlük
güneşlik gökkafes, hapishane müdürüm
Soğuk pınar
sularıyla dolan zihnimi
Zihnimin
aynasında gördüm
Bulunmaz bir
su, bu umutsuz gecenin rengi
Değişti
sabrım, yok oldu beklediğim hüzün
Çiğ düşmüş
salkımın tanesi gibi
Irmak boylarında
rastladım, kristal çiçeklere
Gizli kalmış
umutlar yakıyor bedenimi yeniden
Görmediğim
düşler, esiyor geleceğe
Irmak
boylarında bıraktım, aynadaki suretimi
Kimsesiz dağ
yamaçlarında gördüğüm
Bilinmez
uzaklardan gelen yelkenli
İz sürerim
gönlümce, ararım sine sine
Saklı
kulübeler buldum, yalnızlık ormanında
Umutlu bir
rüzgara rastladım yine |
|
YALNIZLIĞA ÖVGÜ YA DA BOYUN EĞİŞ
Mor dağların
al kanatlı yalvacı
Yalnızlığa
koşuşan yitik sonbaharlar
Sırtımda
bomboş evrenin yükü
Ne yapar,
nasıl sabreder iğneli çam yaprakları
Sonsuzluğu
bekleyen ezgilerin seslenişi ormana
Yay çizen
ağustosböceği, halince, gürültülü, uçarı
Toprağa
ulaşmayan gözyaşları, çözümsüz çaresizlikler
Bunaltılı
akşamlar, daraltılı sokaklar, soluksuz kalabalık
Elemli
kaderlerin cümlesi
Evrenine dün
doğmuş yavrucuk kaplumbağa
Önemsiz,
umarsız, geleceksiz, minnacık
Bin evrenden
artakalan dünyamız, dönüyor sonsuzluğa
|
BEN
YAŞAMADIM DÜNÜ
Bir damla
suya bin hasret, susamış kaktüs
İzsiz,
ufuksuz, rüzgarsız çöl kumları
Kırk
haramilerin iz sürdüğü yokuş
Çırpınır
ebedi isyanla, dudaklarımda sensizlik fısıltısı
Güneşe renk
veren ışıltı kaybolur
Ben
yaşamadım dünü
Çöl
kumlarını sulayan ışığın, gözlerinden koşup gelen
Tenimi delip
geçen martı
Yeniden
ilkbahar
Hiç elleri
ellerimden büyük sevgilim olmamıştı
Zil çaldı,
yüreğime değen bahar
Kapı açık,
yüreğim açık
Komşumu
öpsem, kedimi kucaklasam
Ben
yaşamadım dünü
Yarınımı
isterim
|
|
MAHKUM
Yalnız mısın, korkar mısın yalnızlıktan
Kime bakarsın, kimse olmadan
Düşünmek gün boyu, zamansız - mekansız
Düşünecek şey olmadan
Seni seven bilir yalnızca
Güzelsin, farkında olmadan
Kader mi bir garip insanoğlunun
Sokulmak nefesine nefes almadan
Bir mucize, sevmek sahibini
Boğaz tokluğuna nankör olmadan
Doğrusu hür olmaktı, sense değilsin
Yaşamak zor kul olmadan
Acı bir tat, eski bir sanat
Mahkum yaşamak mahkum olmadan
|
YAĞMUR ISLATIR
KALBİMİ
Eriğin
çiçeğe durmasını bekler gibi bekledim bu anı
Dervişin
ölümü özleyişi gibi, en büyük vuslatı
Çiçeğin
arıyı gözlemesi gibi bekledim
Bilmez
misin, sen gelince
Mitralyöz
ateşine uğramış kısrak misali
Gülleler
yuvarlanır gül vadilerinde
Yağmurlu bir
gök gürlemesi, gökleri kırbaçla bölen
Aydınlanır
karanlıklar şimşek hızıyla
Yağmurla
yıkanır çıkmaz sokaklar
Bilmez misin
geldiğinde
Bir yağmur
iner gökyüzünden
Bir tohum
düşer toprağa
Sonsuzdan gelen
nehir, sonsuza gider
Nehir
sırılsıklam, ter içinde
Ben ömrümün
esiriyim, sense benim
Yokuşa sürme
yağmuru, ayna tutma şimşeğe
Sokaklar
bomboş, aksın yağmur sokaklara
Işıyan tenin
aydınlatsın bulutları
Bir an, bir
an, bir an
|
HAKKINDA:
İzmir Esintileri
Objektife Yakalanan Şiir
Dinçer Sezgin
Sevgili dostum Şair Yusuf Alper’in yanına gitmiştim bir gün. Biraz
söyleştikten sonra “Gel dedi, seni sanatçı bir dostla tanıştırayım.” Çıktık
üzerinde ‘Prof. Dr. Ahmet Çelikkol – Psikiyatrist’ yazan bir kapıyı çaldı,
içeri girdik. Tanıştık. Zamanın bizi dostluk tadına ulaştıracağını, sık
görüşme olanağı bulamasak da birbirimizin çalışmalarını daima izleyeceğimizi
elbette tahmin bile etmemiştim, o tanışma sırasında. Psikiyatri
profesörüydü. Ama aynı zamanda çok değerli bir fotoğraf sanatçısıydı.
Üşenmedi, kalkıp çektiği fotoğrafları gösterdi bize. Gerek siyah beyazları,
gerek renklileri, insanın dilini damağını kurutacak kadar güzeldi.
Fotoğrafları izlememiz saatlerce sürdü. Ahmet deklanşöre basılacak anı çok
iyi biliyordu. İzleyen fotoğraf konularını, öykülerini öne çıkarmadan,
plastik tada doyurmayı biliyordu. Işığı, çok güzel kullanıyordu. Ahmet
fotoğraf sergileri açtı. Karma sergilere katıldı. Ödüller aldı. Hala, büyük
bir hazla sürdürüyormfotoğraf makinesiyle dostluğunu.
Yıllar yıllara eklendi. Ahmet, objektifle yakalamaya çalıştığı şiiri,
kalemiyle de yakalamak çabasına daldı. Kendisine hiçbir zaman “şairim”
demedi. ‘Dize’, ‘Düşlem’, ‘Pencere’, ‘Çağdaş Türk Dili’ dergilerinde
şiirleri yayımlandı. Şiirleri çoğaldıkça “Ben şair değilim” sözünü daha sık
söyler oldu.
Yeni yazdığı bir şiiri bizlere okurken, sanki suç işlemiş gibi tedirgin,
mahcup, hüzünlü olurdu hep. Dergilerde yayımlanan şiirleri çoğunlukla
özlemin, yalnızlığın, kendini arayışın şiirleriydi. Ege Üniversitesi yoğun
bakım ünitesinde yatarken, Şair dostum Yusuf Alper, ‘Sıkılınca okursun’
diyerek bir kitap getirdi. Kitabın adı ‘Yüreğime Değen Bahar’ yazarı, şairi
de kimdi biliyor musunuz? Ahmet Çelikkol. ‘Dize’ dergisi yayını olarak çıkan
kitabın arka kapağına Veysel Çolak, “Bu kitap, şiiri sevmenin ve bunu
içtenlkle söylemenin bir kanıtıdır. Çelikkol’un hiçbir şey beklemeden şirle
buluşmayı amaçlıyor olması; şiir yazma edimini bir arınma, aşkınlaşma süreci
olarak gördüğünü ortaya koyar. Bireyin kendini gerçekleştirmesi; daha
doğrusu kendini üretmesi bağlamında bir öneridir Çelikkol’un yaptığı” diye
yazmış. Tümüyle katılıyorum. Ahmet’in kitabını bir solukta okudum. Hemen
hemen bütün şiirlerinde bir umut var. Ama yine bütün şiirlerinde hüzün,
yalnızlık ve büyük bir arayışın soruları da var. Bir şiirini “Ben neyin
peşindeyim” diye bitiriyor. Bir başka şiiri “Yalnızlık, yine yalnız” diye
bitiyor. Bir başka şiirine “Yalnız mısın, korkar mısın yalnızlıktan / Kime
bakarsın, kimse olmadan” diye başlıyor. Bir şiiri “Kendimi özledim”
dizesiyle sonlanıyor. Bir başka şiirinde de “Ben yaşamadım dünü /Yarınımı
isterim” diyor. ‘Sonsuzluk Denen’ adlı şiirini ne “Aştım ruhun ölmezliğini /
Aşkın olmazlığını / Yeniden geldim dünyaya / Var olması yokluğun ne yazar /
Dünya kurulmuş, biz varız ya” dizeleriyle ve büyük bir umutla noktalıyor.
Ahmet, her şair gibi, hüznü, yalnızlığın ve umudun şiirini yazmaya
çalışıyor. Görünen o ki ileride bunlar üzerinde daha da yoğunlaşacak ve
öteki Ahmetlerle birlikte şiirine yeni kanatlar ekleyecek, biz okurlarını o
Ahmet’lerin dünyasına sevgiyle uçuracak.
Bu kitabı için Ahmet’e diyeceğim, bence önemli bir şey var: Şiirin iç
müziğini yakalama uğraşını yoğunlaştırmalı. O zaman şiiri yüreğimize daha
yakın olacak, şiirinin objektifi daha çok şiire dönüşecek. (Radikal
Gazetesi)
YÜREĞİME DEĞEN BAHAR
Ahmet Çelikkol, Dize
Yayınları, şiir, 47 sayfa
"Hiç elleri benden büyük
sevgilim olmamıştı/ Zil çaldı, yüreğime değen bahar/ Kapı açık, yüreğim
açık/ Komşumu öpsem, kedimi kucaklasam" bu satırların sahibi Ahmet Çelikkol;
doğaya, sevgiliye, kediye ve yaşamla ilgili her şeye sevecen bir bakış
açısıyla yaklaşıyor. Kitapta yer alan son şiir ise o onanmaz ölüm gerçeğini
bir kez daha gözler önüne seriyor: "Ölüler şarkı söylemez bırak beni
gideyim". Daha önce Dize, Düşlem, Pencere ve Çağdaş Türk Dili dergilerinde
yayımlanarak sınanmış; şiir skalasında kendilerine yer açabilmiş yapıtlardan
oluşuyor. Geçmişi ve geçmişin şiirini unutanlara bir yürek anımsatması
yaratan kitabın sayfalarını süsleyen fotoğraflar da bir o kadar
ilginç.(Radikal Kitap, 20.07.2001)
|
|